Hadi Necip Fazılı Analım…
Bir Mayıs daha geldi… Mayıs ayı Müslüman camia için, her şeye rağmen ve elbette güzel faaliyetler cümlesinden olarak Üstat Necip Fazıl’ı anma, anlama maksatlı konferanslar, paneller sohbetlerin yoğunlukla yapıldığı bir ay olarak geçiyor… Bu cümleden olarak Konya şimdiye dek şahit olmadığı bir şenlik ile şenleniyor… Konya’da Necip Fazıl konuşuluyor hem de devlet erkânının gözetim ve denetiminde…
Şenliğin himayesi altında düzenlendiği Sayın Cumhurbaşkanı şöyle söylüyor;
“Üstâd, sadece bir düşünce adamı değildi; aynı zamanda bir siyaset adamı, eylem adamıydı. Coşkulu bir hatip, naif bir âşıktı. Onda aşk düşünceden, düşünce, aksiyondan, aksiyon da imandan bağımsız değildi.”
Ne güzel ifadeler, şiir gibi… Ve şöyle devam ediyor;
“Kısakürek, kendi yerli değerlerimizin modernite ile problematik yüzleşmesini çözümlemeye çalışan ilk mütefekkirlerimizdendir. Bugün kendi değerlerimizin modernite ile demokrasi ile olan yüzleşme sürecinden yerli, orijinal ve başarılı sonuçların doğması, Üstadın da aralarında bulunduğu o dönemin muhafazakâr aydınlarının sayesindedir.”
Ve Necip Fazıl:
“Bu eser, benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim… Ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek için yaratıldım. Şiirlerim de, piyeslerim de, hikâyelerim de, ilim ve fikir yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında birtakım “müştemilât”tan başka bir şey değil… Güzelim Türkçenin “katık” tabiri ne kadar yerinde. Gerçek gıda “nân-ı aziz” dediğimiz ekmektedir ve gerisi, ona katılmaktan kinaye “katık”tan ibaret… İçinde yüzde elliden fazla (hidro-karbone) cevher bulunduran ekmek, pastaların üstündeki her türlü krema ve (fantezi) oyunlarına sırt çevirmiş, kuru ve yavan, fakat besleyici ve kurtarıcı fikre ne güzel remz!.. İşte, ezel kadar eski ve ebed kadar yeni, topyekûn insanlık çapındaki dâvânın bu eserini tamamlarken, onu, gıdasını Büyük Doğu ekmeğine borçlu bildiğim Anadolu gençliğine ithaf ederim.” N.F.K. / 1968
Bahsi geçen “bu eser”, İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ isimli eseri.
“Başyücelik idealinin -İslâm’a nispetle ideal bir yönetim modelinin- dillendirildiği bu eseri emanet ediyor Necip Fazıl… Kime, “Gıdasını Büyük Doğu ekmeğine borçlu bildiği Anadolu gençliği”ne yani kime, muhakkak ki şöyle söyleyebilene, Sayın Cumhurbaşkanı söylüyorlar;
“Necip Fazıl, hem benim hem de neşet ettiğim siyasi hareketin kolektif muhayyilesini şekillendiren en önemli düşünce adamlarından birisidir. Başta rahmetli Erbakan Hoca olmak üzere, muhafazakâr düşüncenin siyasal söylemini inşa eden kadrolar, Üstadın perspektifine çok şey borçludur.”
Sayın Cumhurbaşkanı; “Bugün kendi değerlerimizin modernite ile demokrasi ile olan yüzleşme sürecinden yerli, orijinal ve başarılı sonuçların doğması…”şeklinde ifade etmişler gerçi, buradaki yerli ve başarılı sonuçlardan kastı Üstadın heykelleştirdiği “Başyücelik ideali” olsa gerektir… Aksi halde demokrasi ile nasıl bir yüzleşmemizden, böyle bir yüzleşmenin hangi sonuçlarından bahsedilebiliyor bilemiyoruz…
Üstadın mümkün olan en geniş çapta ele alınması elbette çok güzel bir gelişme olarak kabul edilmeli ve desteklenmelidir… Bu tür faaliyetlerin gerekli ihtimam gösterilebilirse faydadan âri olmayacağı açıktır. Lakin bir yönetim modeli olarak “Başyücelik ve Demokrasi” karşılaştırmalarının yapıldığı “akademik” çalışmaların sempozyumlarda, kompozisyon yarışmalarında vesair birçok farklı alanlarda dile getirilmemiş olmasını Necip Fazıl Anma Günleri gibi devasa faaliyetler içerisinde ciddi bir eksiklik olarak gördüğümüzü ifade etmeliyiz…
O kadar ciddi ki üstadı, bizzat üstadın “Şiirlerim de, piyeslerim de, hikâyelerim de, ilim ve fikir yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında birtakım “müştemilât”dan başka bir şey değil…” diye nitelendirdiği yönlerine büyüteç tutarak, o yönlerini megafona bağlayarak “anmak” gibi, bunun için yaratıldım dediği hususu es geçmek gibi azîm bir tehlike barındırıyor içinde…
Neden?.. Evet, neden böyle bir durum çıkıyor ortaya, bu yapılanlar bir vefa borcunun ödenmesi nevinden faaliyetler mi acaba? Yoksa yoksa daha fenası bu gün gelinmiş bulunan makamlar vesilesiyle oluşmuş doygunluk hissi yüzünden mi böyle oluyor?
Doygunluk hissi…
Bu doygunluk hissinin, sebebi nedir, açlığımız nerelere gitti… Helalinden mi doyurduk müfekkiremizi… Maksat bu muydu hakikaten… Andığımız, adına günler/ haftalar/aylar düzenlediğimiz Necip Fazıl doyar mıydı “mevcut hal” ile… O Necip Fazıl “bu günler” için mi ciğerinden kalemine kan çekmişti… İçe doğru tekamülün şahsa özel keyfiyetine nazaran dışa doğru gerçekleşmenin adı demek olan “Başyücelik” idealini konuşmazsak eğer Necip Fazılı anmaktan bahsetsek bile bu hakkı verilmiş bir faaliyet olabilir mi? Emanete sahip çıkmış olur muyuz böyle yaparak?..
Bu mevzuda çok şey söylenebilir, işin gerçeği bu hususun önü açıktır ama Necip Fazılı “benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim…” dediği mevzu üzerinden “anmamak” elbette gerçek bir anma olmayacaktır. Onu romantik idealist bir Müslüman konseptine oturtmak, elbette müsaade edemeyeceğimiz şekilde, değerlerin içini boşaltarak onu kendi bünyesinde eritmenin harikulade diyalektiğine ermiş liberal dünyanın dişlileri arasına kaptırmak olacaktır… Belki de bu husus, mevzuu bu yönü ile ele almak hususu bizlere düşen bir görev olacaktır, neticede “nasip” meselesi…
Bizler çok şey istemiyoruz, bizler “insan”ımızı istiyoruz, insanımızı bulabilmemizi mümkün kılacak çevre şartlarının teminini… Herhangi bir meyve ağacının bile yetişebilmesi için gerekli iklim şartlarına ihtiyaç duyması tabiiliğinde bir istek bu… İnsandan maksat Allah Resulü olduğu mutlak hakikati çerçevesinde ve insan olabilmenin O’na yaklaşılabildikçe mümkün olması zaruretinden başka nedir Necip Fazıl’a “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”nü yazdıran… Bu hasret bizleri “fethe” mecbur bırakan, bu hasret Necip Fazıl’a “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ”nü yazdıran…
Unutmamak gerekir ki “fetihler” akılla yapılmaz, fetihler “ruhla” yapılır. Fethi “ruhu” olanlar yapabilir… Zira malumdur ki “ruh sorar akıl bulur…” Eğer fetihler akılla yapılsa idiler büyük mucitler “fatih” olurdu… Onlarca profesör ve mucitler bir fatihin emrine amade olmazlardı…
Restorasyon “Fetih” değildir… Karıştırmamak gerekir: Tek parti karanlığından çıkıp liberal çamura saplanmamanın yolu halinde:
HADİ NECİP FAZIL’I ANALIM: BAŞYÜCELİK İDEALİNİ KONUŞALIM…