MANEVİ ÇAĞRIŞIMLARIYLA KARATAY MEDRESESİ MİMARİSİ

Yayınlama: 28.10.2017
Düzenleme: 28.10.2017 21:21
754
A+
A-

Karatay medresesi anadolu selçuklu döneminde imar edilmiştir. Adını Emir Celaleddin Karataydan alır. Emir Celaleddin karatay aynı zamanda eserin vakfedicisidir. Dönemin büyük devlet adamlarındandır. Vakfettiği bir kervansarayın taç kapısında kendisinden ” Alim, adil, zahid, din ile amel eden Allah’ın yasakladıklarından çekinen, mücahid, kendini Allah yoluna vakfeden, bid’atın zelil edicisi, gariplerin ve fakirlerin sığınağı, zayıfların barınağı, Allah’ın yeryüzündeki velisi” gibi sıfatlarla tavsif edilmiştir. Karatay medresesi hakkındaki en eski kayıt, Ahmet Eflakinin Menakıbu’l-Arifin adlı eserinde yer almaktadır. Eserde medresesinin açılısında büyük bir törenin düzenlendiğine, Mevlana Celaleddin-i Rumi , Şems-i Tebrizi ve Sadrettin Konevi gibi büyük İslam alimlerinin ve sufilerin hazır bulunduğuna dair bilgiler yer almıştır. Ağırlıklı olarak fıkıh eğitimi veren dönemin meşhur medreselerindendir. Mimarı belli değildir ancak çeşitli rivayetler vardır. Zaten mimarı yoksa da eseri var biz eserle ilgileneceğiz, medresenin temel kısımlarının mimarisinden (kubbe, kubbe feneri taç kapı gibi) yola çıkarak dönemin insanını, hassasiyetlerini dünya ve ahiret kavramlarına getirdikleri izahlarını anlamaya dair ipuçları arayıp ve bu vesileyle de eseri tanıtacağız.

TAÇ KAPI

Selçuklu mimarisi deyinde akla ilk gelen taç kapıları olsa gerek. Taç kapılar büyüktür,gösterişlidir ve süslüdür, devletin otoritesini de gösteren sembolik kapılardır. Ayeti kerimeleri ve hadisi şerifleri içerirler, bu yönüyle aslında islamın yüceliğinin ve şanının temsili durumundadırlar. Yapıldığı yere göre muhatabındaki insana mesaj verir. Kervansaraylardaki taç kapılar oraya ticaret yapmaya gelen tüccarların güvenini temin edip, tüccarlara nerede olduklarını hatırlatırken medreselerdeki taç kapılar daha süslüdür ve ilmin faziletine ve islam ahlakına yönelik hadisler ve ayetlerle bezenmişlerdir.

Karatay Medresesinin taç kapısının üzerindeki kitabe tevbe suresinden ayetlerle başlar (120. ayetin son bölümü) giriş kapısının çevresindeki bordürlerin arasında da, yanlarda 13’er üstte 11 adet olmak üzere toplam 37 hücreciğin içinde toplamda 26 Hadis-i Şerif bulunmaktadır. Bu Hadis-i Şerifler az kelimeli olarak nitelendirilebilinir. İslam ahlakını oluşturan temel hassasiyetleri içeren bu Hadis-i Şerifler medrese talebelerinin eğitiminin de bir parçası olma niteliği taşır.

Bu hadislerden bir kaçı mealen şöyledir :

Meclislerdeki sözler ve haller emanet gibi korunmalıdır.

Bir şeyi vermeyi vaad etmek, borç gibidir.

Harp hiledir.

Birlikte olmak rahmettir.

Dinin temeli nasihattır.

Borcu geç ödemek dindarlığa lekedir.

Tedbir geçimin yarısıdır

Anlayışlı olmak kazançtır.

Kuran-ı Kerim devadır.

Bu hadisi şerifler her müslamanın sahibi olması gereken islam ahlak anlayışının anahtarlarıdır. Bu hadislerin medresenin taç kapısında yani en dışında yer alması hadislerin anlamlarıyla beraber değerlendirildiğinde medrese eğitimine tabi tutulacak bir talebenin önce ahlak eğitimine tabi tutulduğu yahut tutulması gerektiği, ancak bunu kazandıktan sonra İslami ilimlerin tahsilinin doğru olduğu anlayışının hakim olduğunun ip uçlarını verir. Bu bağlamda her önüne gelen ilim tahsil edemez. Zaten bir medresedeki öğrenci sayısı büyüklüğüne göre 50 yi geçmezmiş. Bizim maşallahımız var bu konuda kız erkek ne buldularsa tıkıyorlar bi yere eğitiyorlar…

Devam edelim…

Taç kapının giriş açıklığının sağ ve sol kısımlarındaki yazı levhalarında Neml suresinden ayetler sülus yazı ile kabartma olarak yazılmıştır. Taç kapının giriş açıklığına en yakın yerde bulunan bu Ayeti Kerime böylece içeri girenin niyetini aczle temin eder onu manevi olarak hazırlar. Hz. Süleyman (AS) duasının yer aldığı bu ayet mealen: ”Allahım bana ilhat et de, kendime ve ebeveynime şükredeyim. Razı olacağın güzel bir iş yapayım. Beni de rahmetinle, lütfunla salih kullarının arasına koy”

Amin..!

KUBBE FENERİ

Medrese içine girildiğinde ara bir sirkülasyon alanından geçilip kubbenin altına ulaşılınır. Kubbenin mekezinde fener açıklığı bulunur. Döneminde bu fenerin çevresi açıktır. Doğal ışıklandırmayı sağlar ve mekanlar arası geçişler o ışık vasıtasıyla sağlanır. Yağan yağmur ve kar taneleri bu açıklıktan içeriye süzülerek fenerin altında bulunan havuzda toplanır. Bir rivayete göre bu su abdest vs. gibi ihtiyaçlarda kullanılırken başka bir rivayete göre medrese talebelerinin ders aralarında toplanıp muhabbet ettikleri bir merkez pozisyonundadır.

Fener fonsiyonel özelliklerinin dışında ( ışık, su, hava, görsel manzara gibi) dönemin mimari sembolizmine dair de ip uçları verir. İç mekan loştur. Fenerden gelen ışıkla aydınlatılır. Bu ışık gökyüzü alemül gaib ve nur kavramlarıyla ilişkilendirilendirilebilinir. İç mekanlara bu ışıkla ulaşılması Yüce Allahın hakimiyetini gösterirken bu bağlamda, çizilen hareket sınırları içerisindeki insan yönünü bulabilir ve karanlıkta kaybolmaz.

Bu anlayış etrafında, insanı toprağa bağlayan yeryüzü, dünyayı, insanlar arası ilişkileri temsil ederken, gökyüzü feneri uhrevi hayatı hatırlatan bir sembol mahiyeti taşıyor. Bu, medresede ki talebeye her an Allahı hatırlatan bütün eğitimi sürecinde böylesine bir hissiyatla yaşamasını kolaylaştıran, aksiyonel bir eğitimin de önünü açmış oluyor. Aksiyonel derken: Ferdi ve içtimai hayat muhasebesini harlayan yakıcı bir tesir anlamında…

Buradan anlaşılan mimarinin kapsam alanının ne kadar büyük olduğudur. Bir mimari hareket öğrencinin mekan içerisindeki duyuş frekanslarıyla oynarken onu mekana yani medrese ortamına daha iyi bir

şekilde hazırlamanın anahtarını da taşıyor. Ancak mimariyi bu bağlamda kullananlar insanı ve maksadını tarif edenler ya da tarif etme çabası içerisinde olanlardır. Zaten mimarlığı mühendislikten ayıran da bu özelliğidir.

KUBBE

Yapının en çok hissedilen, en büyük ve en etkili kısmı kubbesidir. Kubbe inşaasında Türk üçgenleri kullanılmıştır. Türk üçgeni kare planlı bir mekân üzerine kubbenin oturtulabilmesini sağlayan geçiş öğesidir. İlk olarak selçuklu eserlerinde kullanıldığı görülür. Burada kullanılan türk üçgenleri selçuklu çini sanatıyla süslenir. Motiflerle beş parçaya ayrılan üçgenlerin ortasındakine Efendimizin (sav) ismi diğerlerine ise Hulefa-i Raşidin’in isimleri yazılmıştır. Hulefa-i Raşidin-in isimlerinin kullanılması Ehl-i Sünnet İslam anlayışının da bir göstergesidir.

Fener açıklığının çevresinde Ayetel Kürsi kufi hatla yazılıdır. Kubbe çapının en büyük olduğu yerde yani kubbe kasnağında Bakara suresinin 255. ve 256. ayeti kerimeleri yazılıdır. Bu kısımlar arasında kalan alan lacivert beyaz ve türk mavisi diye adlandırılan mavinin açık tonunda bir renk olan firuze renkli seramiklerle bezenmiştir.Bu bezemeler selçuklu çini sanatının adeta şahikasıdır. Kullanılan renklerin insanı sakinleştirdiği, biyolojik olarak rahatlattığı ve tansiyonu düşürdüğü söylenir. Bu renklerin kullanıldığı kubbe aynı zamanda gökyüzü tasvirini andıran motiflerle işlenince ruhi bir yolculuğu da kaçınılmaz kılar.

Yerdeki halıdan kubbedeki fenere, fernerden giren yağmur damlalarından havuzuna taç kapısından yürüyüş yoluna, ve hatta sohbet meclislerindeki oturma nizamına bir bütünün kaybettiğimiz paramparça ettiğimiz bir bütünün, maksadı dünyaya insan yetiştirmek olan medreselerde tam bir mimari hassasiyet düşünüş ve sezişle inşaa edildiğini hayranlıkla görüyoruz. Bunu görürken eserin mimarını da göremiyoruz ya, mesele budur!

Dünyanın ahiret için olduğunu unutmamak duasıyla…

Dipnot: Bu yazıda, KTO Karatay Üniversitesi’nin “Medeniyet Tasavvuru ve Karatay Medresesi” adlı dersinin derleme ders kitabından faydalanılmıştır.

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.