Dedikodu, günümüzün olmazsa olmazı gibi lanse edilen umutsuz bir vakasıdır.
Bu durumun yaygınlaşması ve meşrulaşması için magazinci medya üzerine düşeni fazlası ile yapmak için uğraşıyor.
Dünden razı gönüllüleri de mal bulmuş mağribi gibi malzemeyi bulunca hemen çullanıyorlar.
Bir karaktersizlik hali olan dedikodu sadece magazinle kalmıyor işte, yaşantımızın her yerinde karşımıza çıkıyor.
Serseri bomba gibi gelip en masum insanın bile canını yakıyor.
Çamur at izi kalsın derler ama günümüzde bu durum hiç o kadar hafif değil.
Zira günümüzde çamur lekesi çıkabilen lekeler arasında.
Bu yüzden söz dedikodunun çirkinliğini hafifletecek konuma gelmiş.
Bunun yerine katran at izi kalsın gibi yeni versiyonlar önerebiliriz.
Belki bu söz de dedikoduya zihnimizdeki anlamı yükleyemeyecek ama bunlar işin geyik kısmı.
Tek hakikat var, o da dedikodunun bütün tehlikesi ile aramızda dolaşmaya devam etmesidir.
Bir kere dedikodu bulaştı mı üzerine seksen milyon gelip tersini söylese de o üzerine yapışıp kalıyor.
Kırklasan yine çıkmıyor.
Bir uzvunmuş gibi ölene kadar seninle yaşıyor.
Bir olay olduğu zaman insanların aklına seninle ilgili sürekli aynı şey geliyor.
Bir yerde dedikodu yapıldığı zaman ortamı terk etmenizi öneririm.
Çünkü bu fısıltılaşmaların nerede ve nasıl sonuçlanacağı asla belli değildir.
Zaten büyük bir çoğunluğu insanların özel hayatı ile ilgili olduğundan sizi ilgilendiren bir durum da değildir.
Yani duymasanız da olur, önemli bir şeyi kaçırmış sayılmazsınız.
Bu yüzden ne dedikoduya bulaşın ne de dedikoducuyu kendinize bulaştırın.
Çünkü bir kez girdiniz mi o kapıdan müptelası olacaksınız ama bir taraftan da aklınız namlunun size ne zaman doğrulacağını düşünüp sürekli bir vesvese hali ruhunuzu kemirecektir.
Sürekli insanların senin hakkında ne düşündüğünü merak edecek, davranışlarını onlara şirin gelecek şekilde ayarlamaya çalışacaksın.
Onların bir ifadesinden kuşkulanacak, onlarla arayı düzgün tutmak için uğraşacaksın.
Bu da kişiliğinde taviz verip güncel tabirle ezik bir şahsiyete bürünmeni sağlayacaktır.
Peki dedikoduyu kim yapar?
Herhalde en başta kendisine özgüveni olmayanlar yapar.
Bir baltaya sap olamamış, sürekli birilerine yalakalıkla hayatını idame ettirmek zorunda kalanlar yapabilir.
Edebiyat profesörü olmuş ama bir şiir, bir hikâye bile yazamamış birisiyle onun silik asistanı yapar.
Sözümona birliğini korumaya ve yüceltmeye çalışan, hiç kimseye hayrı olmayan çakallar yapar.
Gelen her elemana koltuğunda gözü varmış gibi bakan, üfürükten müdür ile yalaka takımı yapar.
Yapar oğlu yapar.
Peki sonuç?
Bir yığın can sıkıntısı, gönül kırıklığı, performans düşüklüğü…
Son söz: Şeytanlar zincire vurulmuşken “baş şeytan dil”i de susturalım.
Kişiye günah olarak her duyduğunu başkasına söylemesi yeter. (Hadis-i Şerif)