“Tekbir”in Nizamı: Başyücelik Notları

Yayınlama: 10.04.2016
Düzenleme: 10.04.2016 15:39
941
A+
A-

Allah (C.C.)’dan manilik gelmezse üç beş güne kadar ÇİMKE Yayınları arasından çıkacak olan kitabımızın ismi: “Tekbir”in Nizamı: Başyücelik Notları.

Tekbir malum Allah-ü Ekber kavramını işaret eder. Allah (C.C.)’nun mutlak tek ve mutlak büyüklüğünü ifade eden bir ibare şeklinde de tanımlayabiliriz. Âlemi yaratan, insanı yaratan ve Resulullah efendimizi yaratan Rabbimizi işaret etmek manasına kullandığımız bir kavram tekbir.

kitapReisicumhurundan çöpçüsüne kadar herkesleri Allah (C.C.)’nun mutlak iradesine teslim olmuş bir milletin sistemde, yönetimde, uygulama da “dünya çapındaki ideali”nin tanıtımına yönelik bir takım notların paylaşıldığı bir kitapçığı bu şekilde isimlendirmenin yanlış kaçmayacağını düşündük. Allah(C.C)’nun nizamı şeklinde değil elbette. O kavram etrafındaki mânânın nizamı… O mânânın ruhu ile kendisini bağlamış, neticede insanî bir nizam…

O’nun alemlere nur olarak gönderdiği peygamberinin bize ulaştırdığı, öğrettiği, gösterdiği ve bildirdikleri esası üzerinden “Ehl-i Sünnet” itikadı nispetinde sistemleştirilmiş bir dünya idealinin tanınması, anlaşılmasına katkı sağlar ümidi ile derlenmiş bir kitapçık Başyücelik Notları…

Başyücelik bir ideal… Üstâd Necip Fazıl’ın Abdülhakim Arvasi Hazretlerinden aldıkları çerçevesinde bir Müslümanın dünyasını inşa hedefini güderek sistemleştirdiği ve teklif ettiği bir yönetim sistemi ve anlayıştır.

Müslümanca bir şuurun teşekkülü, Müslümanca inşa edilmiş ve idare edilmekte olan sistem şartlarında Müslümanca bir anlayış üzerinden gerçekleşebilecektir. Müslümanca bir anlayış topyekûn eşya ve hadiselere Müslümanca bakış açısının sistemi demek olan Müslümanca bir dünya görüşü etrafında mümkün olabilecektir. Müslümanca bir şuurun ve Müslümanca bir çevrenin inşasına adanmış Büyük Doğu-İBDA Dünya Görüşü bu idealin çilesi çekilmiş bedeli ödenmiş bir fikir sistemidir.

Başyücelik ideali bu davanın bir yönünü işaret etmektedir.

Bir ideal olarak Başyücelik’i, Üstâd Necip Fazıl, kendi ifadesiyle, “ciğerinden kalemine kan çekerek” sistemleştirmiş ve “İdeolocya Örgüsü” adlı eserinde derleyip ümmete emanet etmiştir.

İdeolocya Örgüsü eserinden sonra bu mevzudaki tek eser destansı hayatını, aldığı nefesini bile,  “Fikri yaşamak yaşamayı fikir bilmektir” düsturu etrafında bu mevzuya hasretmiş Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun “Başyücelik Devleti-Yeni Dünya Düzeni” isimli eseridir.

Tanıtmaya çalıştığımız kitapçık bu eserlerden öğrendiklerimiz etrafındaki kanaatlerimizle beraber Üstâd Necip Fazıl’ın ve Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun eserlerinden iktibaslarla mevzunun anlaşılmasına ve anlamamıza yardımcı olacağını düşündüğümüz, şahsımıza ait gazete yazıları, ufak çaplı bazı çalışma ve notlardan ibaret bir kitapçıktır.


Demokrasiyi dayatmaya kalkanların kasıtlı hücumu altında kaldığımız bu günlerde, Müslümanların bir yönetim şekli teklif edemediklerine yönelik eleştirilerin sistemli enformasyonuna maruz kaldığımız açıktır. Demokrasinin yalnızca bir yönetim şekli olduğu gerçeğini göz ardı eden bir dayatma ile karşı karşıyayız. O bir tabu değil ki, bir yönetim şekli ve bizzat kendi iddiasına göre de halkın iradesini esas alan bir idare-yönetim şekli… E biz de halk olduğumuza göre, yaşamak istediğimiz dünya ve yaşanmaya değer bulduğumuz hayat hakkında bir takım kanaatlerimizi bu şekilde ifade etmiş bulunuyoruz.

Demokrasinin fikir özgürlüğü demek olduğu şeklindeki maval genel geçer bir karine haline getirilmiş bulunuyor. İnsanların düşünebilmeleri ve düşündüklerini ifade edebilmek hürriyetleri demek demokrasi demektir şeklinde bir anlayış yılların biriktirdiği bir enformasyonla milletin diline oturmuş. Bu ifadenin mutlak gerçeklikmiş gibi algılanır olması sağlanabilmiştir.

“Demokrasi var kardeşim herkes konuşabilir… Demokratik olduktan sonra…” gibi ifadeler günlük konuşmalarımıza kadar inmiş ve bir takım ahlaksız, dikta rejimleri örnek gösterilerek ahlaksız bir kapitalizmin yönetim modeli olmaktan başka özelliği olmayan demokrasiyi içselleştirmemizin sağlanmasına çalışılmıştır.

Oysa hepimizin fikri olmasına rağmen hepimiz güzel konuşan, yaşadığı ile amel eden âlimlerin sohbetlerine gitmeyi ister, mevzusuna hâkim, özü sözüne uygun yazarların kitaplarına yöneliriz. Herkesin fikrinin olmasıyla yönetimin ne alakası var. Yönetim herkesin fikri ile yapılmaz-yapılmıyor ki?

Evet, herkesin fikri var ama hastalanınca doktora, çocuğumuzu hocaya,  bozulan aracımızı ustaya götürmekten tereddüt etmeyiz… Bu açık olmasına rağmen birileri gemilerini yürütebilmenin şartları olarak illa da demokrasi demekte diretiyorlar… Öğrenmenin, ilmin, ahlakın şartları ortadan kaldırıldıktan sonra…  Bilmişlikle bilmek, gevezelikle fikir sahibi olmak aynı şeyler değildir.

Biz gerçek fikir hürriyetinin yegâne teminatının Müslüman bir dünya ve o dünyayı inşa etmek muradındaki Başyücelik ideal şartları olduğuna inanıyoruz.

Molla Güranilerin,  Akşemseddinlerin, Karacaoğlanların yetiştiği şartlar fikir özgürlüğü şartları değildir de esersiz, vatan haini, ahlaksız akademisyenlerin, pop müzik şarlatanlarının yetiştiği şartlar mıdır fikir özgürlüğü şartları…


İster demokrasi olsun ister başka bir yönetim, insanlar seçimlerle asla “devlet”i seçmezler… Devletin temel kabulleri üzerinden bir takım yorum farklılığı olan organize olmuş farklı güç odaklarını, teşkilatlanmış farklı oluşumları seçerler ve yine belli başlı grup ve kişilerin fikirleri iktidarda belirleyici olur…

Ve her yerde öyle yahut böyle hürriyetin muhakkak bir sınırı vardır. Herkesin her şeyi söyleyip yapabildiği, mutlak sınırsız bir yer henüz yeryüzünde yoktur ki zaten bu fikrin felsefi karşılığı anarşizm demektir. Devletsizlik, kuralsızlık manasına bir felsefe olaraktan…

Burada mesele, hürriyetin nerede başlayıp nerede biteceğine kimlerin hangi hakla karar vereceği meselesidir.

Dün idamlık suç olarak kabul ettiğin bir söz yahut hareketi bu gün teşvik ediyorsan dünkü kanunlarla idam ettiğin insanların sorumluluğunu kim alacak? Bir şekilde kendi içerisinde gelişime ve değişime memur ve mahkûm olan insanın mutlak belirleyici olduğu yerde, bu ve benzeri cinayetlerden kurtulabilmek mümkün değildir.

Başyücelikte bu hak “MUTLAK İRADE”nindir…


“Yeni Türkiye, Başkanlık sistemi ve Demokrasi” tartışmalarının ortasında bu mevzuların konuşulması gerektiğini düşündük.

Toplumsal bir talep olduğu hemen her kamuoyu yoklamasında ortaya çıkmasına ve yeni anayasa, Yeni Türkiye ve Başkanlık sistemi vadeden partinin her seçimde en birinci parti çıkıyor olmasına rağmen bu mevzuların toplumsal talebin şiddetince konuşulduğu söylenemez.

Okuryazar kesimin, akademik camianın bu mevzudan uzak duruyor görüntüsünün altındaki saik nedir bilemiyoruz. Eski Türkiye’den hemen hemen her kesim rahatsız olmasına rağmen, Yeni Türkiye’nin ne olması gerektiği, niçin öyle olması gerektiği ve nasıl olması gerektiği üzerine bir şeyler söylenemiyor.

Türkiye’nin bir yol ayrımında olduğu tartışma götürmez bir gerçeklik olduğuna göre Eski Türkiye’den kurtulmak ve Yeni Türkiye’ye doğru yol almak şartlarında olduğumuz bu günlerde değişimin olması gereken yönünün tayini hususunda daha fazla konuşulması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle Müslüman camianın bu tartışmaya kendilerine ait tek sistem teklifi olan Başyücelik ideali etrafında katılmaları gerektiğini düşünüyoruz.

Yeni Türkiye tartışmalarına mevcut ve yerli tek sistem teklifi olarak Başyücelik ideali etrafında katkı vermek ve bu sistemin tartışılması, tanınması ve anlaşılmasına vesile olmak maksadı güden bu küçük çalışmanın hayırlara vesile olmasını dilerim.

Doğrular büyüklere, yanlışlar ve eksiklikler şüphesiz bize aittir. Küçük-büyük yanlışlarımız için aflarını isteme cesaretimiz, gönüllerinin genişliğine olan itimadımızdandır.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.