Ölüm Var Hacı
Globalleşen ve hızına ayak uydurulamayan bir dünyada yaşıyoruz. Hız ise artık alınan yolla alakalı değil, öyle bir vaziyet içerisindeyiz ki hayır ehli olanlarımız bile ‘’hız hastalığına kapılmış’’ gidiyor. Ülkemizin içerisinde bulunduğu bu nahoş durum ve tıpkı yıllar öncesinde ‘’kardeşin kardeşe’’ gıtallaştırılması hali bugün de gerçekleştiriliyor. Bu hali hazırda körebe oyunundan başka bir şey değil. Koskoca hoca vasıflı adamlar bile kendi mümin kardeşinin yuvasından ne istiyorsa.
Velhasıl biz bu dünyada sadece bir yolcu mesafesindeyiz. Geldik dinleniyoruz ve gideceğiz. Ve yaşadığımız her şey ama her şey bize ev sahipliği yapan dünyanın yaratıcısı (tek yaratıcı, yaratıcılığı konjonktüre sokanın da Allah belasını versin) Allah’ın cc dilediği şekilde vuku buluyor.
Dünyamızın milyon yılları aşan bir yaşı var. O zaman içerisinde dünyanın geçirdiği değişiklikler nasıl onun geleceği içindiyse, bir o kadar da insanın içinde yaşayabileceği düzenin sağlanması içindi. İnsan her ne kadar kibrini dünyaya sığdıramasa da onun yaşananlar konusunda hiçbir tasarrufu olamaz. Kalpler, onu evirip çeviren ve tek galip olan Allah’ın elindedir. O diler ve dilediğini de yapar.
İşte böylece devam edegelen düzen içerisinde insan, yaşanan olaylara ve yaratılış gayesinin ağırlığı altında ezilmiş ve her devirde bir peygambere ihtiyaç duymuştur. İnsanı da bu ümitsizlik ve krizden peygamberler çıkarmıştır. Yaşadığı hayatı soktuğu anlamsızlığın içinde boğulup gitmektedir insanlık… Ve böylece son çırpınışlarını yaşamaktadır.
Ve hepsine rağmen ümit müminin yitik malıdır. Ölüm başlangıçtır. Ümitsizlik ölümdür ve sondur. Umut bulunduğu yerde yakasından tutulmalıdır ve hazine bulunmuşçasına sahip çıkılmalıdır. İnsan yaşadığı hayatta ‘ölüm’lerle yaşamaktadır. Dünya insanları ise bu sıkıntılarını ‘yokluklarını’ gidermek için türlü yollar denemişler ve tüm manevi yokluklarını, maddi yönden halletmeye çalışmışlardır. Balçık balçık balçık!
Umut insanlığın yitik malıdır. Ama kimisi bataklıklarda kimi arza endam eden galibi mutlak Allah’ın rahmetinde aramaktadır.
Rabbi ala’mız Yusuf suresinde Allah’ın rahmetinden yalnızca kafirlerin umut keseceğini haber vermiştir.
De ki: “Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden) Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen).” Zümer suresi 53. Ayet
Birbirini tamamlayan muazzam bir denge! Kendini yaratan ve yaratanın takdir ettiği fıtratı inkar eden insana, içine saplandığı ümitsizlik ve bir çığ gibi büyüyen buhranına karşı nebevi bir eğitim ve Rahmani bir kudret!
Ölüm bir başlangıç, Ümitsizlik ise sonsuz bir ölümdür. İnsanoğlu kaderine teslim olmanın dışındaki tüm durumlarda bir bataklıktaymışçasına olduğu yere saplanacak. Kıpramak daha çok batmanın habercisi olacak.
Velhasılı! Teslim olmalı önce insan. Ve sonra tekrar tekrar teslim olmalı. Hatta bağıra çağıra, hıçkırıklarla İslam olmalı, müslim olmalı ve içindeki tüm kültleri yıkmalı. İmam olacak insan yollara düşer, arkaya da düşer, imam önderdir. Fakat arkadan ‘gitmekteler’ ahir zaman imamları! İslam devletine bile ‘olsa da olur olmasa da’ diyen imam memurlar! Resulullah mescid kurduysa mescid Müslümanıyız. O İslam devleti kurdu ise biz İslam devleti Müslümanıyız. İşte bunu idrak edemediğimizde umudumuzu yitirdik ve öldük! Bu çelişkiyi imanımız kabul etmez!
Ümitsizlik her zerremize zuhur ededursun! Kalplerimiz hastalanıyor, teslim olamadıkça saplanıyoruz hastalığın pençesine! Allah’a teslim, kadere teslim, evrene teslim, çiçeğe teslim, ölüme teslim ve UMUT!