Defol Amerika: Ölenler demokrasi için ölmedi

Yayınlama: 02.09.2013
Düzenleme: 22.04.2015 14:58
1.033
A+
A-

Defol Amerika: Ölenler demokrasi için ölmedi

‘20.yy dan defedilmesi gereken mananın cisimleşmiş hali olan Amerika Irak’tan sonra şimdiler de Suriye’ye yerleşme niyetinde, yani Şam’a Müslümanlar için hassaten önemi haiz olan Şam beldesine…

Yüz bin insanın ölümüne yol açmış üç yıldan bu yana devam eden iç savaşta bu süre zarfında ıslık çalanlar harekete geçmek için Suriye deki hükumetin en son yaptığı kimyasal saldırıyı sebep göstermekteler. Son Kimyasal saldırı ile psikolojik kırılma sağlanmış ve birçok insanın kafasında bu hain müdahale meşru bir zemine oturtulmuş bulunuyor. Nasılda harika denebilecek bir şekilde maniple ediyor ve gelin bizleri kurtarın dedirtebiliyor. Ayrı bahis ama bunlardan öğrenilecek çok şey olduğu ortada.


Oradaki ayaklanmayı baştan Amerikan işi olarak niteleyen çevreler şimdi ne kadar haklı olduklarını söylüyorlar bağıra çağıra. Oralardaki Müslümanların yıllarca çektikleri gözardı edilerek ve bu süreçte kılını kıpırtadmadığının utancından iz bile taşımayarak… Oralarda ki Müslümanların yıllarca ve en son üç yıldır kan içmek zorunda kaldıkları atlanarak ve bu mevzuda hiçbir şey yapmamış olarak. Oysa eline geçmiş ilk fırsatta üzerindeki zalim sultadan kurtulmanın yolunu aramış insan evlatlarına, Müslüman yiğitlere Amerikan piyonu demekte beis görmedi kimileri hiç utanmadılar…

Ortaya çıkmış fiili durumu kendileri hesabına faydaya çevirme yoluna gitmiş onca Müslümanın, İslâmi bir rejim için hayatını ortaya koymuş yiğitlerin kanlarının haraç mezat talan edilip o küfürden kurtulmaya çalışırken bir başka küfrün sultası altına girmelerine müsaade etmenin bunu kabul etmenin kabul edilebilir bir yanı olabilir mi?

Amerika’nın oraları tekrar kendi lehine olacak şekilde dizayn etmek çabasında olduğu elbette herkesler tarafından bilinen bir gerçek. Onlar diktatörlüklerin uzun vadeli devam edemeyeceğinden hareketle bir değişiklik muradındalar, dediğimiz gibi birikmiş potansiyel enerjiyi kendi lehlerine değerlendirebilmek derdindeler. Onlar içinde kritik olan bu adımı atarken kendilerince hassas ve dikkatli olmak zorundalar ki, aradan tamamen Amerikan düşmanı İslâmi bir rejim sıyrılıvermesin. Eğer İslâm gelecekse eski rejim yerinde kalsın daha iyi diye düşünüyor olmalarını yadırgayabilir miyiz? Eğer eski rejim kalacaksa bile budaklı tarafları temizlenmiş olarak kalmalı, gidecekse de batılı değerleri benimsemiş yeni bir rejim gelmeli. Bu ana temadan olarak:

Bu babtan olarak basına yansıyan şu iki bilgi yeterince aydınlatıcı değil mi?

1-“AMAÇ REJİM DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİL

Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney, Suriye’ye yönelik değerlendirilen seçeneklerde, odaklarının “rejim değiştirme” değil, “Suriye rejiminin kimyasal silah kullanımına eylemine yanıt verme” olduğunu ifade etti.”

Diktatörlüklerle bu işin yürümeyeceğini anlamış ve toplumda birikmiş enerjiyi kendi lehine olacak şekilde boşaltmanın ve o topraklarda kendisine düşman bir yapılanmanın oluşmasına mani olma derdindeki Amerikanın oralarada “demokrasi” getirme hevesine verilmiş “ölenler demokrasi için ölmedi” şeklindeki cevabın fiili karşılığı mesabesindeki basına yansımış şu bilgi:

2- “Amerikan savaş uçaklarının öncelikle stratejik kimyasal silah bölgelerini hedef alacağı öne sürüldü. Son iddialara göre ABD rejime ait radar ağı, hava savunma sistemi, kimyasal silah üretim merkezleri ve scud balistik füze depolarını vuracak.

ABD’nin ikinci hava dalgasında ise İslamcı savaşçıları hedef alacağı öne sürülüyor. Terör örgütü ilan ettiği Nusret Cephesi, Irak Şam İslam Devleti gibi grupların eğitim kamplarının hedef alınacağı iddialar arasında. ABD’nin, diğer baskın İslamcı Tugayların üst düzey yetkilileri ve liderlerini de hedef alınacağı öne sürülüyor.”


Kendi içerisinde bir “güç” olabilmek şartlarına sahip olmayan camiaların, diğerlerinin menfaat dalaşları arasında yaşam imkanı arayan bizlerin kafa karışıklıklarına yol açmakta, adeta o kucaktan bu kucağı seçmek gibi aşağılayıcı bir duruma düşmemize yol açmaktadır. Ve o kafirler bizlerin bu güçsüzlüğü sebebiyle güya siyaset satrancı oynamaya kalkan çaresizliğimiz arasında hayatlarını devam ettirme, iktidarlarını sürdürmek imkanını da elde etmiş oluyorlar…


Esed küfründen kurtulmak için ödenmiş bedeli Amerikan küfrünün kurtarıcılığına heba mı etmek gerekir? Unutulmaması gereken o topraklara yerleşecek Amerika’yı defetmek yıllardır o topraklarda Müslümanlara kan kusturan Esedi defetmekten daha zor olacaktır.

Eğer müdahale engellenemez ise bile Amerika’nın orada da çamura saplanma ihtimalini değerlendirmek, onun yoluna bakmak gerekir… Bu gün gelinmiş psikolojik şartlarda adeta müdahaleye yeşil ışık yakar gibi gözüküyor yetkililer.
Her ne kadar Türkiye hükumeti yetkilileri bunu kabullenmek istemeseler de Amerikanın o topraklara girmesi her halükarda kendi başına haysiyetli bir devlet olmak muradındaki Türkiye için azami derecede bir tehlike olacak yılanı koynuna sokmaktan beter bir netice doğuracaktır…

Yaklaşık üç yıldır orada olanlara popilist söylemlerle destek verip, ideal sahibi olmamaktan kaynaklanan, hakiki destekler vermek cesaretini gösterememiş olan Türkiye hükumetinin şimdilerde Büyük şeytan eşliğinde kurtarıcılığa soyunmasını ihanet saymayacaksak ne diye değerlendirmeliyiz?… Kasıtlı bir ihanet içerisinde olduklarını düşünmediğimiz Türkiye hükumeti yetkililerinin ortaya çıkmış fiili durumu dikkate alıp bir politika sahibi olmamalarından kaynaklanan “sürükleniyorlar” durumunun bedelinin çok daha ağır neticelere yol açacağının unutulmaması gerekir.

Bunun yanında malum ülkenin Suriyeye girememesi yahut girse bile batağa saplanması daha sonraki manevra kabiliyetini kaybetmesine yol açacak ve bu vesile ile doğacak boşlukta kendin olma, aslında devlet olma, aslında tarihi misyonunu üstlenmek imkanı da doğacaktır.

Mütefekkir Mirzabeyoğlu’nun Irak savaşı öncesi Cuma dergisine verdiği ropörtaj vesilesi ile söylediği veçhile: “Bütün iç ve dış şartlar, Türkiye’yi tarihî misyonunu yerine getirmeye, büyük bir İslâmî zuhura ve İslâm dünyasının liderliğine zorluyor… Bu, onun tek varoluş şartı… Ben hadisedeki fayda cihetini işte bu ihtarda görüyorum.”
Küfür odakları arasındaki dalaştan “dava”n lehine kotarabileceğin fayda nedir? Onun imkanını gözlemek… Ama bu gözlemek yalnızca “kızıl elma” hayali olanlar için söz konusu olabilir, bir ideali, gerçekleştirmeyi planladığı bir hedefi olanlar için söz konusu olabilir. Sen kaçınsan da peşinden gelen “İslâm dünyasının liderliği” vazifesi senin peşini bırakmayacaktır. “Kızıl Elmamız”, “Bağımsız birleşik Büyük Doğu” dur.

Tarihin kendisine doğru aktığına şahitlik ettiğimiz bu süreçte bu vazifenin ifası için Amerika’nın temsilcisi olduğu mana ile beraber tüm dünyadaki etkinliğinin kırılması zarureti bir yana öncelikle ülke topraklarından ve çevre topraklardan defedilmesi zaruridir. Buna rağmen bir takım yalpalamalar kararsızlıklar dolayısı ile başbaşa kalınmış fiili durumlar dolayısı ile onların dümen suyuna girmek tarihin affedebileceği bir hata değildir… Bu harekete dahil olan herkes muhakkak bir bedel ödemek zorunda kalacaktır…

Şurası açık, artık Suriye bir cihad bölgesidir ve oraya büyük şeytan Amerikayla birlikte giren herkes helak olacaktır. Herkes aklını başına toplasın, ya ümmetten taraf olur kurtulunulur yahut kafirden taraf olunur cehennemin dibi boylanır bu saatten sonra.

Hükumetin muhafazakar demokrasi oluşturma çabaları onları masum kılmayacak, İslâm topraklarına kafirin girmesindeki ortaklık, oralarda İslâmî bir nizamın tesisine mani olma çabası bir lanet halinde önüne çıkan herkesi çarpacaktır… O açıdan herkesler aklını başına toplamalı pozisyonunu ona göre yeniden gözden geçirmelidir…
Netice olarak “go home yankee” yahut “defol Amerika” sloganı İslâmî ve insanî bir dünya hayali kuran her asil yürekte bayraklaşması, insan olmanın tabii bir sayhası halinde yükselmesi gereken bedihi –apaçık bir hakikattir.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.