Soma’nın Ardından
Sol yanımız ağrıdı, sol yanımıza ağır geldi çöken toprak. Toprak altında kalanların omuzlara ağır gelen sorumluluğundan kaçarken toprağın altında bırakıverdik o insan yanımıza ağır gelen vicdanımızı.
Gözyaşlarımız karaya karıştı, karayı aklamaya yetmedi birbirinden habersiz aynı acıya dökülen gözyaşları. Gözyaşı acıyı besledi, büyüttü. Anneleri teselli etmeye, annelerin acısını dindirmeye yetmedi. Acıya alışmış coğrafyalarda kaderdir yolların birbirine çıkmasını sağlayan. Yolların sonu çıkmaz sokağa çıktığında kader olur tüm kederlerin adresi, yitip gitmek istediğimiz boşluklarda.
Çocuklarını kaybeden annelerin hayatları hep eksik ve yarım kalır. Hiçbir teselli, hiçbir sevgi dolduramaz o boşluğu. Yıllarca özenerek, emek vererek büyüttüğü, hayallerini kurduğu çocuğunun apansız gidişi ağır gelir annelere.
Kucağına ilk aldığında koca dünya küçücük bedene sığar, tüm dünya onun kalp atışıyla döner, güneş onunla doğar, gece onunla çöker. Sabaha kadar ağlayan çocuğuna çare bulmak isteyen anneye gün doğmaz çocuğunun iyileştiğinden emin olmadan. Bir elini alnına koyup ateşini ölçerken diğer eliyle “benim ömrümden al O’na ver” diye dua eder. Gün olur çocuğunu yaşamak için gerekli olan parayı kazanmak için gittiği toprağın metrelerce altında kaybeder ve yitip giden doyamadığı ömrün ardından eksik kalan duasını “beni tez zamanda çocuğuma kavuştur” diyerek tamamlar.
Çocuğunun ilk adımlarının heyecanını kendi adımlarında hissederken, o adımlarla kendisine koşarak gelip sarıldığını hatırlar. Gazda zehirlenen çocuğunun adımlarının dışarıya çıkmasına yetemediğini düşündükçe, bir adım daha atsa bana gelir miydi derken kendi ayaklarında kalkıp hayata kaldığı yerden yürüyecek gücü bulamaz.
Konuşmaya başladığında ilk ne diyecek diye sabırsızlıkla bekler, anne mi diyecek baba mı ya da alakasız ve kendilerini güldürecek bir kelime mi. Sonra en son ne dediğini düşünür toprak altında son nefesini vermeden önce. Sonra en son gördüğünde kendisine söylediği son cümleyi hatırlamaya çalışır. Bilseydi duyduğu cümlenin son olduğunu, dinler miydi başka sözleri. Kulaklarını ömrünün sonuna kadar kapatır öylece kalırdı.
Sokağa oynamaya gönderdiği çocuğunun sesinin diğer çocukların seslerine karıştığı günleri düşünür, annelerin her bir evden, pencereden eve gelin diye bağırışı çalar kulağına. Toprak üstündeki umutsuzlukla diğer annelerin vedalara yetmeyen cümlelerini ve seslerini duyduğunda geri dönün diye seslenmek ister, ama ne kendi duyar sesini ne de sessizce yitip gidenler. Kendi sesine yabancılaşır, kendi sesine küser oğluna bir daha seslenemeyeceği için ve onu ne kadar çok sevdiğini bir kez daha söyleyemeyeceği için.
Çocukları kalem tutmaya başladığında ayrıdır annelerin heyecanı. Okusun adam olsun der eli kaleme yeni alışan elleri kargacık burgacık harfleri karalarken. Aynı eller adam olur kazma tutar, kürek tutar. Ama eli kalem tutup da insan yanı hiçbir yazıyla tamamlanmayacakların eline kalır yaşamları. Sonra başka eller kazma kürek alıp defnedilmeleri için mezar kazar. Anneler ellerini başına götürüp ağıt yakarken, yanan yüreklerine su serpsin diye bir kez daha çocuklarının yüzüne dokunmak isterler bir daha öpülmeyecek elleriyle.
İlk kelimeleri dökerken kağıda birlikte hecelerler kelimeleri. Kalemi tutan eli aferin niyetine öper anne. Sonra toprağın altından çıkan bir elde kargacık burgacık bir yazı dağlar yürekleri. “hakkını helal et oğlum” der baba kalan son nefesinde zamanı yettiğince..
Anneler “hakkım helal olsun sana” derken, gidenler kendi hikayelerinin kahramanları olarak giderler, kalanların hikayeleri acıdır, dinledikçe, konuşuldukça, yazıldıkça artar kalplerdeki ağrısı.
Eksik kalan hayatlarda eksik kalan anılara herkes sahip çıkmak ister. Biz ise eksik kalan insan yanımızla kalakalırız bir gözyaşı damlasının toprağa düştüğü yerde vicdanımızla…