Benim Şehirlerim

Yayınlama: 13.06.2014
Düzenleme: 22.04.2015 15:34
1.011
A+
A-

Benim Şehirlerim

Şehirler vardır kendimizi sokaklarında kaybetmek istediğimiz. Çıkmaz sokaklarından başka yerlere ulaşacağımızı düşündüğümüz, buz gibi sokaklarında dolaşıp kendimizi ararken farkında olmadan iliklerimize kadar üşüdüğümüz. Kendimizi bulamadığımız mekanlarda bir hayalin peşinden giderken kendisinden kaçtığımız gerçeklerle “şimdi kurtuldum” dediğim köşe başında yüzleştiğimiz.

Şehirler vardır sokaklarında kaybolamayacak kadar iyi bildiğimiz. Her sokağın başında bizi neyin beklediğini bilerek kendimizden emin adımlarla yürüdüğümüz. Sokaklarının buluştuğu yerde tandık bildiklerle bir selamla, bir bakışla, bir gülümsemeyle buluştuğumuz. Yürürken kendimizi ait hissettiğimiz, sokaklarında kimsenin haberi olmadan kendimize ait mekanlar seçtiğimiz. Kimi zaman penceresi güzel olan bir ev bizim olur, kimi zaman dualarımızı ettiğimiz bir caminin seccadesi. Kimi zaman çatı katından tüm şehre tepeden bakmak istediğimiz binayı gözüme kestiririz ya da gözden uzak olmak istediğimizde şehrin en ücra köşesindeki yalnız yaşayan teyzenin dinginliğine kendimizi teslim ederiz.

Şehirler vardır; dört mevsimin az geldiği bu yüzden kendimizce mevsimler eklediğimiz. Eklediğimiz mevsimlere yine kendimizce anlamlar ve duygular yüklediğimiz. Herkes kışı yaşarken bizim yaşama umuduyla baharı erken karşıladığımız, baharda açan çiçeklere inat şehre küsüp içimize kapandığımız. Gökkuşağının eksik olmadığı günlerde dileklerimizin gerçekleşmesi için yol alamadığımız ancak yolların o şehre çıkma umudunu hep yaşadığımız. Yaz yağmurunda yüzümüze çarpan damlalarla serinleyip, her damlada başka diyarlara düşmek için fırsat beklediğimiz, uzun süre uzak kalınca bir an önce kavuşmayı ümit ettiğimiz.

Şehirler vardır; parklarındaki çocuk seslerini onların eksildiğinden haberleri olmadan çalıp kendi hayallerimize katık ettiğimiz. Çocukların oyunlarını izlerken kendi çocukluğumuza şöyle bakıp, kendi çocuğumuz olmadığı için ağladığımız. Çay bahçelerindeki sohbetleri farkında olmadan dinlerken, fark edilen gülümseyişimizin görülmesiyle mahçup olduğumuz. Hayatı oyun gibi görenlerin umarsızlığına kendimizi kaptırıp mırıldandığımız şarkılarla ritim tuttuğumuz, önümüze düşen topa nereye gideceğini bilmeden heyecanla vurduğumuz şehirler. Yalnızlığımızın yüzümüze vurulduğu kalabalık aile fotoğraflarında hiç yer alamayıp, fotoğraf makinelerin deklanşörüne basarken her detayını tek kareye sığdırmak isteyeceğimiz kadar sahip olmak istediğimiz şehirler.

Tarihini illaki öğrenmek istediğimiz, öğrendikçe zenginliğinde, heybetinde küçük kaldığımız şehirler vardır. Tarihine baktıkça bu gününde ne hale geldiğini görüp üzüldüğümüz, keşke zaman o anda donup kalsaydı dedirten şehirler. Tarih kokan, tarihinin yanında terk edilmişlik, yalnızlık ve ilgisizlik kokan şehirler. İnsanları şehre geldiği tarihi hatırlatmayacak kadar içine alan, yoğunluğuyla saran, kucaklayıp bırakmayan şehirler vardır. Zamanın geçtiğini eski binaların yıkılıp yenilerinin yerini hızla alışına bakarak anlamaya çalıştığımız ama oraya hangi vakit gelip ne zaman alıştığımızı fark ettirmeyecek kadar çabuk değişen ve bize de kendini sevdiren şehirler.

İnsanlarla kendisini özdeşleştiren, özelliklerini kendisiyle yaşayanlara farkında olmadan alıştıran ve benimseten şehirler. Onun gibi olmazsak, orada olamayacağımızı bildiğimiz, havasını suyunu hücrelerimizde hissettiğimiz, sabahına uyandığımızda şükrettiğimiz ve ondan ayrıldığımızda anlata anlata bitiremediğimiz şehirler vardır. Başka şehirlerde onda alıştığımız yüzleri aradığımız, kendimizce aşık olduğumuz şehirler. Bir de platonik aşkla bağlı olduklarımız vardır. Uzaktan sever, arada bir görmek isteriz. Çok vakit geçirince aslında o kadar da sevmediğimizi fark ederiz. Senede on beş gün vakit geçirip, ayrılırken ağlayıp uzun süre görmeyince olmasa da olur dediğimiz ama kendisiyle ilgili anılar biriktirdiğimiz şehirler.

Birde ömrümüzün sonuna kadar kalmak istediğimiz, yaşamaktan keyif aldığımız, kendimizi kendisine ait hissettiğimiz şehirler vardır. Vedalaşma zamanı geldiğinde ağladığımız belli olmasın diye arkamıza bakmadan gitmek isteyip ama tüm biriktirdiklerimizin bizi engellediği, göndermediği şehirler. “İnsanın doğduğu yer değil, doyduğu yerdir önemli olan” sözünün aksine insanın kendisini ait hissettiği, yaşadığı için şükrettiği ve gitmek istediğinde burnunun direğini sızlatan şehirdir insanın şehri.

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.