Perihan Akçay Diğer Yazıları

  Hande Dağ henüz küçükken geçirdiği ateşli hastalıklar sonucu beyin felcine yakalanmış, spastik engelli bir genç kız. Tahmin edeceğiniz gibi yaşamı muhabere alanı gibi. Hayata ilk tutunma dönemleri belli ki sancılı ve dramatik. Yirmi yaşındayken eline aldığı kalem ise onun türlü mihnetlere katlanan naif yüreğinin sesi ve sahibini toplumun ön...
10.04.2016
0
2.003
2012 Yılının Ağustos ayında bir Cuma günü… Sultan Ahmet Camii’nde Diyanetin organizesinde bir programdayız. Çinli Müslüman Muhammed Emin Kur’an okuyor. Hangi ülkeye gitsem, Çin mallarının işgaline şahit olup, bundan fevkalade rahatsızlık duyan ben, şaşkınlık içindeyim. Çünkü sadece bu mallara değil, malların sahiplerine de Uygur Türklerine yaptıkları zulümler sebebiyle nefret ve...
15.10.2015
0
592
Yeryüzündeki bütün insanlar, hep birlikte belli  bir istikamete doğru yol alırlarken, ömürleri de akıl almaz  bir hızla tükenip gidiyor. Fakat Müslüman olana, bu yorucu yürüyüş esnasında, Rabbi tarafından öyle bir dinlenme fırsatı veriliyor ki, onun güzelliği kelimelerle anlatılamaz. Bu fırsat Ramazan’dır. Onun güzelliğinden sonsuzca yararlanan insan, bambaşka bir güç kazanarak,...
27.07.2015
0
795
Rahmetli Erbakan babamın arkadaşıydı. İlk partisini Konya’da kurdukları zaman, karargah olarak da bizim ev seçilmişti. Önceleri onlara destek çıkanlar yüz kişiyi geçmiyordu. Toplantılara da evin salonları yetiyordu. Çocukluğumun, gençliğimin güzel mekanı, gazetelerde “yobazların, takünyelilerin bir araya toplandığı yer” olarak halka taktim ediliyordu. Hatta yetmişli yılların Günaydın Gazetesinde çıkan bir haberi iyi hatırlarım. Tam...
15.06.2015
0
883
Onu ilk gördüğüm an, yüzündeki derin çizgiler sebebiyle hayli yaşlı ve yorgun biri izlenimine kapılmıştım. Eserlerinin adını kitaplığımızda göre göre ezberlediğim insan, evimizin salonunda bir sandalyeye oturmuş, namaz hazırlıkları yapıyordu. Babam; “Şiirlerini severek ezberlediğin Necip Fazıl Kısakürek Usta bu bey işte!” dedi. Üzerinde gür sakalıyla uyumlu, bembeyaz ayakkabıları olduğunu hatırlıyorum....
14.05.2015
0
879
Televizyon kanallarından birinde, taş plaktan yükselen eski bir dostun tanıdık sesi… Büyük sanatkar Sebilci Hüseyin Efendi ilahi söylüyor. “Güzel aşık cevrimizi çekemezsin demedim mi? / Bu bir rıza lokmasıdır, yiyemezsin demedim mi?”   Rahmetli gazelhanın yanık sesi, beni sevgili babacığımın bizlerle cömertçe paylaştığı, renkli gündelik hayatına götürüyor. Onun hayatını uzaklardan hasretle izler gibiyim şimdi. Sebilci Hüseyin bahçemizdeki  devasa ıhlamur ağacının altında...
22.11.2014
0
1.708
Bazen tabiatı sevmek, aşk derecesine varabiliyor. İşte kadirşinas okuyucum Nadire Hanımefendi de bu aşkı, yüce gönlüne davet edenlerden biri. Dün sabah Meram Yaka Yolu‘nda yürüyüşe çıkıyor. Eski şirin bahçeli evlerin yıkılıp, yerlerine kocaman hantal binaların yapıldığına hayretle tanıklık ediyor. Bu binalar yapılırken, yok edilmiş ağaçları, yeşillikleri gözleri boşu boşuna arıyor....
30.08.2014
0
1.385
Yıllar önce bir umre ziyaretinde, Medine’de ikamet eden bir Türk mühendisle tanışmıştık; Yakup İnce Beyefendiyle. Bizim kafilemize mihmandarlık ediyordu. Ama çoğu otel lobisindeki sohbetlerimizde, başka ülkelerden gelen Müslümanlar da, bu beyefendiyi görünce aramıza katılırlardı. Bir kaç dili iyi bilen ve yerli halk tarafından da çok sevilen Yakup Bey, bilhassa Osmanlı...
20.08.2014
0
1.465
İnsanlar arasındaki en ortak soru; DAHA KAÇ SABAHIMIZ KALDI? ABD’nin en gözde edebiyatçılarından Paul Auster, son kitaplarından birinde kendini anlatıyor. ‘Kış Günlüğü’nde. Yazarın kendi tabiriyle Kış Günlüğü, soluk almanın fenomenolojisi… Kendine sen diye seslendiği bu kitapta özetle diyor ki; “Daha kaç sabahın  kaldı? Bir kapı kapandı. Bir kapı açıldı. Hayatının...
14.08.2014
0
1.166