Olup Biten Ne?
Daha dün gibi kısa bir zaman önce Mısır’ın üniformalı katillerinin cinayetleri ile yüzleşirken, birden bire Suriye diktatörünün kimyasal saldırısı neticesi kavrulan mazlumların -öylece sessiz- soluklarının kesilerek vahşice öldürüldüğüne şahit olduk.
Bütün İslam coğrafyasında yaşanan olaylar bu minval üzere devam edip gitmekte. Haberdar olabildiğimiz Müslümanların yerini yurdunu ancak onlar katledilince öğrenebiliyoruz. Myanmar diye bir yer olduğunu ne zaman öğrendik? Çeçenistan, Afganistan, Filistin, Irak, Somali, Burma, Moro, Tunus, Fas, Cezayir, Yemen… Dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanlar her an aynı vahşetle karşı karşıyadırlar.
Ergenekon çetesinin hazırladığı “Balyoz Darbe Planı” gerçekleştirilebilseydi, bugün Mısır’da yaşananlar Türkiye’de uygulanacaktı…
Mısır’da gerçekleştirilen darbenin arkasında yer alanlarla Suriye’deki katliamı gerçekleştirenler aynı kliğin uzantılarıdırlar.
Suudi Arabistan Krallığı’nın Mısır’ın darbeci katillerine verdiği tam destek neyle izah edilebilir?
Adını İslam Cumhuriyeti diye tescilleyen İran’ın Müslümanları katletme noktasında Beşşar Esed’in izinden yürümesi, Hizbullah’ın katiller sürüsüyle Suriye halkını öldürme yarışında onlardan geri kalmaması ne anlama gelir?
Müslümanlar olarak bizler, vahşette sınır tanımayan İsrail devletinin Filistin’de, Lübnan’da yaptıklarını zaten biliyorduk. Onlar bunun için varlar. Tamam, ama halkı Müslüman olan ülkelerde onları idare etmek noktasında başa geçen/geçirilen katiller sürüsünü nereye koymalıyız?
Irak’ın başına peydahlanan Saddam Hüseyin, bütün ülkeyi kendi heykelleriyle donatmış, kurduğu zalim düzeni devam ettirmek için her türlü vahşete imza atmış ve Halepçe Katliamını gerçekleştirmişti. Sonu malum. Kâfirler tarafından kelime-i şehadet getirirken katledildi.
Kaddafi Libya’nın başına musallat olmuş, yazdığı sosyalizm/İslam karması “Yeşil Kitap”ın ilkeleri ile halkına yıllarca zulüm ile hükmetmiş ve kendi sonunu halkı ile savaşarak hazırlamıştı.
Mısır. Fas, Tunus, Cezayir, Çeçenistan, Yemen, Afganistan, Pakistan… Adına İslam ülkesi dedikleri hangi yer olursa olsun, orası; bir şekilde benzer diktatörler eli ile idare edilmekte, Müslümanlar fiili ve fiziki manada kontrol altında tutularak ehilleştirilmektedirler!
Nasreddin Hoca’nın leyleğin kendine göre fazla uzuvlarını keserek, “Hah işte şimdi kuşa benzedin” hikâyesinde olduğu gibi, Müslümanlar onların istedikleri biçim ve halde oluncaya kadar her yönü ile budanmaktadırlar.
İdrakleri iğdiş edilerek her yönü ile budanan Müslümanların artık eli kolu bağlanmış ve içinde bulundukları halden habersiz birer köle durumuna getirilmişlerdir. Kölelikten kurtuluş mücadelesini vermek bir yana, mücadelenin kime ve neye karşı yapılacağından bihaber, “dost ve düşman”ı tanımayan, başına gelen belalardan dolayı oraya buraya savrulan, ama her hali ile “köleliği devam eden kalabalıklar” haline getirilmişlerdir.
Mezhebi ve meşrebi sapık anlayışlar, onlara “gerçek kurtarıcılar”mış gibi pazarlanmış ve onların bir kısmı bu hileyle kandırılmıştır. Suriye gerçeğinde yaşadığımız İran ve Hizbullah faktörü bunun delili değil mi?
Sapık anlayışların temsilcisi hüviyetindeki bir kısım âlim geçinen zalim hainlerin hezeyanlarını “din” diye dinlemişler ve maalesef onların önlerine yem niyetine attıkları kimi doğrulara kanmışlar ve böylece perdelenen gerçekleri görememişlerdir.
Sayısız misaller verebileceğimiz bu hal için verilebilecek en güzel misallerden birisi bu günlerde gün yüzüne çıkmıştır.
Mısır ve Suriye’de yaşanan vahşeti görmeyen, bilmeyen, duymayan bir Müslüman kalmış mıdır yeryüzünde?
Hayır.
Önümüzdeki günlerde milyonlarca Müslüman Hac ibadeti için kutsal topraklara akın edecek. Dünyanın her tarafından gelecek Müslümanlar Kâbe’de birbirleriyle hemhal olacaklar. Geldikleri yerlerde öğrendikleri İslam’ın güzelliklerini yaşayacaklar. Kâbe’yi tavaf edecekler. Safa – Merve Tepeleri arasında gidip gelecekler. Şeytan taşlayacaklar.
Kısacası, Hac Farizasını yerine getirecekler. Sonra huzur-u kalb ile memleketlerine dönecekler.
Bu halde bir beis yoktur elbette. Ama, olaylara başka bir pencereden bakarak teşhis koyalım.
Mısır ve Suriye’de Müslümanlar katlediliyor. O katliamın faillerinden hesap sormak mevkiinde olan müminler, katillere destek olan Suudi yöneticilerin hâkim oldukları topraklarda sanki bu dünyada hiçbir şey olmamış gibi, gönül huzuru içinde ibadetlerini yapıp geri dönüyorlar.
Bu dönüş kimin işine gelir acaba?
Kâbe’de toplanan mü’minler, Rabia meydanındaki kardeşlerinin yanında olduklarını beyan edecek işareti hep beraber tağutların tahakkümüne isyan için yapıverseler… Zulme sessiz kalmayacaklarını haykırsalar ve oradan bütün dünyaya bu mesajı vermenin azmi ile dönseler?…
Temennilerimiz, teklifimiz olarak kayıtlara geçsin. Müslümanlar yeryüzüne hâkim olacak güç ve irade ile çalışarak birbirleriyle kenetlensin.
Suriye’ de katledilen mazlumların intikamını almayı kafirlerden değil dünya bizden beklesin. Mısır’da ve bütün dünyada yaşananların hesabını soracağımız günler için çalışmak ve geleceğimizi inşa etmek mecburiyetindeyiz.
Vesselam…