Gör Bak Daha Neler Olacak!

Yayınlama: 16.11.2013
Düzenleme: 22.04.2015 15:39
1.028
A+
A-

Gör Bak Daha Neler Olacak!

“Evvel zaman içinde kalbur saman içinde” diye başlar bütün masallar. Şimdi anlatacağımız şey masal değil gerçek… Günün birinde bu topraklarda Kılık Kıyafet Kanunu mucibince adına devrim denilen bir kısım faaliyetler icra ediliyor… Halk, inkılap kanunlarına uymadığı gerekçesiyle adına İstiklal denilen mahkemelerde yargılanıp idam sehpalarında sallandırılıyordu.

Şapka kanununa muhalefetten Rize halkı, denizden ablukaya alınıp top mermileriyle susturuluyordu. “Ben ne diyorsam o olacak ulen” modundaki elit tabakanın seçkin insanları yönettikleri halkı her açıdan tepelemenin planlarını icra ediyordu.

Cephelerde milyonlarca askerini şehit vere vere kıstırıldıkları son mekân Anadolu’da inanç, itikat, ibadet, tarih, şuur… Hasılı mukaddesat adına ne varsa onlar, bir bir sökülüp atılıyordu ait oldukları yerlerden. Öz yurdunda paryalaştırılan halkın önüne konan tek seçenek, “Medeni milletler seviyesine ulaşmak” ideali idi. O ideale ulaşmanın yolu, kendinde var olan hasletlerden kurtulmaktan geçerdi.

Bunun için Avrupa’dan ithal edilen şapkalarla donattılar insanların kafalarını. Kur’an-ı yasakladılar. Ezan-ı Muhammedi’yi yasakladılar… Yıllar yılları kovaladı ve bugünlere geldik.

Bugünlerde tanık olduğumuz kimi olaylar, geleceğe milat olacak tarihî anların yaşandığını gösterecektir. Meclise bunca yıl sonra başörtüsü ile girilebilmesi hadisesi, dünkü halimize baktığımız zaman bugün için çok önemlidir. Okullardan ancak kaldırılabilen andımız da öyle.

Hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan öyle eften püften şeylerle uyutulup kendimizden uzaklaştırılmışız ki… Farkında değiliz, şehrimizin en güzide yerlerine dikilen anıtlara mahkum olduğumuzun… Farkında değiliz çoluk çocuğumuzun beyinlerine enjekte edilen virüslerin. Farkında değiliz içine düşürüldüğümüz tuzağın bağlarından.

Ellerimiz bağlanmış, dillerimiz bağlanmış, kalbimiz kafamız, kalıbımız ama her şeyimizle biz bağlanmışız. Suriye’de yaşanan vahşeti seyretmekten öte yapacağımız bir şey yok; “Acımaktan başka” algısı oluşmuş/oluşturulmuş zihinlerimizde. Mısır’ın eli kanlı silahlı katilleri işbaşında… “Nerdeyse, “bizde olmadı ya, şükür!” diyecekmiş gibi bir halimiz var. Yoksa öyle miyiz?

Milletin uyanışının alametleri zahir olmaya başladıkça bir bir, ümmetin kurtuluşuna doğru adımlar atıldığını göreceğiz/görüyoruz. Filistin, Afganistan, Çeçenistan, Suriye, Mısır… şura bura her yer… Bir şeye muhtaç: kurtarıcı fikre… Önce fikir. Fikrin olmadığı her hareket, netice itibarıyla zilleti doğurucu felaketleri de beraberinde getirir. Hani derler ya, “savaşta kazanıp masada kaybetmek” … Savaşta kazananın masada kaybetmesinden daha büyük bir felaket tasavvur edilemez. Masada kazanmak, fikri manada düşmanlarını galebe çelmek demektir.

Bugünler, o fikrin hakimiyetinin gerçekleşeceği günlerin arefesi günlerdir. Yani, güneş doğmadan meydana gelen ve o doğuncaya kadar alacakaranlığın hüküm sürdüğü, görünen nesnelerin göz kararıyla, el yordamıyla seçilebildiği günlerdir. Hele bir çıksın alem-i cihana baştan başa tezatsız bir bütün halinde nizam teklif eden Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu o zaman GÖR BAK DAHA NELER OLACAK?

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.