Ekmeleddin İhsanoğlu 1 Ocak 2005’te İslam İşbirliği Teşkilatı (İKÖ-OIC) Genel Sekreteri seçildiği zaman beni nedense çok heyecanlandırmıştı. İslam dünyasının en önemli teşkilatının başına ilk kez bir Türk genel sekreter olmuştu.
İhsanoğlu’nun İKÖ’nün başına gelmesinde kendisinin baş döndürücü kariyeri de etkiliydi ama bu Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin de başarısıydı. Ülkemizin uluslararası arenada artan etkinliğinin göstergelerinden biriydi. Erdoğan hükümeti ülke içinde henüz rahatlıkla tasarrufta bulunamadığı yıllarda İKÖ’nün başına bir Türk genel sekreteri seçtirmesi, diğer Müslüman ülkelerin bu hükümetten beklentilerini işaret etmesi açısından önemliydi.
İhsanoğlu, 2005’ten bu yana genel sekreterliğini yaptığı örgütü hak ettiği saygınlığa getiremedi. O kadarki İKÖ’nün ismi bile unutulup gitti. Ülkemizde bile bu teşkilatın yeterince tanınmaması İhsanoğlu’nun üzerine düşeni yapamadığı anlamına geliyor ve bence bu görevden hemen ayrılması gerekir.
1969’da İslam Konferansı Teşkilatın adıyla kurulan örgüt, 1975’te İslam Kalkınma Bankası adıyla bir bankaya sahip oldu. İKÖ’nün destekçisi örgütler içerisinde bile kendisinden etkin yapılar var ama nedense İslam dünyasının çatı örgütü kabul edilen İKÖ kendi kendini lağvetmiş gibi davranıyor.
2005 yılında İhsanoğlu genel sekreter olduğu zaman 2015’te Birleşmiş Milletler benzeri etkin bir örgüt olur hayali kurmuştum. İhsanoğlu’nun 8 yıl 6 aydan beri yönettiği fakat arpa boyu yol kat edemediği İKÖ çok ciddi tarihi fırsatları kaçırmak üzere.
İKÖ Dünya Bankası’ndan daha büyük ekonomik hinterlanda sahip ama İslam Kalkınma Bankası ne iş yapar hala kimse bilmiyor. Bilmek istese de İngilizce veya Fransızca bilmeden öğrenemez. Kaç tane halkı Fransızca konuşan İslam ülkesi var diye İhsanoğlu’na sormak isterdim; çünkü örgütün resmi internet sitesi üç dilde yayında. İslam dünyası için üç dil denilse Arapça, Farsça, Türkçe aklınıza gelebilir ama maalesef Farsça ve Türkçe yok. Oysa böyle bir örgüt Arapça, Türkçe, Urduca, Farsça, Bengalce vd. dillerde yayın yapmalıdır.
İKÖ ilk etapta Hac ve Umre gelirlerinden en azından Fransız şirketlerinin aldığı payı azaltmalı, uzun vadede batılı şirketlerin tamamının bölgeyi terk etmesi sağlanmalıdır. Hicaz bölgesi bir an önce özerkleştirilmeli ve İKÖ’nün merkezi buraya taşınmalıdır. Yüz milyar dolardan fazla bir ticaret hacmi demek olan Hac ve Umre organizasyonundan batılı şirketlerin payı yüzde doksanları bulmaktadır. Hicaz bölgesindeki otellerin işletme hakları ağırlıklı olarak Fransız şirketlerinindir.
İKÖ sekreterya yönetiminden başkanlık sistemine geçmeli ve tüm Müslümanların oyu ile seçilmelidir. Bu gerçekleştiği takdirde birçok mesele hal yoluna girecek ve Müslümanların gerçek bir çatı örgütü olacaktır. İslam dünyasındaki yer altı kaymaklarında fakir Müslümanların payını talep edebilecek, ekonomik gücün caydırıcılığını kullanabilecektir. Bu durumda Müslüman halkları pranga altında tutmak için kurulan Birleşmiş Milletlerin varlığının bir anlamı kalmayacaktır. Müslüman zenginlerin elindeki trilyon dolarlık varlıkları değerlendirmek ve bu paraları batılıların menfaatleri için kullanmalarını önlemek için İslam Kalkınma Bankası alternatif olmak zorundadır. Ekmeleddin Bey niçin bu görevde olduğunu ve tarihi sorumluluğunu hatırlamalı ya da hemen görevi bırakmalıdır.