Unutulan Vazife Tebliğ Ve Ulema

Yayınlama: 03.09.2013
Düzenleme: 22.04.2015 16:53
1.132
A+
A-

Unutulan Vazife Tebliğ Ve Ulema

İnsanlığa İslam mesajının ulaştırılması her Müslüman’ın asli görevleri arasındadır. İslam’ın ilk asrında gerçekleşen tebliğ faaliyeti maalesef sonraki asırlara sirayet etmemiştir. Bunun gerçekleşememe sebeplerinin en başında da iktidar hırsı gelmektedir. İlk asrında bilinen dünyanın üçte biri İslam’dan haberdardı. İlk asrın ilk yarısı bize öğretilenin aksine bir savaşlar manzumesi değil bir tebliğ mücadelesiydi.

Emeviler ile başlayan süreçte İslamlaşmanın önündeki en büyük engel vergi sistemiydi. Bunun üzerinde uzmanlar nedense hiç durmazlar. Oysaki haraç arazileri problemi Arap olmayan Müslümanları üreten unsurlar olmaktan çıkarmış savaşan unsurlar haline getirmiştir. İslam tarihçilerinin kusursuz gördüğü Ömer B. Abdülaziz döneminde bile vergi sistemi problem olmaktan çıkmamıştır. Vergi sistemindeki adaletsizlik İsrailî fikirlerle beslenen mezhep savaşı heveslilerini savaşan unsur (asker) bazında besleyen bir yapıdır.

Arap olmayan milletleri askeri ve siyasi otorite olmaya iten vergi sistemi İslam milletleri arasında ayrımcılığın temeli olmuştur. Vergi isyanları ve devam eden süreçte mezhep mücadelesi yakamızı bırakmamış, yöneten unsurlar sadece mevcudu koruyarak itibar ve otoritelerini korur duruma gelmişlerdir. Oysa tebliğ faaliyeti Müslüman’ın olduğu kadar yönetiminde asli görevlerindendir.

Bugün İslam coğrafyasında en büyük tehlike farlık din anlayışlarına karşı tahammülsüzlüktür. Çağdaş dünya bunu çok iyi bildiğinden sürekli bu yarayı kaşımaktadır. Mısır ve Suriye’de insanlık düşmanı idarelerin arkasında, kendi din anlayışını iktidarda görme arzusunda olan ve dünyevi menfaatlerin her şeyin üzerinde tutan fırkalar bulunmaktadır. Dinler arası diyalogdan bahsedilen ve bu uğurda çaba sarf eden guruplar İslam’ın değişik yorumları arasında neden etkileşimden kaçınırlar anlayabilmiş değilim. Kabul edelim ki farklı kesimlere karşı tahammülümüz 28 Şubat sürecinde artmıştır, ama son iki yılda yeniden Müslümanlardan çok ait olduğumuz kesimin çıkarlarını seslendirir olduk. İktidarda söz sahibi olmak adına yapılan manevralar sadece diğerlerinin ekmeğine yağ sürecektir. Bu yapılan fırkacılıktır ve din adına ortaya çıkan grupların siyasal otorite olma hevesi ile Müslümanlara zarar vermeye hakkı yoktur.

Dünyada enerjimizi kullanmamız gereken bu kadar çok sorun varken, küçük çıkarlarla hareket edersek tebliğ gibi ulvi vazifeleri yapamayız.

Eğer halkı Müslüman olan devletler tebliği vazife olarak bilselerdi özellikle 16. Yüzyıl farklı olurdu. Bu arsı o günkü dünyanın 3 süper gücünü sınır komşusu yapmıştır. Osmanlı, Safevi ve Memlükler üçü de Türklerin yönettiği süper güçlerdir. Ne yazık ki o asrın uleması üzerine düşeni yapamamış ve bu devletler bütün kudretlerini birbirlerini yok etmek için kullanmışlardır. Osmanlı-Sefevi ve Osmanlı-Memlük mücadelelerinde en büyük sorumluluk önce Safevi sonra Osmanlı ulemasınındır.

Asrımız uleması da siyasi etkileşimin üzerinde iletişim kanalları kurmak ve Müslüman’ın Müslüman’ı öldürmesinin önüne geçmekle vazifelidir. Ulema bu kadar kan ve gözyaşının Müslümanları kuşattığı bir dünyada nasıl rahat uyuyor, Ekmeleddin İhsanoğlu, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreterliği koltuğunu işgal ettiği halde Mısırlı dostlarının hatırı için nasıl susuyor anlamıyorum.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.