Markut’tan bahsetmeden önce, Markut ülkesinin davetçilerini tanıyalım. Yazmak için nedeniniz ne ve neden bir fanzin çıkarma derdine düştünüz?
”Yazmasaydım deli olacaktım’ der Sait Faik. Yazmasaydık belki deli olmazdık ama yazmak hep bir ihtiyaçtı bizim için. Yazıdan kastımız nitelikli edebi eserler değil belki. Okumak ve yaşama dolmaktır ve insan bu dolgunluktan kurtulmak zorunda. Kafamızdaki kelimeler ağırlık yapıyor yazmadığımız zaman. Selma derdini şiirle anlatıyor, Ayşe çizgileriyle, Hasibe ne idüğü belirsiz yazılarla.
Tamam, yazı yazıyorsunuz da neden zaten var olan bir dergide bunları yayınlamak yerine yeni bir yayın çıkarma gereği duydunuz sorusu sıklıkla yöneltiliyor bize. Misafirliğe giden bir adamın huzuru ile kendi evinde pijamalarıyla ayaklarını orta sehpaya uzatıp TV seyreden bir adamın huzurunu mukayese edersek bu sorunun cevabını vermiş oluruz zannedersek. İnsan sahiplenmek istiyor. İzleyenler bilir, Kelebeğin Rüyası filmindeki ‘Şiiri yayınlanmayan her şair dergi çıkarmak ister’ repliğini. Bunu genellemek gerekirse eserlerini özgürce yayınlamayı arzu eden herkes kendi dergisini, fanzinini çıkarmak isteyecektir ve çıkarmalıdır da. Edebiyat kulvarında yer alan birçok öykücü, birçok şair dergilerde yetişir. Bu soruyu sorar, zaten birçok dergi varken neden yenisi, dersek yeryüzünde yeni çıkan her dergi gereksiz olacaktır.
Fanzin çıkarmak nasıl bir duygu?
Fanzin çıkarmak muhteşem bir duygu. Bizim çocuğumuz gibi Markut Fanzin. Hele baskıdan aldığımız ilk akşamı anımsayınca o anki mutluluğumuza hala gülüyoruz. Çok uzun zamandır bizi bu kadar mutlu eden başka bir şey anımsamıyoruz. ‘Önceden yalnızdım, sonra fanzin çıkardık’ cümlesini kuruyor Hasibe. Hiçbir şey yapmamış olsak bile üçlü bir dostluk kurduk. Sonra çevremizden genel olarak olumlu dönütler aldık ve ortaya bir ürün koyabilmiş olmanın ne demek olduğunu anladık. İnsan ilişkilerimiz de eskisi gibi değil artık. Önceden odalarımıza kapanıp kendi başımıza okur, kendi dünyamızda yaşar iken fanzin çıkararak dünyamızı başka insanlara açtık.
Neden Markut? Bir efsane olan Markut’a logonuzda gömlek, kravat ve ceket giydirmeniz modernite ve efsane arasında bir bağ kurma çabasından mı?
Eskiden yaramazlık yapan çocukları korkuttukları kuşun adı Markut. Yaramazlık yapan çocuklar, toplumdan dışlanmış, ötekileştirilmiş çocuklardır. Herkes tarafından sevilenler, herkesçe kabul edilenlerle anlaşmak kolay. Biz ötekileşen, marjinal olmaktan korkmayanlara bir dünya açmak istedik. İsmi bu yüzden Markut. Markut kuşumuzun dış görünüşünü tahlil edecek olursak da Mustafa Muharrem’in Münacaat’ındaki son dizeler gelmişti aklımıza:
‘tanrım beni koru adam olmaktan
saatinde vapura binmekten
rozetten
neondan ve kravattan
sakındır’
Kravat, adam olmanın simgesidir. Birilerini korkutabiliyorsanız, güç sahibisinizdir ve bu sizin adam olduğunuzu gösterir. Çocukları korkutan bizim Markut kuşu da güç sahibi ve adam olmuşluğunu ceket ve kravat ile göstermektedir. Toplumun bu yanlış algısına ironi ile değinmek istedik.
Dünyanın batmasını neden istiyorsunuz?
“Bat dünya bat!” sloganı zihinlerde Ferdi Tayfur’u çağrıştırıyor ama bizim arabeskle olan ilişkimizden ziyade “Tutunamayanlar” romanında geçen bir ifadeyi kullandık; hayata tutunamamış herkes kadar biz de istiyoruz dünyanın batmasını. Dünyaya alışamayanların fanzini aynı zamanda Markut Fanzin, okuyan herkesin rahatlıkla bunu anlaması mümkün. Dünya çok kirli, kitaplara sığınıyoruz bu kirlilikten kaçıp ve bu kirli, menfaatçi dünyanın batmasını da canı gönülden arzu ediyoruz.
Kelimelerle örülü sıcak Markut ülkesinden bahsedelim birazda. Ülkeyi tanıtır mısınız?
Bu ülke yönetim şeklinin, vatandaşlarının ayrı ayrı kurgulandığı bir ütopya değil. Bu ülke az önce de bahsettiğimiz kirli dünyadan kaçmak isteyen herkesi içine alacak kapasiteye sahip bir ülke. Giriş ücretsiz. Bu ülkede yaşamanın tek koşulu güzel duygulu bir yüreğe sahip olmak… Arzu eden herkes gelebilir, gerçekten bu kötü dünyadan kurtulmayı arzu etmek gerekir.
İki kedi ve bir filde dikkatimi çekti. Markut torbasına neden onları da aldı?
İçimizdeki hayvan sevgisi… Ayrıca bir anlam içermiyor. İçinde güzel hayvanların olmadığı bir masal ülkesinden bahsedebilir misiniz?
Hasibe’nin denemesinde ve Selma’nın şiirinde ben Markut’u gördüm. Bu ilk sayı için mi böyle yoksa siz zaten hep orada mısınız? Ve oradan mülhem mi yazacaksınız?
Özel bir amaç gütmedik yazılarımızı bu yönde yazmak için. Kafamızın içinde var olan bu düşünce belki de bizi buna yöneltti.
Markut edebiyat ve şiir dünyasına nasıl bir pencereden bakıyor?
Özgür ve yenilikçi bir pencereden bakıyor.
Ahiret suallerinin tarzı bence çok hoş. Söyleşileriniz hep böyle mi olacak yoksa bu tarz Ali Lidar için miydi?
Nabza göre şerbet diyebiliriz. Herkes tarafından sorulan soruları yeniden sormak yerine Ahiret Sualleri sormayı tercih ettik. Her defasında aynı sorulara cevap vermek yazarları da sıkıyor belli bir zaman sonra. Ancak bir Nuri Pakdil olursa muhatabımız daha ağırbaşlı sorular sorarız. Nerde nasıl soru sormak gerektiğini bilmemiz gerekir söyleşi için.
Markut’un çizgi ve tasarımıyla ilgili konuşalım biraz da. Kapaktaki ütopik çizim hakkında; belki de sorulmaması gerek ve okuyucunun yorumuna bırakılmalı ama, o ne anlatıyor?
Kapaktaki çizimimiz her resimde olduğu gibi herkeste farklı şeyler uyandırır tabiki. Markut’un genel felsefesine uygun olsun istedik. Yaşama alışamamış, arada kalmış fakat yine de tutunabilmek için gayret gösteren bizleri anlatıyor bu resim.
Her yazarın bir çizgi fotoğrafı ve mail adresinin olması, her yazarın bir köşesinin olması bana biraz blog tarzı kişisel sayfaları hatırlattı. Her yazarın bir köşesi mi var Markut’ta?
Her yazarın sahipleneceği bir köşesi var. Orası ona ait, onun evi, pijama ve terlikleriyle oturabilir, dilediğini yazabilir o köşeye. Fotoğraf koyuşumuzda yazarımızın köşesini daha fazla sahiplenmesi amacını güttük. Neden buna ihtiyaç duyduk peki? Çizgi dışına çıkmak istedik en başta. Dergi çıkarmanın anayasada kuralları yazamıyor sonuçta ve bu şekilde de dergi/fanzin olabileceğini göstermek istedik. Canımızın her istediğini yaptık kısacası ve yapmaya da devam edeceğiz.
E-postanıza gönderilen ürünleri değerlendiriyor musunuz?
Tabiki değerlendiriyoruz. Fanzin vasıtası ile çok kıymetli yazılar yazan insanlarla tanıştık. İkinci sayıda psikolojik yazılar içeren bir köşe yapacağız ve bu e posta değerlendirmesi sonucunda oluştu.
Ben de bir edebiyat dergisinin ameleliğini yapmış biri olarak merak ediyorum. Markut’un satışlarının maliyetini bile karşılamadığından eminim. Markut’un sizlerin kredi ve bursları dışında bir sponsoru var mı?
Mali bir kaygı gütmeyişimiz fanzinin ederinden anlaşılıyor olsa gerek. Bırakın kar yapmayı ikinci sayının parasını bile çıkaramadık. Ama henüz bir ay olmuşken baskıdan döneli elimizde hiç fanzin kalmadı, az basıp yok satıyoruz. Cebimizdeki harçlık dışında herhangi bir sponsorumuz yok şimdilik, bu olmayacağı anlamına gelmiyor fakat. Bu söyleşiyi okuyan hayırsever biri bize sponsor olmak isterse neden kabul etmeyelim ki?
Bir edebiyat dergisi-fanzini çıkarmak tatlı bir aptallık, çılgınlıktır sözüne katılıyor musunuz?
Dünyanın en güzel çılgınlığı belki de. Her şeyden daha çok vakit ayırıyoruz bunun için. Pragmatist yaklaşsak hayata, bunun gereksiz bir uğraşı olduğunu söylemekten alıkoyamayız kendimizi. Dünya ne kadar kirli de olsa edebiyat gibi bir kaçamak yol var ve biz kaçmak için her şeyi yapıyoruz. Fanzin çıkarmak da tatlı bir aptal kaçış.
Birinci sayı çıkalı epey oldu. İlgi nasıl ve beklentileriniz neydi?
Karşılaştıklarımız ilgi ve beklentilerimizin ötesinde oldu açıkçası. bu işi yapmaya karar verdikten sonra kendimizden bile emin değildik, ortaya ne derece bir şey koyacağımızı bilmiyorduk. Kafamızda hep en iyisini yapmak vardı sadece. Fanzin elimizde kalacaktı belki de, bilmiyorduk ne olacağını. Kötü eleştiriler yerine hep övgüler aldık. Eksiklerimiz elbette var, ama eğer iyi şeyler duymasak ikinci sayıyı çıkarmak için böyle istekli olamazdık. Okurlarımız olmadan biz bir hiçiz.
İkinci sayı da bizi neler bekliyor? Okurlarımıza fragman tadında bir şeyler söyleyebilir misiniz?
İkinci sayıda ilk kadın filozof olan Hyptia’nın biyografisini yazacağız. Kıymetli yazar Güray Süngü ile söyleşimiz var. Hasibe’nin köşesinin ismini Ne idüğü Belirsiz Yazılar olarak değiştireceğiz. Sanırım bu kadar fragman yeterli.
Konya 4. Kitap Günleri hakkında görüş ve eleştirileriniz neler?
Böyle bir fuar olmamalıydı. Öncelikle indirim namına bir şey yok, biz bu fiyata zaten Bayram Abi’den alıyoruz kitapları, bize her gün fuar. Geçen yıllara nazaran daha iyi yayınlar var ama belediyenin bu etkinliğinde fuar yapmaktan çok reklam amacı güdünce ortaya tuhaf manzaralar çıkıyor. Güray Süngü’nün imza gününe geleceğini katalogda okuyorken bunun gerçek bir haber olmadığını öğreniyoruz mesela. Bunlar olmaması gereken şeyler.
Markut’u ve onun ülkesini henüz tanımayan insanlara bir şeyler söylemek ister misiniz?
Sevgili okuyucu, ne olursan ol yine gel.
Son söz.
Söyleyecek sözü olmayan insanlar olduğumuzu manifestomuzda yazmıştık, çok bile konuştuk, yordunuz bizi. Okuyucuya yeterince kendimizi , iç dünyamızı açıyoruz zaten ona söyleyecek son sözümüz yok ancak size söyleyeceğimiz son söz bu sohbetin çok keyifli olduğudur, teşekkür ederiz.