Şehir, ümmeti yansıtır

Yayınlama: 01.07.2016
762
A+
A-

Dr. Sadık Ahmet Caddesinde bulunan gece kulüpleri ile Aziz Mahmut Hüdai Camii’nin yan yana bulunması son zamanlarda dikkat çekti ve gündem oldu.  Ne kadar yanlış olduğu, gece kulüplerinin camiden kaç metre uzakta olması gerektiği üzerine tartışmalar oldu, oluyor. Bu tartışmalarda atlanılan hususlar da var: Bizim şehirlerimiz, inşa etmemiz gereken şehirler, İslâm şehirleri, bilhassa Konya… Akın, gaza, fetih odaklı yaşam merkezi olan şehirler, o şehirler üzerinden inşa edilmiş medeniyet tarihimiz…


Doksan küsur yıllık kültür işgalinden kurtulma mücadelesi veren ve küllerinden yeniden doğma çabasındaki Anadolu halkında tezahür eden onlarca, yüzlerce abukluk bizlerin onları eleştirmemiz, kötülememiz, ötekileştirmemizi değil onların elinden tutmamız için bizlere sorumluluklarımızı hatırlatmalıdır… Bugün birey odaklı psikoloji üzerine kurulmuş Batı medeniyeti kültürünün tesiri altında yetişmiş insanımızdan rant odaklı olmayan faaliyetler beklemek de işin aslı pratik karşılığı olmayan beklentilerdir.

Bugün tarihi misyonu itibariyle bir İslâm Şehri olan Konya’mızın mevcut durumunu da bu minvalde ele almak gerekmektedir. Bu minvalde İslâm Şehri olan Konya’mızın en fazla tenkit edildiği hususlardan birisi de birahanelerin, pavyon tarzı kötülük odaklarının camilerimizle neredeyse yan yana bulunabildiği bir şehir haline gelmiş olmasıdır.

Bu elbette kabul edilemez ve muhakkak düzeltilmesi gereken bir çelişkidir. Bugün her kesimden oy almamız lazım anlayışı ve pratik gerçekliğinin dayattığını düşündüğümüz belediyelerimizin bu uygulamalara göz yummaları bir şekilde dünkü ceberrut küfür dayatmalarından bugüne, “Muhafazakâr Demokrasi” anlayışı içerisinde ortaya konulmuş siyasi hedefin pratiği şeklinde değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir siyasi vizyon Müslümanlar açısından ancak bir ara hedef olarak değerlendirilebilir.

Büyükşehir belediyesinin “Bedesten İmarı”, “Mevlana Kültür Vadisi” gibi projelerle Konya’mızın hem tarihi geçmişini hem de İslam şehri olduğunu tekrar hatırlatmak ve canlandırmak için atılmış, takdire şayan,  büyük adımlar olsa da bahsettiğimiz siyasi vizyonun ara hedeflerinden biri olarak kalmaya mahkumdur.

Bugün gelinen noktada artık yeni hedefler belirlemek ve yeni şehir vizyonları oluşturmak zorunluluğumuz var.

ŞEHİR ÜMMETİ YANSITIR

“İslâm şehirlerinin kuruluşunda ve gelişmesinde İslâmî hayatın etkisi büyüktür. Bu konuda araştırmalarda bulunan İsviçreli Araştırmacı Titus Burckhardt’ın tespitleri şöyle, Şehir ümmeti yansıtır, ki ümmetin iki yönü vardır. Bir yanıyla İslâmiyet insanlar arasında ayrım kabul etmeyen dini ve sosyal bir yasaya boyun eğmektir, bu açıdan, tıpkı tek tek evlerin tüm yapılar kümesinde kayboluşu gibi birey de kolektif alanın içinde erir. Öte yandan, İslâmiyet her bir mu’minin özerkliğini kabul eder, her koca ailenin “imam”ıdır ve namazda cemaate önderlik eden kişininkine benzer bir rolü vardır. Kuran’a göre bir mü’minin kendisi, ailesi, mal varlığı “harem’, yanı kutsal ve dokunulmazdır.” (Prof. Dr. Ramazan Özey/1994 – Temmuz, Sayı: 101, Sayfa: 017/Altınoluk Dergisi…)

Özellikle şehir ümmet’i yansıtır ifadesi çok dikkate şayan değil mi?

Hangi ümmeti?

Burada kendisine “efendim dua buyurun da Ümmet- Muhammed kurtulsun” diyen bir Müslümana “siz bana Ümmeti Muhammed-i gösterin ben size zaten kurtulmuş olduğunu göstereyim” buyuran Abdülhakim Arvasi Efendi Hazretlerini hatırlamanın yeri değil mi?

Kitap, sünnet, icma kıyas temelinde izah edilmiş ideal Ümmet Fikri…

“Şehri İnşa Etmeden Menediyeti İnşa Edemezsin”

Merkezde Hazreti Peygamberin bizlere teklif ettiği insan ruhu ve o ideal ruhun, anlayışın gerektirdiği şekilde donatmak ve güzelliklerin ruhları inşa edebileceği vasatlar haline getirmek…

Biz o ideal ruhun sokağında mahallesinde evinde mektebinde iş yerinde okulunda yansıdığı şehirler kurmakla evlatlarımıza öyle şehirler bırakmak ile görevliyiz…

“…İslâm itikad arsasının ölçü ve ölçülendirmelerinin esası üzerine kurulabilecek İslâmî bir dünya görüşü, itikadî yamukluklar gözardı edildiği ve bellibaşlı nisbet beyânları yerine getirilmediği zaman vücut bulmaz…

Güya İslâm adına çırpıştırılmış fikirlerden kurulu köpek kulübesi cinsinden uyduruk oluşumlar bir yana, kelimenin gerçek anlamıyla insan ve toplum meselelerini kuşatıcı İslâmî bir dünya görüşü, ancak “Ehl-i Sünnet” itikadıyla mümkündür; Büyük Doğu-İbda, bu davanın hem tespitçisi ve hem de dünyada “İslâm’ı eşya ve hadiselere tatbik” mevzuundaki tek “sistem” terkibidir!..” (Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, 115)

İslâm’ı eşya ve hadiselere tatbik mevzuunda tek terkip olan bu sistem için, Cumhur Reisinin “İnşa’Allah hep birlikte Büyük Doğu’yu inşa edeceğiz” şeklindeki sözleri ve gösterdiği tarihi istikamete sahip çıkmak, bu istikametin istediği şehri, İslâm şehrini, Ümmet şehrini, yani Başyücelik Şehri’ni, Konya’yı inşa etmek, onun gölgesi altında siyaset yapan çevrelerin boynuna borç değil midir?

Şehirlerin inşası bu büyük hedefe giden yolda en mühim adımlardan birsidir şüphesiz… Şehri inşa etmeden medeniyeti inşa edemezsin…

İNŞA ETMEMİZ GEREKEN ŞEHİRLER…

Betonlaşma trafik rant sorunları altında ezilmekte olan şehirlerimizin temel sorunu esasen “insan” sorunu olarak değerlendirilmelidir… Hepimiz birbirimizi ahlak bunalımı etrafındaki yanlışlarımız üzerinden eleştiriyor, birbirimize tahammül etmiyoruz… Oysa sorunumuzun şahsi olmadığı bir temel medeniyet ve ahlak işgali altında oluşumuzun fert planındaki yansımaları ile karşı karşıya olduğumuz gerçeğini dikkatlerden uzak tutuyoruz…

Ümmet şehrine tek tek hepimizin şiddetle ihtiyacı olmasına nazaran korkularımız en büyük ayak bağlarımız oluyor… Kendimizden korkuyoruz, kendimiz olan değerlerden korkuyoruz… At izi it izine o kadar karışmış ki, itin biri çıkıp güya aziz İslâm adına bir şeyler geveliyor, yobazın biri çıkıp bir şeyler geveliyor, aziz ve pak olduğuna inandığımız aziz İslâm’ı o kadar çirkinleştiriyor ve bayağılaştırıyor ki “buysa istemeyiz” noktasına getiriyor… Kafir, çirkin olanı güzelleştirmenin sırrına ermişken sanki bizler on yıllardır yalnızca “güzeli nasıl çirkinleştiririz” şeklinde ki bir anlayışın ihtisasını yapmışız gibiyiz.

Hâlbuki Hazret-i Peygamber hicretin akabinde Yesrib kasabasının adını Medine-i Münevvere” (Aydın Şehir) olarak değiştirmiş ve İslâm Devleti’nin sarsılmaz temellerini bu şehirde atmıştı… Aydın olmanın da şehir olmanın da ruhunu öylece inşa ve işaret etmişti…

Bir devletin, idari, sosyal, kültürel, sanayi ve ticari bakımdan gelişmesini tamamlayabilmesinin yolunu da “tamamlamak üzere gönderildim” buyurduğu o ahlak üzere olduğunu göstermiş oluyordu…

Hedefimiz budur, bu olmalıdır… O güzel ahlakı tamamlamak gayretinde olanların o ahlaki nizam etrafında çalışıp çabalayan üreten tüketenlerin şehri…

Fikir, ilim sanat faaliyetlerinin hepsi de bu ruhun ilgili mevzu da yansıması, açılımı, görünümü şeklinde… Fetih insan ruhunun varoluş sürecinin temel nisbet noktası… İster nefsinin-ruhunun fethi olsun ister alemin, eşya ve hadiselerin fethi olsun… Hem insanın kendini, hem insana dair olan “şey”leri olsun İslâm adına fethetme sürecine, İslâmîleşmesi sürecine “yaşam” diyoruz…

Her anı her adımında, ruhunu, kavramlarını, labratuarını, estetiğini İslâm adına fethetme çabasında olan adam gibi adamların ahlak ve erdem savaşçılarının -aydınlık savaşçılarının- yetiştiği inşa ettiği yaşam alanları olan şehirler…

İnsana, topluma ve âleme ait ne varsa İslâm adına fethetmeye odaklı bir fetih ve akın şehri…

Fetih ve medeniyetle dolu tarihlerimizin temelini oluşturan şehirlerimizden iki büyük hakikat:

Zaviye ve tekkeler: Akıncıların psikolojik, ideolojik eğitiminin merkezleri… Hakeza Konya’da, Hz. Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled’i ve nicelerini yetiştiren “Akıncı Medreseleri”dir.

Ahi Teşkilatı: Kentlerin kurulmasında ve gelişmesinde önemli rol oynamış olan Ahi örgütü -loncalar-gaza kültürünün asal öğesi olmuştur… Ki bugün Ahi teşkilatlarına sadece ticari bir yapı olarak bakmak bu teşkilatları sığlaştırmaktadır… Teşkilatlar için yazılmış “gençlik, yiğitlik cömertlik” manasına gelen fütüvvetten gelen fütüvvetname adlı eserlerde dahi kuru esnaflık anlayışı değil, “ahlakı, erdemi, yiğitliği, gazayı” ele almaktadır.

Fert ve cemiyetin, başta bizzat kendi ruhu olmak üzere, âlemi, maddesi ve manası ile İslâm adına fethetme ruhunun fertten cemiyete ve âleme doğru yayıldığı bir merkez…

İster merkezden muhite, tekke ve zaviyeler elinden, ister muhitten merkeze ahi teşkilatları elinden olsun, şehir bu…


Bu büyük idealin gerçekleşmesi elbette zaman alacaktır. İman temelli, fikir, sanat, ilim, spor odaklı eğitim ve faaliyetler bu sürecin temelini oluşturacaktır… Bu faaliyetlerin siyasi taleplere yansımaları kaçınılmaz olacağına ve siyaset bu çevrelerden bağımsız olamayacağına göre “BAŞYÜCELİK ŞEHRİ KONYA” ideali bir ütopya olmaktan çıkabilecek ayakları yere basan orta ve uzun vade bir hedef olarak görülebilecektir…

Belediyelerimiz kendilerini bu hususları öne almaya uzak görüyor olsalar bile, belediyelerimizi de buna teşvik edecek olan Konya’mızın münevverleri, sivil insiyatif almalı, bir an önce bu hususta neler yapılabileceğinin fikri alt yapılarını oluşturmaya bakmalıdır diye düşünüyoruz.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.