Ehl-i Sünnete Sahip Çık!

Yayınlama: 15.09.2017
945
A+
A-

15 Temmuz Zaferinin kalbi Ehl-i Sünnet’e sahip çık!

Meşhur hikâyedeki gibi “Sarı Öküz”ü almaya çalışıyorlar. Sarı Öküzü alırlarsa arkasının geleceğini biliyorlar çünkü… Bir düğünde damat koltuğunda oturan bir delikanlı vesilesi ile bir tarikatı, bir panelde ki konuşmada geçen bir benzetme vesilesi ile bir fikir camiasını itibarsızlaştırmaya kalkan ciddi bir operasyon timi dolaşıyor memlekette.

Bütün bu yaygaraların hedefi elbette 15 Temmuz zaferinin arkasındaki, Ehl-i Sünnet temelli birliği dağıtmak ve Sayın Erdoğan’ın etrafını boşaltarak süreci akamete uğratmak… Birliği dağıtmaya, İtikadı tahrif etmeye ve Erdoğan’ı “düşürmeye” yönelik çabalar farklı görünse de birbirini tamamlayan operasyonlar olarak karşımıza çıkıyor.

***

Biri çıkmış düğün koltuğunu bahane edip tasavvufa ve tarikata, Müslüman cemaatlere saldırıp itibarsızlaştırmak, hatta yasaklanmaları için malzeme haline getirmeye çalışırken, kadını istismar etmekten başka sermayesi kalmamış birileri de çıkıp gayet asil bir konuşmanın içinde geçen bir cümle vesilesi ile konuşmacının kabaca kadının soyularak “meta” haline getirilmesini kastettiğini beyan etmesine rağmen “siz açık kadınlara soyulmuş domates dediniz” yaygarası koparıyor. Sen kapitalist dünya da kadının bir cinsel meta haline getirilmediğini mi iddia ediyorsun demek yerine “evet ya onlar da öyle yapmasalar iyi olurdu” gibi bir tutumun içine giriyoruz. Hikâyede ki “Sarı öküz sarı olduğu için çok dikkatimizi çekiyor yoksa bizim sizlerle bir sorunumuz yok” diyerek öküz sürüsünü kandıran ve her seferinde bir başka öküze kulp bularak sürüyü bitiren aslanların hilesine kanan öküz sürüsü durumuna düşmeye ve algı operasyonlarına bu kadar açık olmaya gerek yok.

Sanırım camiamızın “kendine has” özgüveni yumuşak karnımızı oluşturuyor. Herkes kendisini çok büyük görüp kötülere ve kötülüklere karşı emin hissediyor ama bu gün hedefine “Menzil Çevresini”, Büyük Doğu-İBDA bağlısı “Akademya Çevresini” koyan profesyonel operasyon unsurlarının yarın “İsmailağa” çevresine mi yoksa “Süleymancılar” çevresine mi, Alperenleri mi, “İskenderpaşa çevresini” mi yoksa bir başka Ehl-i Sünnet çevreye mi çemkireceği, itibar operasyonları hedefine koyacağı ise belli değil… Ehl-i Sünnet çevre kendi içinde didişmeye devam edebilir ama düşmanın gözünde yok birbirimizden farkımız onlara göre içimizdeki ayrılıklar değil topyekûn Ehl-i Sünnet olarak bu toprakların gerçek sahipleri olmamız mühim… Bu husus bu vesilelerle anlaşılsa keşke de bu fitneler bir hayra vesile olsa ve düşmana karşı top yekûn taarruzlara yol açsa…

***

Hem dışardan İslâm’a, içerden Eh-i Sünnet’e operasyon çekmeye çalışanların ortak niyetlerini gösteren bir karine halinde meşhur Ehl-i Sünnet düşmanı (M. İslamoğlu) tam da bu süreç içerisinde çıkmış “Avrupalı’ya kızıyoruz 300 yıldır bizi sömürüyorlar diye, oysa şeyhler sizi 1400 yıldır sömürüyorlar” diye paylaşım yaparak tarikat ve tasavvuf düşmanlığında operasyona içerden destek veriyor. Daha sonra bu ifadenin Kurân-ı Kerîm’in nazil olduğu ve Hazret-i Peygamber’in (S.A.V.) risaleti dönemini de kapsadığını görüp 1400 rakamını değiştirip 1200 yıldır sömürüyorlar şeklinde aynı paylaşımı yeniliyor.

Ehl-i Sünnet düşmanı bu tayfanın, “1400 yıldır Müslümanlar sizi sömürüyor” manasına gelen bu sözlerinin İstanbul 1453’te işgal edildi diyen zihniyetten ne farkı var.

Tasavvuf-tarikat düşmanı bu tayfanın, Ehl-i Sünnet bağlısı, tarikat yolcusu ve tasavvuf erbabı olan “Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş, bir veliye bende olmak cümleden a’la imiş!” diyen atamız Yavuz Sultan Selim Han’a ve onu “Yavuz Sultan Selim Han” yapan ve bizlere şanlı bir tarih bırakan temele düşmanlık besleyen, ecdadımıza küfreden bu din tahripçilerinin “İstanbul 1453 te işgal edildi” diyen hainlerden ne farkları var?

Bugün vatan kurtarmaktan, millete istikbal kazandırmak mücadelesinden, yeni istiklal savaşı vermekten dem vuranlar Ehl-i Sünnete operasyon çekmeye yeltenen bu hain güruhu görmezlikten gelmeye devam ediyorsa durum vahim demektir.

Bu toprakların realitesi bu tarihin şahitliğinde söylenebilecek olan Vatan sevdalılığının omurgası Ehl-i Sünnet olmaktır… Başka kesimler yok demiyoruz lakin omurgası budur.

Yeni Türkiye derken özellikle istihbaratta değişim olsa da muhtemelen “akacağı yatağı” tam belirleyememiş olmasından olsa gerek pek bir şey göremiyoruz… Aksi halde bu din tahripçisi odaklar bu kadar rahat at koşturuyor olamazlardı. İstihbaratta ki değişim hassasiyet değişimine vesile olmamışsa vahim…

Dün itikat düşmanlığı sebebiyle FETÖ’yü görememiş olanların, bu günde itikat düşmanlığının, Ehl-i Sünnet düşmanlığının vatan düşmanlığı demek olduğunu, vatan düşmanlığının ihanet ile neticeleneceğini dolayısı ile bu meselenin bir milli güvenlik sorunu olduğunu görebilmelerini bekleyemiyoruz. Dün FETÖ bağlamında söylediğimizde anlaşılmıyordu bugün söylüyoruz yine anlaşılmıyor; Ehl-i Sünnet düşmanlığı bir “milli güvenlik” sorunudur. Müdahale edilmeli ve başı ezilmelidir. Ehl-i Sünnete yönelik saldırı vatana yönelik stratejik bir düşman saldırısıdır.

Yarın bu gidişle memlekette tarihini sahiplenen vatan millet derdi olan Müslümanda kalmayacak!!! Bu milleti var eden bu vatanı devletiyle beraber bu günlere getiren vatan millet aşkının tamamen Ehl-i Sünnet itikat ve anlayışından geldiğini göremeyen ve sapkınlara göz yuman gaflete yazıklar olsun.

Bugün din tahripçisi çevrelerce yapılmakta olan ve ciddi mesafe kat edilmiş olan itikadımıza yönelik operasyonların yol açacağı tahribat hiçbir şeye benzemez. Adam farklı bir şeye inanıyor değil öyle olsa bize ne, adamların –hak kılığında- Ehl-i Sünnete-itikadımıza-kültürümüze-tarihimize savaş açmış operasyon unsuru olmaları sorun…

Bu savaşı kaybedersek geriye ne vatan ne istikbal ne de istiklal diye bir şey kalmayacağını göremeyenlerin ervahına yazıklar olsun.

Bugün sokaktaki adamın farkına varmasa da sahip oldukları vatana sahip çıkmaya götüren tüm erdemlerin arka planında Ehl-i Sünnet irfan geçmişi vardır. 15 Temmuz’da yazılan tarihî zaferin esas unsuru Ehl-i Sünnettir, bunu söylüyor bunun görülmesi gerektiğini belirtiyoruz. Bu nokta nasıl savunmasız bırakılabilir, ihmal edilebilir?
Ehl-i Sünnet düşmanlığı yapan çevrelere yönelik elbette âlimlerimizin kısıtlı imkânlarıyla da olsa yapabileceği şeyler var, yapıyorlar. Lakin bu adamlar ikna olmak için bir şeyler söylüyor değiller. Bu adamlar pislik yapmak, zihinleri bulandırmak için fırsat kolluyor, bu ülkenin varlık temellerini dinamitlemekle uğraşıyorlar. Dolayısı ile bunlarla mücadelenin “devlet” refleksi gerektiren tarafı var.

Demokrasi-Laiklik-Müslümanlık arasında, ya ölmek yahut olmak şartlarında sıkışmış yeni Türkiye, “olma”nın yolunun “tarihi misyonunu üstlenmek”ten geçtiğinin farkına varmalı iş işten geçmeden “olması gereken” refleksleri kazanmalı-kuşanmalıdır.

Ehl-i Sünnet’i anlamazsın, dünya görüşü meselesini-zaruretini- anlamazsın, İBDA’nın “İslâmî bir dünya görüşü, ancak “Ehl-i Sünnet” itikadıyla mümkündür” tesbitini anlamazsın, Yeni Türkiye kuracağız, yeni medeniyet kuracağız… Lafla olsa…

Yaşanmakta olan, bugün itibariyle adı net konulmamış olsa da bir “yaşam tarzı/ İslâm- Küfür” savaşıdır ve eğer küfür tarafı seçilmeyecekse adam gibi İslâm-Ehl-i Sünnet tarafı seçilmeli gereği üzerinde olunmalıdır. Üstâd Necip Fazıl’ın ifade ettiği gibi; “yarım adım ölü adımdır.”

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.