İlkokul Öğretmenlerime…

Yayınlama: 03.01.2014
Düzenleme: 22.04.2015 15:34
1.128
A+
A-

İlkokul Öğretmenlerime…

İlkokul birinci sınıfa başladığımı hayal meyal hatırlıyorum. Babamın arkasından gizlendiğim yerden ilkokul hayatımdaki ilk öğretmenimin elini öpmek için çıktığımda öğretmenimin ne kadar ufak tefek olduğunu görüp şaşırmıştım. Öğretmen bilgisiyle orantılı olmalı diye çocukça bir düşüncem vardı sanırım. Bunun dışında kısacık zamandan hatırladığım ise bize sürekli fasülyelerden yazı yazdırmasıydı. Öğrenciliğimin ilk üç ayında ne fasülyeler tükendi ne de harfler.
Okulun açılmasının 4. ayında başka bir köye taşındığımızda babamla yeni bir okul yolculuğumuz başladı. Okulun müdürü bizi sevgi dolu sözcüklerle karşıladı.Babama, okulda iki tane birinci sınıf şubesi olduğunu, beni disiplinli öğretmenin sınıfına götüreceğini söyledi. İyi öğrenmek için disiplin şarttı demek ki.

Müdür kapıyı açtı, ben yine babamın arkasına gizlendim. Bulduğum bir boşluktan sınıfa baktım. Kimse beni görmedi. Disiplinli öğretmen babamla konuştu ve “bu öğrenci geride kalmıştır, sınıfıma kabul edemem, diğer öğrencileri olumsuz etkiler”gibi ciddi laflar etti. Babamın arkasına saklandığımdan mı, o köye ait olmadığımdan mı ya da onun öğrencileri kadar güzel ve bakımlı görünmediğimden mi bu kadar olumsuz konuştuğunu anlayamamıştım. Tüm bunları söyleyebilmesi için bana bakması gerekiyordu oysa ya da beni tanıyıp anlamaya çalışması. Beni görmeden geride kalmış olabileceğime hangi duygularla ya da duygusuzlukla karar vermiş olabileceği sonucuna ise ego, ön yargı, ötekileştirmek gibi havalı psikoloji kelimelerini öğrenince ulaşabildim.

Diğer sınıfa girdik, daha doğrusu ben ötekileştirilmiş ve ön yargılı davranılmış ve geride olan biri olarak yine babamın arkasına saklandım (aslında korkaklıktan değil,babama olan güvenden onun arkasında kaldığımı seneler sonra fark ettim). Bana“gel bakalım güzel kızım” diyen çok güzel bir ses duydum. Annem değildi ama bana çok sevgi dolu seslenmişti Kerime öğretmenim. Elimden tutup beni ilk sıraya oturttu. “Buraya otur ki senin güzel, kara gözlerini yakından göreyim” dedi. Diğer öğretmen disiplinliydi, disiplinli öğretmenler öğrenciye bakmazlardı bile. Kerime öğretmen sevgi doluydu. Yıllar sonra kendisini bulduğumda o gün sevgiyle baktığı kara gözlerimden özlem ve vefa dolu yaşlar akması bundandır.

Kerime öğretmenimden sonra iki tane daha öğretmenim oldu. Aynı anne şefkati ve ilgiyi onlardan da gördüm. Annemden sonra üç kadın sırasıyla hayatıma dokundular.

Yücel öğretmenim,tayini başka bir ilçeye çıktığında babama gelip beni yanlarına almak istediğini söyledi. Kendisinden sonra gelen öğretmenin benimle ne kadar ilgileneceğini bilemediğinden benim eğitimimle kendisi ilgilenmek istiyordu. Çocuk yaşıma rağmen kendimi çok değerli ve özel hissetmiştim.

Yıllar sonra üniversiteye gittiğim yıllarda birbirimizi bulmak için verdiğimiz çabaların sonrasında karşılaştık. Çocukları“annemin yıllardır bahsettiği, gözlerindeki ışıltısını dilinden düşürmediği öğrencisi sen misin?” dediklerinde dünyalar benim olmuştu. O gün yılların özlemini gidermek için birbirimize sevgi dolu sarıldığımızda ışıltının benim gözümde değil öğretmenimin sevgi dolu kalbinde olduğunu anlamıştım.

Ben Yücel öğretmenimin gidişine üzülürken Leyla öğretmenim geldi. İlkokul son sınıfta idik ve benim parasız yatılı okul sınavlarını kazanmam lazımdı. Ya kazanıp yolumu çizecek ya da başarısız olup başkalarının benim kaderimi çizmesini bekleyecektim.

Öğretmenim benim bu yarışa hazırlanmam için hiç beklemeden çalışmaya başladı. O anlattıkça ben öğrendim, ben öğrendikçe o daha çok öğretti. İkimizde sonucu hayal edip gerçekleşmesi için sabırsızlanıyorduk. Öğretmenimin sınavdan önce verdiği kalemden mi, verilen emeklerden mi bilmem ama o sınavı kazanarak kaderimi çizecek kalemi sapasağlam tutmuştum.

İlkokul öğrenciliğimin üzerinden yıllar geçti ve ben bu benim için çok kıymetli olan öğretmenlerimle hala görüşüyorum.
Onlar bana sevgiyi, özveriyi, iyi niyeti, samimiyeti öğrettiler. Öğretmenliğin sadece harf ve rakamları öğretip, kitaptaki bilgilere aktarmak olmadığını, öğrencinin sevileceğini, öğrencinin kalbine dokunulacağını, dokunulan kalbin sesine özenle kulak vermenin incelik olduğunu öğrettiler. “Öğretmen bu çocuğun eti senin kemiği benim” diyen velilere inat onlar öğrencinin ruhuyla ilgilendiler. İyilikle ve ilgiyle zenginleştirilmiş ruhun insana iyi geleceğini ve iyi geleceğin de kendisine değer verilmiş öğrencilerle mümkün olduğunu öğrettiler. İyi ki öğretmişsiniz, iyi ki öğrenmişim.

Başta Kerime Uçaroğlu Arıcan, Yücel Dilsiz ve Leyla Kurt Eliküçük olmak üzere üzerimde emeği olan tüm öğretmenlerimin ellerinden saygıyla öpüyor ve kendilerine öğrencilerinin kalplerindeki sevgiyi her daim hissedecekleri uzun ömürler diliyorum.

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.