Kaybolan fikri arıyorlar

Konya’da yeni bir kitabevi; Şark-ı Kebir… Kitabevinin idarecisi gençler fikir ve aksiyon adına çabalayacak.

Kaybolan fikri arıyorlar
REKLAM ALANI
Yayınlama: 02.01.2016
850
A+
A-

Yenigün Gazetesi’nden Nihal Demirci,  Alaaddin Çarşısı içindeki Şark-ı Kebir Kitabevi’nin idarecileriyle yaptığı röportajda onların hangi fikirlerle yola çıktıklarını, amaçlarının ne olduğunu ve neden bu yolda olduklarını sorguluyor.

İşte Şark-ı Kebir Kitabevi ile yapılan röportaj:

ŞARK-I KEBİR NEDİR, KİMLERDEN OLUŞUR?

Arapça kelimelerden oluşan şarkı kebir büyük doğu demektir. Konya’da bir kitap evinin ismidir. Genç nesilde kaybolmuş fikri hassasiyeti tekrar canlandırmaya çalışan bir grup üniversite öğrencisinin kurduğu bir fikri akımdır. Zihinsel Engelliler Öğretmenliği Öğrencisi Selman Necati Başaran, Hukuk Fakültesi Öğrencisi Harun Aras, Büro Yönetimi Öğrencisi Mücahit Yardımcı, Uluslararası İlişkiler Öğrencisi Ali Nail Sadıç tarafından oluşturulan, genç nesilde fikri hassasiyeti canlandırmaya, genç nesli eğitmeye yönelik kurulan bir kitap evinin ismidir.

4 ADAMIN 4-2_740BİR KİTAPÇIDA İŞİ NE?

4 adamın bir kitapçıda bulunması bir hadisi şerife dayanıyor. Hadiste diyor ki “En hayırlı arkadaş gurubu 4 kişiliktir en hayırlı ordu 400 kişiliktir.” Bu 4 ve 4’ün katları üzerinden gidiyor. Bu yüzden dört kişiyiz. Yollarımızın kesiştiği yer Milli Türk Talebe Birliği. Bu birlik 1916 yılında kurulan bir sivil toplum örgütü. 4’ümüz de oraya üye idik. Orada tanıştık. 4’ümüzün fikri yapısı da aynı çıktı. Fikriyatımız uyuştu. Aynı zamanda kuvvet prensibine de inanıyoruz 4’ümüz birlikte daha güçlüyüz ama teker teker yeteri kadar güçlü değiliz. 4 kişi bir kitapçı açmaya niyetlendik serüvenimiz de böyle başladı.

DENEME YANILMA YOLU İLE ÖĞRENDİK

Bize kitap veren, yol gösteren ağabeylerimiz olmadı. Kendi kendimizi yetiştirdik. Kitap almak için bir kitapçıya gittiğimizde aradığımız sadece bir kitap vardır. Fakat farkında olmadan 1 saatimizi oradaki diğer kitapları incelenmeye adarız. Oradaki diğer yazarları ve diğer kitapları ayaküstü inceler, analiz ederiz. Sonra da kafamıza bir daha kitapçıya gittiğimizde alabileceğimiz bir kitap yerleşir. Bunu gittiğimiz her kitapçıda yaptık. Böyle yaparak hem aklımızda bir liste oluşturmuş olduk, hem de kitabı daha keyifli okuduk. Tabi bu süreci yaşarken, kafamızda kitap listesi oluştururken keşke okumasaydım dediğimiz kitaplarla da karşılaştık. Bize hiçbir şey katmayan kitaplar da oldu. Fakat deneye yanıla doğru tarafa yöneldik.

Her geçen gün daha da kötüye gide bir nesi var ellerimizde. Hiç kimse bu nesli düzeltecek bir şey yapmazken Şark-ı Kebir kitap evi kurucuları bu nesli kurtarmak için çabalıyor. Kendilerinden beklenmeyen bir fikri hassasiyete sahip olan bu koca yürekli insanlar bizim aksimize gelecek nesil için deyimi yerinde ise ellerini taşın altına koyuyor. Hiçbir maddi destek almadan, kendi imkanları ile çabalayan bu gençler bence Türkiye’de her geçen gün yitirilen son değer savaşçılarından bazıları. Sizi yaptığımız keyifli röportajı okumaya davet ederken okuyucularımıza yolladıkları selamı da sizlere ulaştırıyorum. “Sizi İslam’ın muhatap anlayış davasının, ulvi aşkını taşıyanlara, hasredilmesi gereken bir aşk ile selamlarız.”

KİTABEVİ AÇMA FİKRİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Bizi kitapçı açmaya iten gönül verdiğimiz bir büyüğümüz oldu. Onun böyle bir isteği vardı. “İlçelere kadar nufuz eden, üzerinde fikir tüten kitap evi.” Onun bu mantık ile açmak istediği bir kitap evi vardı biz sadece onun isteğini yerine getirdik. Hiçbir kâr amacı gütmeden bir kitap evi açtık. Hiçbir ticari gayemiz yok. şu anki neslin durumu içler acısı. Maalesef çok kötü bir nesil yetişiyor. Amacımız birkaç tane genci düzeltebilir miyiz?  Yanlış olan fikriyatlarını düzeltebilir miyiz?  Kaliteli bir gençlik oluşturabilir miyiz? Bütün amacımız bu.

NEDEN KİTAPÇILIK

Sivil toplum kuruluşları genel de müeyyideler ile çalışır. Sürekli olarak belirli kurallar koyarlar. Bu tazr yerlere farklı etnik guruplardan çocukları getiremezsiniz. Belirli kriterleri vardır. Bizim kurduğumuz yer ise herhangi bir kesime hitap etmeyen hatta ezilmiş, kötü yollara sapmış, unutulmuş, çocuklara gençlere hitap eden bir yer.  Kurduğumuz bu kitapçıda hareket alanımız daha fazla ve çok daha fazla çocuğa ulaşabiliyoruz. Müslümanların daha fazla taviz vermemesi lazım. Çünkü taviz tavizi doğurur. Daha düne kadar var olan anlayışlar bu yün yadırganmakta. Türkiye yüzde 99 Müslüman olan bir ülke derken geçen gün ODTÜ de namaz kılan arkadaşlarımıza saldırı düzenleniyor. Ardından da basit bir basın açıklaması yapılım konu unutuluyor. Biz daha fazla bu tarz konuların geçiştirilmesine izin vermek istemiyoruz.  Fikrin hareketi hareketin de fikri varsa kıymetlidir. Biz de bu anlayış ile fikri bir hareket başlattık. Gençlerde kaybolan fikri hareketi yakalamaya çalışıyoruz.

HİTAP ETTİĞİNİZ KİTLEYE NASIL ULAŞIYORSUNUZ?

Hitap ettiğimiz kitle ile birebir iletişime geçiyoruz. Zincir halkası gibi eklenerek büyüyoruz. Yakın çevreden başlayarak teker teker bu zincire yeni bir halka ekliyoruz ve eklendikçe de çoğalıyoruz. Şu an 70 – 80 civarı bir gurubuz var.

VERDİĞİNİZ EĞİTİMLER NASIL OLACAK?

Topladığımız kişilere ideolojik eğitimler vereceğiz. Bazen sadece oturup bir kitabı tahlil edeceğiz. Başka bir kitabın fikri yapısını inceleyecek, kitabı yorumlamaya çalışacağız. Biz Müslümanlarda bir anlayış var. Oda şu karşıt görüşlü hiçbir şeyi okumuyoruz. Karşıt bir görüşte bile doğrular, içinde barındırdığı hakikatler bulunur. Biz inanıyoruz ki şeriata aykırı hiçbir şey hakikat olamaz. Karşıt görüşlerde bulunan belli doğruları Müslümanlığa davamıza empoze etmeye çalışacağız. Bir İslam büyüğünün dediği gibi menşei küfrü bilmeden tam iman olmaz. Karşıt görüşü okumadan, karşıt görüşü anlayıp o görüşe hâkim olmadan kendi fikrimizi savunamayız. Sadece kendi fikrimizi okuyarak hakikate ulaşamayız. Biz de tam imana talip olduğumuz için bu gerekçe içerisinde adımlar atacağız.

YAPTIĞINIZ FİKRİ HAREKETİ GENİŞLETMEYİ DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?

Bizim bu noktada da bir gelecek planımız var. Biz hepimiz üniversite öğrencileriyiz. Aramızda 1 sınıf olan da 4 sınıf olan da var. İleri de farklı illerde farklı ülkelerde olabiliriz. 4 sınıf olan ve gelecek yıl Konya’dan ayrılacak olan arkadaşlarımız gittiği illerde Şark-I Kebir kitap evinin bir şubesini oluşturacak. Böyle bir teşkilat yapısı oluşturmak istiyoruz. Dışa bir oluş aynı zamanda da içe bir oluş içerisindeyiz.

KİTABEVİNİN İSMİ NEREDEN GELİYOR?

Şark-ı Kebir Arapça kökenli bir kelimedir. Manası da büyük doğu’dur. Bu noktada etkilendiğimiz iki insan var. Necip Fazıl Kısakürek ve Salih Mirzabeyoğlu. Necip Fazıl yaşadığı dönemde Büyük Doğu adı altında çeşitli dergiler çıkartıyor. Bu çerçevede bir fikir akımı oluşturuyor. Yani büyük doğu lise çağlarımızdan itibaren jargonumuza yerleşmiş bir terim. İsmimizi de savunduğumuz fikri çerçeve içerisinden seçmek istedik. Fakat ismin külfetini kaldıramamaktan korktuğumuz için de tam ismi almadık. Bu ismin Arapça karşılığını aldık.

GENÇ NESİLDE DEĞİŞTİRMEK İSTEDİĞİNİZ SIKINTILAR NELERDİR?

Necip Fazıl kitaplarında hep söyler. “Bizden ızdırap çekebilme kabiliyetimizi aldılar.” Biz de gençlikte ızdırap çekebilme kabiliyetinin olmamasını eleştiriyor bunu düzeltmeye çalışıyoruz. ızdırap’tan kastımız da şudur ki mesela ODTÜ de olan mesele beni yaraladığı kadar, sadece ODTÜ de değil dünyanın her yerinde bu tarz olaylar oluyor. Biz ve diğer bütün İslam ülkelerinde olanlar beni incittiği kadar dışarıda alelade dolaşan bir lise öğrencisini incitmiyorsa bu sorundur. Yani bu ızdırabı çekebilme kabiliyeti onda yoksa bu düzeltilmesi gereken bir sorundur. Izdırap çekebiliyorsan bir şeyler yapabilirsin. Onun derdini taşıyabiliyorsan üzerine bir şeyler ekleyebilirsin. Zaten dert yoksa bir dava, inanç da olamaz. İstiyoruz ki ulaşabildiğimiz insanlara da bu derdi kazandıralım. Şu an var olan anlayış inandığımız dine, ahlaka aykırı şeyler.  Bizim amacımız da bu bilinci oluşturabilmek. Bu sorunların bizi rahatsız ettiği kadar dışarıdaki inanları da rahatsız etsin. Çünkü eğer rahatsız olursak bunlara sesimizi yükseltebilir,  bunun için bir şeyler yapabiliriz. Bir deyim var ya hani Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz diye. Şu an satmayı geçtik salyangoz fabrikaları kuruyorlar.

KİTAP TARZINIZ NEDİR?

Bizim etkilendiğimiz bir fikri akım var. Genellikle bu akıma yönelik kitaplar ama tabiî ki bununla sınırlı değil. Fikri yapımızın temelini oluşturan kitaplardan ziyade fikri yapımıza tamamen ters olan kitaplar da okuyoruz. Çeşitli kitaplar satmakla birlikte Konya’da sadece biz Salih Mirzabeyoğlu’nun kitaplarını satıyoruz.

KİTAP OKUMA KONUSUNDA GENÇLERİ NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?

Gençlerin durumu pek iç açıcı değil. Aslında biz de lise çağına kadar düzenli kitap okuma alışkanlığına sahip insanlar değildik. Fakat şu anki gençler çok daha farklı. Televizyon, internet, teknoloji hat safhada ve gençlerin kitap okumaya ayıracak vakitleri yok. Kitapların ehemmiyeti, kıymeti çok büyük ama gençler bunun farkında değil. Şu anki tablo iç açıcı, istenen düzeyde değil. Aslında var olan en büyük sorun gençlerin kitap okumaması değil gençlerin yanlış kitapları okuması. Kendisine bir şey katmayan, hatta kendisine fikri açıdan zarar veren kitaplar okuması. Bu tür kitaplar ahlakı da mahveder. Bizim yapmamız gereken gençleri kitap okumaya alıştırmak değil. Gençleri doğru kitapları okumaya alıştırmak. Yaşadığım bir hadiseden örnek vereyim.  Yolda yürüyorum.  Önümde tahminen 7 ya da 8 sınıfa giden 3 çocuk var. Durdurup nereye gittiklerini sordum.  Halı sahaya gidiyorlarmış. Cebimden Malcolm X’in bir kitabını çıkardım ve tanıyıp tanımadıklarını sordum. Tabi ki tanımıyorlarmış. Be de oturup anlattım hikâyesini. Ertesi gün çocuklardan bir yanıma geldi cebinden 3 Lira çıkarttı kitabı istedi. Ben de verdim. Akşam geri geldi kitabı okumuş ve bir kitap daha istiyor. Başka bir kitap verdim.  2 gün sonra tekrar geldi kitap istedi. Bu çocuk bu güne kadar hiç kitap okumamış. Çünkü kitapla tanıştırılmamış. Gençler ile ilgilenirsek, doğru kitapları gösterirsek onları kazanabiliriz.

GENLERE VERMEK İSTEDİĞİNİZ MESAJLAR NELERDİR?

Röportajın başında bahsettiğimiz bir ızdırap meselesi var. Dışarı da oyun oynamak, gezmek, vakit geçirmek daha cezp edici. Kitap okumak daha zor geliyor. Bu noktada biraz nefis ile savaşmak gerekiyor. Necip Fazıl’ın bir sözü var. “Fatihliğin ilk şartı ızdırap tır. Ulus ummadır. Nasıl tohum büyürken alev alev yanarsa, nasıl kömür elmas olmak için milyonlarca yıl beklerse ulus da aynen böyle bir çile ummasından ibarettir.” Bizler de öğrenciyiz. KPSS2’ye hazırlananımız var. Deslerimiz, sınavlarımız, bir aile hayatımız, kendi yaşantımız, sosyal hayatımız var. Bunların hepsinin yanında idare etmek zorunda olduğumuz, bundan keyif aldığımız bir kitapçımız var. Buradan para kazanmak gibi bir dediğimiz de yok. Bunların hepsi nefse bir yüktür. Fakat Allah rızası için de olsa, topluma fayda sağlamak için buradayız ve bu işi yapıyoruz. Gençler de ızdırap çekebilme kabiliyetine malik olsunlar artık. Izdırap çekmekten korkmasınlar ve nefse ağır gelen şeyleri yapsınlar. Nefisleriyle savaşsınlar.

Kaynak: Yenigün Gazetesi

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.