İSLAM ORDUSU
Suriye’de ayaklanmaların çıkmasının sebebi Suriye halkının yaklaşık yarım asırlık bir diktatörlükten kurtulmak istemesinin ortaya çıkardığı bir kıyamdı. Suriye halkı özgürlük, refah, adalet, huzur ve yaşanabilecek bir ülke istiyordu. Esed deccalinin yolsuzluklarından, Müslümanları işkence, katliamlarla sindirmesi, Suriye’deki şehirleri bir gecede yok etmeleri ; Suriye halkının isyan etmesinin en önemli sebeplerindendir. Halbuki Suriye halkının istedikleri Avrupa halklarının, Amerika halkının, Rusların ve dünyada çoğu halkların yaşadığı durumlardan aynısından yaşamak ve faydalanmak istiyorlardı. Suriye halkı demokrasi istiyordu, yöneticilerini kendileri belirlemeyi arzuluyorlardı, tıpkı nasıl biz belediye başkanımızı, Başbakanımızı, Cumhurbaşkanımızı nasıl seçiyorsak onlarda bu nimeti, milli iradeyi istiyorlardı. Bizim yöneticilerimiz nasıl hata yaptıklarında, yolsuzluk yaptığında, ülkeyi ve ekonomiyi kötü idare ettiklerinde nasıl hesap veriyorlarsa Suriye halkı da kendi yöneticilerinin haklı olarak kendilerine hesap vermesini istiyorlardı. İstedikleri tamamen insani ve doğal şeylerdi. Peki buna karşı Esed zalimce, azgınca, deccalce katliamlar gerçekleştiriyor, insanları açlıktan öldürme politikaları uyguluyor, her türlü bombalarla insanlara yaşama hakkı tanımıyor, şehirleri ve kültürleri yok ediyor. Sonra Hizbulhaşhaş (Hizbuldeccal), İran, Rusya bu mazlum halka karşı adice cinayetlere girişiyor ve katliamlar devam etmekte. 3 tane kahraman, şanlı Suriyeliyle görüştüm. İkisi gazeteci biri akademisyen. Akademisyen olan İslam Hukuku profesörü ayrıca muhalif olan değerli hocam Cemal Mübeyyiddin dediği, gazeteci olan Sami Neser ve Hüseyin Bozan ağabeylerin ortak söyledikleri mesajları şu: Biz Suriye halkı olarak sadece normal insanlar nasıl yaşıyorsa bizde öyle yaşamak istiyoruz. Yani bizler gibi yaşamak istiyor. Ama zalim dünya bunu çok gördü Müslüman Suriye halkına. Aslında Suriye’de insanlık öldü. İnsanlık kimyasal silah saldırısına uğradı. İnsanlık açlıktan öldü. İnsanlık o vahşi işkenceleri gördü. Öyle bir durum ki Suriye manzarası, bizlere sanki dünya kıyamete susamış bir hal içerisinde gözüküyor. Bu durum içerisinde Türkiye’nin hamlelerine ve yapmadıklarına gelelim:
Türkiye haklı olarak zalim ve diktatör Esedin gitmesini istiyor. Bunun adına Suriyeli muhaliflere destek verdi. Mazlum Suriye halkına kapılarını açtı. Esedin ilk başlarda siyasi bir süreç içersinde gitmesini istedi ama Esedin arkasındaki Rusya ve İran faktörlerinden dolayı askeri bir çözüme evirildi politikası. Ama Türkiye dış politikada büyük bir hatası da Amerika’ya çok güvenmesiydi. Türkiye Amerika’nın Esede askeri müdahalede bulunup Esedi indirip Muhalifleri iktidara getireceğini sandı. Halbuki her şuurlu Müslüman Amerika’nın 15 Mart 2011’den beri Esedi iktidardan indirmeyeceğini biliyordu. Hatta Esedin iktidarda kalmasını istiyordu. Amerika Esedin düşmesini hiçbir zaman istemedi ve halende istemiyor. Türkiye bu faktörü ancak Esedin Doğu Guta bölgesine kimyasal silah saldırısında 1500 Müslüman’ın şehit olmasından sonra Amerika ve NATO’nun Esede müdahale edeceğini sandılar ama müdahale etmediler. Amerika Saddam’ın olmayan kimyasal silahlarından dolayı Irak’ı işgal etmişti. Sonra özür dileriz kimyasal silah bulamadık dediler. Esedin göstere göstere kullandığı kimyasal silah karşında ise hiçbir şey yapmadı. Amerika’nın kırmızı çizgisi kimyasal silahlar değildir; kırmızı çizgisi menfaatidir. Türkiye işte o anda büyük bir hata yaptığının farkına vardı. Çünkü Suriyeli muhalifler 2013 yılının ağustos ayına kadar Suriye’de çok hızlı ilerleyip Suriye’nin %80’inini ele geçirmişlerdi. İşin sadece final bölümü kalmıştı; bu final bölümünde muhaliflerin en büyük sıkıntısı hava saldırılarına karşı korunaksız olmasıydı. Bunun için muhalifler İslam Alemine haykırarak uçaksavar füzeleri istiyorlardı. Türkiye’nin uçaksavar füzelerini muhaliflere vermek istediği ama Amerika tarafından engellendiği de biliniyor. Amerika’nın Esedin gideceğini Türkiye’ye taahhüt ettiğinden dolayı Türkiye’nin vazgeçtiği acı bir gerçek. Bu kocaman bir öngörüsüzlüktür. 2013 yılının ağustos ayından itibaren muhalifler Suriye’de Hizbulhaşhaş, İran Devrim Muhafızları, DEAŞ’ten dolayı çok büyük bir gerileme yaşadı. 2013 yılındaki Suriye’deki denklem dümdüz bir denklemdi. Şimdiki denklem çok karışık bir hal aldı. İşin içine İran fiili olarak girdi, Rusya fiili olarak girdi ve PYD terör örgütü Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurmak istiyor. Türkiye’ye çok büyük bir tehdit altında bırakıyor. PYD terör örgütü hem Rusya, hem Amerika, hem İran ve Avrupa’nın güçlü askeri ve siyasi desteğini alarak terör faaliyetlerini yürütüyor. Amerika’nın devlet belgelerinde PYD’nin PKK’nın Suriye kolu olduğu ve terör örgütü olması açık bir şekilde ortadayken bile PYD’nin terör örgütü olmadığında ısrarcı davranıyor. Hem de Amerika’nın PYD’ye verdiği silahların PKK’ya ulaştırılıp Cizre, Sur, İdil ve diğer ilçelerde Mehmetçiğe karşı kullanıldığı ortadayken zerre geri adım atmaması aslında Ortadoğu’da ve Türkiye’de Yeni Türkiye’ye açılan büyük savaşı gösteriyor. Türkiye’nin uluslar arası ve siyasi olarak Suriye’de bir çözümün olamayacağını ve PKK devletinin Suriye’de kurulmasının finallerini yaşarken, Türkiye’nin Ortadoğu ile bağının kopması, artık Türkiye’yi başka çareleri aramaya itti.
Tam burada Türkiye Suudi Arabistan’la, Katar’la artık bir askeri çözümü konuşmaya başladılar. Suudi Arabistan’da Kral Abdullah’ın ölümünden sonra büyük bir dönüşüm yaşandı. İngiliz kraliyetine yakın, Amerikan’a yakın, Müslüman Kardeşler düşmanı olan hanedan ve istihbarat görevlileri tasfiye edildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sık sık Suudi Arabistan’a ziyaretleri sadece ibadet amaçlı olmadığı açıktı. Bu dönüşümü gerçekleştirdikten sonra İslam Birliğini, İslam Ordusunu kurmak için çalışmalara başladılar. Bu çalışmaların sonucunda İslam Ordusu aralık ayında kuruldu. İçinde 40 ülkeyi barındıran İslam Ordusu tüm terörist örgütlere karşı mücadele edeceklerini açıkladı. Bunun adına ilk önce Suriye’de DEAŞ’a karşı müdahale edeceklerini duyurdular. Bununla alakalı bazı haberlere bakmakta yarar var:
Suudi Arabistan’ın, Suriye’de IŞİD ile mücadele kapsamında, 150 bin asker için eğitim programı hazırladığı iddiası var. CNN Arabic’in haberine göre, büyük kısmı Suudi Arabistan askerinden oluşan kuvvetin içinde, Mısır, Sudan ve Ürdün’den de önemli miktarda asker bulunacak
Haberde, Fas, Türkiye, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve BAE’nin de gerekli eğitimi alıp operasyona katılmak üzere S.Arabistan’a birlik gönderdikleri öne sürüldü. Suudi ve Türk askeri yetkililerin, Türkiye sınırlarından Suriye’ye yönelik yapılacak operasyonlara ortak bir komutanlık tayin ettikleri de haberdeki iddialardan biri.
Asya ülkelerinden Malezya, Endonezya ve Brunei’nin operasyona katılacakları ancak bu üçlü gücün, ayrı bir komutanlığa dahil olacağı, ama ayrıntılarla ilgili henüz bilgi verilmediği de kaydedildi.
Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman el-Tani, DAEŞ ile mücadele için uluslararası koalisyon kapsamındaSuriye’ye kara gücü göndermenin daha büyük bir “aciliyet” kazandığını bildirdi.
Münih Güvenlik Konferansı’nın üçüncü ve son gününde “Ortadoğu’nun yeni jeopolitiği” başlıklı panelde konuşan Tani, daha sonra soruları yanıtladı.
Suudi Arabistan ve bazı bölge ülkelerinin, DAEŞ’le mücadele kapsamında Suriye’de kara harekatına hazırlandıkları yönündeki bir soru üzerine Tani, bunun yeni bir plan olmadığını söyledi.
Oturumu yöneten gazeteci Lyse Doucet’in, “Şimdi bu daha büyük bir aciliyet mi taşıyor?” sorusuna Tani, “Biz öyle olduğuna inanıyoruz” cevabını verdi.
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Müsteşarı Tuğgeneral Ahmed Asiri, uluslararası koalisyon ile beraber DAEŞ’e yönelik yapılacak muhtemel kara operasyonuna ilişkin, “Koalisyon mart, nisan aylarında operasyonel olacak”dedi.
İşte görüyoruz İslam ülkeleri de artık Suriye’ye askeri hamlesini gerçekleştirecek. Türkiye PYD’yi emin olun Suriye’de tamamen yok etmek istiyor ve bunun içinde PYD’yi İslam Ordusuyla beraber Suriye’den def etmek isteyecektir. DEAŞ’ıda İslam Ordusuyla beraber Suriye’de def edeceklerdir. Bunun adına ciddi çalışmalar yapılıyor. Bunlardan sonra sıra Esede gelecektir. Böyle bir müdahale 3.dünya savaşının çıkmasına yol açabilir.
Emin olunki böyle bir müdahale yani İslam Birliği Amerika’yı, İsrail’i, Rusya’yı, İran’ı ve Esed’i çok korkutuyor.
Yeni Selahaddin Eyyubi olan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu hamlesinden çok korkuyorlar….
HİZBULDECCAL
Suriye kıyamı başladığı günden itibaren Müslüman Suriye halkının tek isteği özgür, müreffeh, demokratik bir ülkede yaşamaktı. Tamamen sivil gösterilerle, hiçbir şiddet unsuru bulunmayan kıyamlarını Esed deccali katliamlarla, her türlü bombalarla, işkencelerle bastırmaya çalıştı. Suriye halkı silahlı mücadele dönemine girip Özgür Suriye Ordusu, İslami Cephe, Ahraru Şam, El Nusra, Ceyşul İslam ve onlarca muhalif grup Esed rejimini bitme noktasına getirdi. Tam burada koltuğunu kaybetmek istemeyen tiran Esed, Suriye’yi İran’a satıp, Hizbuldeccal, İran Devrim Muhafızları, Asaib El hak, Şii Mehdi tugayları, Afganistan, Pakistan, Afrika’dan getirdiği Şii milislerle muhalifleri zayıflattılar. DEAŞ faktörüyle beraber Suriye devrimi çıkmaza girdi. Buna rağmen muhalifleri yenemeyen Esed ve İran Rusya’yı Suriye’ye davet ederek tam bir zalim ittifakının fotoğrafını bize göstermiş oldular. Rusya eylül ayından beri Türkmen dağını, Bayırbucak bölgesini, Halep, Hama, Şam Guta, İdlip, Dera ve tüm Suriye’deki muhalif ve sivil güçlere karşı katliamda bulunuyor. Burada asıl anlatmak istediğim nokta Esed ve Rusya değil. Bu yazıda İran’ı ele alacağım. İran İslam Devrimi olduktan sonra, İran göstermelik olarak İslam Alemine hep Vahdet mesajı verdi. Asıl mesele devrim hakikaten İslam devrimimiydi? İlk önce o dönemin içinden bakarsak çok saf, temiz niyetlerle bir devrim olmuş gözükse de sonradan ortaya çıkan fotoğraf şu oldu:
1-) Humeyni Fransa, CIA’nin desteğini alarak devrimi başarıya ulaştırdı. Amerika, Fransa onay vermeseydi kesinlikle bu devrim olmazdı. Daha mantıklı bir soru sorayım; Humeyni nereden gelip devrim yaptı? Paris. Eğer Fransa, Amerika kısacası Emperyalizm Humeyni’nin devrim yapmasını istemeseydi değil kendi ülkesinde barındırmak, yaşatmazlardı. Humeyni kozmopolit istihbarat zinciriyle gelip İran’da sözde İslam devrimi yaptı.
2-) Sünni omurgayı yok etmek amacıyla bu devrim gerçekleşti. Nedeni o dönem İslam Aleminde İhvanul Müslimin dediğimiz Müslüman Kardeşler örgütü Müslümanlar arasında revaçtaydı ve bu oluşum hızla güçleniyordu. Milli Görüş hareketi de yükseliyordu. Burada İran İslam devrimini yapıp ve bunu popüler hale getirip Müslümanların dikkatini tamamen buraya yönlendirip Müslüman Kardeşler hareketinin yükselmesini bir nevi İslam Aleminin liderliğini tersine çevirmiş oldular. 1979’da İran devrimi oluyor, 1981’de Müslüman Kardeşlere yakın olan Enver Sedat öldürülüp Mısır’ın başına tam İsrail uşağı olan Hüsnü Mübarek geçiyor. Türkiye’de de 1980’de darbe olup tam Neoconların işine gelen bir süreç başlamış oluyor. Bunların hepsi tesadüf mü?! İsrail’in en az 30 yıl daha güvende kalmasına sebep olan olaylar oluyor. Düşünün Müslüman Kardeşler örgütü hiç zayıflamadan aksine güçlenerek büyüseydi İslam Aleminin bugünkü hali acaba nasıl olurdu? Göstermelik İran’ın sloganları yerine hakiki mücadele eden Sünni İslami hareketler ön planda olsaydı acaba neler değişirdi?
3-) Caferiler, Şiiliğin gulat bölümünde olan Nusayrilik, Dürzilik, İsmaililik, Batınilik vb. mezhepleri kafir sınıfına koyuyordu. Peki Hafız Eset darbe yaptıktan sonra meşhur Şii din adamı Musa El Sadr bir fetva yayınlayarak Nusayrilerin de Şii ve Müslüman olduğunu söyledi. Nusayrilik inancını bilen biliyor. HZ. Ali(RA) haşa tanrı diyorlar, Ali Muhammed Selman denilen bir teslis inancının olduğu, Noel’i kutladıkları ve Müslümanların kendilerinden aşağı birer hayvan oldukları sapık inançlarından bazı kaideler. Fetvanın itikadi değil siyasi olduğu apaçık belli. İran devriminden sonra ve günümüze kadar İran’ın tek Arap müttefiki Suriye’ydi. Hama katliamından sonra merhum ilim adamı Said Havva İran’a Humeyni’yi ziyarete gider. Esedin yaptığı katliamları ve rahatsızlıklarını dile getirir. Humeyni’nin verdiği cevap günümüzde olan olaylara aslında bir ayna görevini üstleniyordu. Said Havva’ya ‘’ Kardeşlerime dokunma’’ dedi. Hama katliamını yapan Esed deccaline ve avanesine dikkat ederseniz kardeşim diyor. Aslında İran’ın mantalitesi hiç değişmedi.
İran’ın devrim öğretileri ve mezhebi her zaman İslam’ın önünde olmuştur. Bu aslında hiçbir zaman değişmemiştir.
Günümüzde Deccalin yardımcılığını yapan, küçük deccaller olan İran, Şii terör örgütleri, Rusya ve Esed Suriye, Irak ve Kafkasya’da Müslümanları katlediyor.
Bunlar işte Deccalin yardımcıları yani;
Hizbuldeccaller.