Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen Star Gazetesi Necip Fazıl Ödülleri Töreni’nde konuştu. Erdoğan, “Bizim farkımız işgal değil, ihyadır!” dedi.
Star Gazetesi tarafından bu yıl 2. düzenlenen Necip Fazıl Ödülleri Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen törenle sahiplerini bulurken, Cumhurbaşkanı Erdoğan gecede bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tarihin “belli bir dönem zulümle, kanla, savaşla geniş topraklar işgal etmiş ancak kısa zaman sonra saman alevi gibi sönmüş devletler kabristanı” olduğunu belirterek, “Çünkü zulüm payidar olmaz. Bizi tarihteki diğer devletlerden, medeniyetlerden ayıran asıl fark işte budur. Bizim farkımız; işgal değil ihya, yağma değil fetihtir. Bizim farkımız, göçmen kuşlara dahi sığınacak bir yuva kuran inceliktir. Fakirleri incitmemek için sokağın köşesine sadaka taşını yerleştiren zarafettir” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, törende, 5 farklı dalda 5 kıymetli şair, yazar, hikayeci, mütefekkir ve ilim adamının ödüllendirileceğini belirterek, şunları kaydetti: “Şiir alanında, ‘Kaybettiğimiz neyse Rabbim, verdiğin şiirler geri getirsin bize’ diyerek, Kaşgar yolunda bir karınca misali modern dünyada yitirdiklerimizin, ötelediklerimizin, unuttuklarımızın peşine düşen şair Cevdet Karal kardeşimi tebrik ediyorum. Tercüme alanında, şiirle felsefenin buluştuğu Goethe’nin Doğu-Batı Divanı başta olmak üzere Alman fikir ve edebi hayatının eserlerini dilimize kazandıran Senail Özkan’ı kutluyorum.
Kendisinin, üstadın ifadesiyle ak saçlı annemizin dili gibi aziz, saf, temiz ve yetkin bir Türkçe ile dilimize aktardığı eserleri ‘söz bir yelpazedir’ anlayışıyla kuşaklar boyu sürecek bir hazine olarak kültür hayatımızdaki yerini almıştır. Fikir, araştırma alanında kadim ilim ve irfan geleneğimize ait hazinenin tozunu silip yeniden ihya etmenin, felsefeyi, aşkı, hikmeti milletimizin yoluna sermenin gayreti içinde olan bir fikir emekçisini görüyoruz. Kendi ifadesiyle ‘bir müzmin felsefe talebesi’ olan Prof. Dr. İlhan Kutluer’i yürekten tebrik ediyorum.”
Hikaye alanındaki ödüle, zarafetini yitirmiş hayatlar ile incelikle örülmüş hayatların, parçalanan gönüller ile parçalanan coğrafyaların öyküsünü anlatan, insana ayna tutan bir Sibel Eraslan’ın layık görülmesini gayet yerinde bulduğunu anlatan Erdoğan, “Benim mesleğim savunmak” diyerek insanı, vicdanı, bu milleti var kılan değerleri savunan, en zor zamanlarda bile hak ve hukuk mücadelesinden vazgeçmeyen Eraslan’ı kutladığını söyledi.
“MEDENİYETİMİZ, SÖZ VE YAZI MEDENİYETİDİR”
Tarih boyunca kurulan büyük devletlerin arkasında akil devlet adamları, basiretli siyasetçiler kadar mütefekkirler ve alimlerin de bulunduğuna dikkati çeken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bizim medeniyetimiz esasen bir söz ve yazı medeniyetidir. Bizim tarihimizde büyük devlet adamlarıyla gönül dünyamızın manevi önderleri, her biri bizim için adeta kutup yıldızı olan arifler, hep yan yana, omuz omuza olmuşlardır. Şöyle tarihimize bir göz atalım. Büyük Selçuklu’nun inşasında Alpaslan’ın cesareti, Melikşah’ın kabiliyetinin yanında Nizamülmülk’ün adaletini, dirayetini de görürsünüz. Anadolu Selçukluları, Süleyman Şah’ın, Kılıçarslan’ın kahramanlıklarının yanında Mevlana Celaleddin Rumi’nin aşkının, Vecdi’nin de eseridir. Osmanlı çınarının, Osman Gazi’nin, Orhan Gazi’nin, Fatih’in, Yavuz’un, Kanuni’nin siyasi dehasıyla beraber Şeyh Edebali’nin, Yunus Emre’nin, Akşemseddin’in hikmet pınarından da sulandığını görürsünüz.
Büyük devletler, toprakları geniş, orduları kalabalık, hazinesi zengin olduğu için büyük değillerdir, bunların hepsi de gelip geçicidir. Büyük devletler asıl ilme, bilgiye, edebiyata, sanata, şiire, mimariye, fikir hayatına yaptıkları katkılarla bu sıfatı kazanırlar. Bir devlet, sınırları içinde adaleti, barışı, huzuru, sevgiyi tesis edebildiği, topraktan ziyade gönülleri fethedebildiği ölçüde büyük olur.”
BİZİM FARKIMIZ İŞGAL DEĞİL, İHYADIR!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, temelinde sevgi, ilim, irfan ve fikir, daha da önemlisi vicdan ve merhamet olmayan bir devletin fiziki gücü ne kadar fazla olursa olsun büyük devlet sayılamayacağını söyledi.
Tarihin “belli bir dönem zulümle, kanla, savaşla geniş topraklar işgal etmiş ancak kısa zaman sonra saman alevi gibi sönmüş devletler kabristanı” olduğunu anlatan Erdoğan, “Çünkü zulüm payidar olmaz. Bizi tarihteki diğer devletlerden, medeniyetlerden ayıran asıl fark işte budur. Bizim farkımız; işgal değil ihya, yağma değil fetihtir. Farkımız budur. Bizim farkımız, göçmen kuşlara dahi sığınacak bir yuva kuran inceliktir. Fakirleri incitmemek için sokağın köşesine sadaka taşını yerleştiren zarafettir. Bizim farkımız Yunus’tur, Mevlana’dır, Hacı Bayram Veli’dir.”
GERÇEK BİR CENGAVER
Kısakürek’in farklı bir insan olduğunu kaydeden Erdoğan, “Kendisiyle teşriki mesai yapma, yol yürüme şerefine nail olduğum üstat Necip Fazıl, işte bu geleneğin yakın tarihimizdeki en önemli temsilcilerinden biridir. Bir jübilesinde takdimini yapacak kişiyi tespit ederken, bizi dinlediğinde görevi fakire yüklediği zaman, kendisiyle dertleştiğim anı unutmam mümkün değildi ve o jübilesi hakikaten çok yakından tanışma imkanını, fırsatını o zamanlar bana vermişti” diye konuştu.
Onun mücadele ve cesaretini kelimelere dökmenin zor olduğunu ifade eden, Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti: “Üstat, her şeyden önce en zor zamanda şanlı bir geçmişin, daha da önemlisi bir medeniyet tasavvurunun çiğnenmesine tek başına karşı çıkmış gerçek bir cengaverdir. O, tanzimat sonrasında sahip olduğumuz fenninden ziyade kültürüyle Batı’ya bilinçsiz, körü körüne yönelişlerin karşısında kale gibi duran, kök ve cevherin müdafasını yapan bir şahsiyettir. Türkiye’deki düşünce ortamının kendi ifadesiyle ilim ve fikir yoksunu çapulcuların egemenliği altına girişinden duyduğu rahatsızlığı çetin bir mücadeleye dönüştürmüştür. Onun sadece belli düşüncelere, belli ideolojilere hayat hakkı tanındığı bir dönemde sesini yükseltmesi, ‘ben de varım’ demesi nasıl bir sağlam yürek taşıdığının en açık göstergesidir. Necip Fazıl, ihtilal içinde bir ihtilal, bir direniş olarak ortaya çıkar. ‘Ben söylemezsem kimse söylemez, ben yazmazsam kimse yazmaz, ben yapmazsam kimse yapmaz’ düşüncesiyle edebiyatın, kültürün, sanatın her alanında eserler vermiştir. Üstat onuru, saygıyı, güzeli ve estetiği sadece dışarıda arayanlara vatan coğrafyasını tohum halinde bir çekirdek olarak gördüğü Anadolu’yu ve tarihimizi işaret etmiştir. Onun oyunları, tiyatro eserleri medeniyetin, tarihin, bu milleti var kılan değerlerin savunulduğu bir mücadele arenasıdır. Üstadın tabiriyle Allah ve ahlak demenin yasak olduğu yıllarda, kendini iman ve İslam atlasıyla bir nevi ilmihal, çöle inen nurla siyer yazmak zorunda hissetmiştir. Onun kavgası, makbul olmanın, değer verilmenin, kabul görmenin kendi milletinin değerlerini yok saymaktan tahkir etmekten geçtiğini sananlarlaydı.”
Erdoğan, “bir nesil için adeta fikir dokuma tezgahı olan” Büyük Doğu dergisinin 15 kez kapatıldığını ifade ederek, “Necip Fazıl bir çile şairidir. Fikir çilesi, dava çilesi çeken bir modern zaman dervişidir aynı zamanda. O kalabalıklar içinde yalnızdır. Hani diyor ya ‘Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak’ Mesele bu…” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir gün Abdülhakim Arvasi hazretlerine şöyle sorar, ‘İmamı Gazali’nin buhranı mı daha büyüktü benimki mi?’ Cevap kısa ve nettir; ‘Seninki…’ Bu asla bir kibirlenme, böbürlenme değildir, bilakis çekilen fikir çilesinin gönül sancısının büyüklüğünün ifadesidir. Onun hayatı hiçbir zaman dikensiz bir gül bahçesi olmadı. Ömrü boyunca fikir Mehmetçikleri yetiştirmek için çalıştı, ter döktü, mücadele etti. Her zaman basit olanın kolaycılığına karşı ulvi olanın zorluğunu, rahata ve konfora karşı meşakkati ve çileyi seçti” diye konuştu.
GENÇLERİN ONU İDRAK ETMEYE İHTİYACI VAR
Sezai Karakoç’un Necip Fazıl için yazdığı “Evet, bir kahraman düştü toprağa. Bir kez daha bin kez daha yeşerip boy atacak bir tohum olarak” dizelerini seslendiren Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı: “Evet, Necip Fazıl’ın kitapları, yazıları, şiirleri kadar hayatı da bir eserdir. Hepimizin bilhassa da gençlerimizin üstadı tekrar tekrar okumaya anlamaya, onu idrak etmeye ihtiyacı var. Onu elbette tabulaştırmadan ve putlaştırmadan ama hatırasına gerekli hürmeti göstererek ağabeyimiz, yol arkadaşımız olduğunu unutmayarak kendisini anlamaya çalışmalıyız. Zira onun eserleri ve mücadelesi bizim olduğu kadar gençlerimizin ve gelecek nesillerin de yolunu aydınlatacak kıymettedir, güçtedir. Şunu asla unutmayalım; Üstat Türkiye eksenli düşüncenin Türkiye merkezli ideal siyaset tasavvurunun yılmaz savunucusu olmuştur. Yaşadığı dönemde şahit olduğu değişimler, muzdarip olduğu hayal kırıklıkları onu bu arayışından asla vazgeçirmemiştir. Necip Fazıl’ı sadece retoriğe boğmak, onun bu arayışına sırt çevirmektir. Gelenekten kopmadan geleceği inşa görevi bizim ve buradaki kıymetli münevverlerimizin, mütefekkirlerimizin en başta gelen sorumluluğudur. Ben bu tür programları işte bu yönde atılmış çok önemli, çok kıymetli adımlar olarak görüyorum. Bir kez daha Necip Fazıl Kısakürek ödüllerini alan edebiyat, sanat, ilim insanlarımızı gönülden tebrik ediyorum. Star Medya Grubu’nu bu güzel organizasyonu için kutluyorum. ”
Kaynak: Star