Lam’ı Cim’i Yok Bunun

Lam’ı Cim’i Yok Bunun
REKLAM ALANI
Yayınlama: 28.11.2016
Düzenleme: 28.11.2016 16:19
1.019
A+
A-

İslam coğrafyasına, Müslümanların yükselmelerini engellemek, İslam dünyasının birleşmesini önlemek, Kudüs’ü yeniden ele geçirebilmek gibi amaçlarla, Vatikan’ın önderliğinde yapılan saldırılar bütününe Haçlı Seferleri adını vermekteyiz. Bu tanımlamadan yola çıkacak olursak, klasik bir tarihçi edasıyla olaylara yaklaştıklarından dokuz-on tane ki onlarda sayısına karar verememişler ve seferlerin XI-XIII. yy. arasında gerçekleştiklerini söylemektedirler. Peki ya tanımımıza göre bugün ve bugüne kadar yaşanan olaylara ne seferleri diyeceğiz?

“Aşağılık bir devrin propagandasına göre ayarlanmış bir tarih yerine, gerçek bir tarih ilmi ve tarih felsefesi ortaya konulmadıkça, günün ruhi ve sosyal meselelerine gerçekçi bir yaklaşım mümkün değildir.”(Bütün Fikrin Gerekliliği s.24) İbda külliyatını örgüleştiren Salih Mirzabeyoğlu’nun bu sözlerinden hareketle belli başlı çıkarımlarda bulunacağız.

Bu seferlerin taktik değiştirerek tersinden devam ettiğinin farkına varmak çok da zor olmasa gerek. Çünkü Anadolu üzerinden yapılan seferler de Ortadoğu’daki toprak bütünlüğü sağlanamadığından ve kim ne derse desin burasının İslam coğrafyası olmasına binaen bu seferlerin başarıya ulaşması pek mümkün değildi. Zamanın Müslümanları buna izin vermez sonuç olarak da vermediler. Onlar da Anadolu üzerinden sahip olamadıklarına, denizler üzerinden sahip olabileceklerini düşündüler ve bu girişimleri de sonuçsuz kaldı. Geriye yapılacak tek şey toprak bütünlüğünün sağlanması idi. Yani tersinden düşünce sistemi. 1830 Cezayir, 1881 Tunus’un Fransa, 1882 Mısır’ın İngiltere, 1912 Libya’nın İtalya tarafından ele geçirilmesi ile bir mesaj verilmiştir. Anadolu’dan geçerken hırpalanmak ve ordularının yarısının imha edilmesi yerine Kuzey Afrika ülkelerinden geçerek hem sömürge elde etmiş hem de bir bütün halinde topyekûn savaş değil, parça parça, millet millet daha fazla cepheden saldırarak Anadolu’yu hırpalamıştır. Hırpalamak ne kelime; hallaç pamuğuna çevirmediler mi?

I.ve II. Dünya Savaşlarında İslam ülkeleri ile bağlarımızı coğrafya ve yönetim biçimleriyle tamamen koparanlar dünyanın gelmiş geçmiş en büyük terörist devletini bizler içinde kutsal olan Kudüs’ün yanı başına kurarak Kudüs’ü yeniden ele geçirme niyetini bir an olsun akıllarından çıkarmamış ve hazırlıkları, politikaları hep bu yönde olmuştur.

Bitti mi tabi ki de hayır. Arap Baharı diye adlandırılan peşi sıra gelen olayların gerçekten Arap halklarının düzenlediğini düşünüyor olamazsınız. Tunus da Muhammed Buazizi’nin kendisini yakmasıyla başlayan, Mısır, Libya, Ürdün, Yemen ve birçok ülkede arka arkaya devam eden olaylar şiddetini Suriye’de önü alınamaz bir hal almış, hemen yanı başımıza kadar getirmiştir. 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü ile amaçlananları bu olaylarla bağdaştırmak çok da güç olmasa gerek. Yapılan girişimler, bizim kurmaya çalıştığımız birliği, parçalanmış İslam coğrafyasını daha ne kadar böleriz düşüncesinde değerlendirilebilir. Yaşanan Arap Baharı da bunun bir parçasıdır. Bugün İslam coğrafyasında akan kanın birçok sebebi olmasına rağmen ön önemli sebeplerinden biri olan Suriye ve Irak ve diğerleri gibi ki akan kanın müsebbipleri Suriye’de Nusayriler, Irak’ta ise çoğunluğunu İranlıların oluşturduğu Şiilerdir. Yani coğrafyanın geneline bakacak olursak kangrenli parmağı bulacağız. Bunlar tarihteki rollerini terk etmeyerek vazifelerini yapmaya devam ediyorlar. Tarihten çıkarımlarda bulunmaz isek tekerrürü kaçınılmazdır ve bugün bu haldeyiz. Buna dayanarak XI-XIII. yy. arasında gerçekleşmiş olan Haçlı seferlerinde de görüldüğü üzere Haçlılarla ittifak ederek bizlere hainlik yapan Fatımi, Nusayri, Nizari, İsmaili çeteler, yani yoldan çıkmış Şii fırkalarıdır.

Anadolu’dan geçmeye çalışan Haçlılar, Anadolu Selçuklu Sultanları tarafından Anadolu’ya gömülmüştür. Kudüs’ü zapt etmeye çalışanlar ise, Selahaddin Eyyubi tarafından mağlup edilmişlerdir. Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü Haçlıların elinden almadan önce işbirlikçi Şii çetelerin üzerine gitmiştir. Her şey çok açık ve bu açıklığın en net görüntüsü ise Kılıç Arslan’ı Danişmend Gazi’yi Selahaddin’i beklemek değil bizzat onlar olmaktır!..

Sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim. Yazıyı klavyeye alırken birtakım fikirsizliklere maruz kaldım. Vay efendim Haçlı Seferlerinin tanımında uzlaşılamamış, ekonomik sebepler daha ağır basmaktaymış Papa’nın emelleri bu yöndeymiş. Adam utanmasa “Kötü mü oldu bu seferler? Doğudan aldıkları bilimle bugünleri inşaa ettiler, hayatımız kolaylaştı” diyecek. Batıyı dinleyince batılı gibi düşünerek onlara hak verecek derecede basiretsiz, onlardan görünmeye çekinmeyecek kadar (nesiz?) “Tarihçi’ciklerimiz” varmış bizim. Ne demiştik? Aşağılık bir devrin propagandasına kılıf olarak yazılan tarih ve bunu yazan tarihçiler batıyı dinleyince, onların bize değil de tabi burada bizden kastım İslam coğrafyasıdır, bizim onlara işgal ettikleri bu topraklarda iyi davranmadığımızı iddia edecek derecede berduşlaşmışlardır. Batılı düşünce tarzını iyice benimsemiş bu efendilere fırsat verseniz sadece tarihi ve kendilerini değil bizleri de batıya pazarlama öngörüsündedirler. Tabi biz buna izin vermeyeceğiz. Lamı cimi yok bunun, bu seferler İslamiyet üzerine yapılmış, yapılmaya devam etmektedir ve edecektir.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.