Yeni Nizam Yeni İnsan Yolunda “Dava Partisi” Olmak

Yayınlama: 15.06.2015
849
A+
A-

Şartların tabiatı

“İti kopuğu hırsızı canisi katili bana oy vermesin!” diyen bir parti gördünüz mü?

Göremezsiniz…

Bir tane kim olduğu belirsiz adamın gönlünü yaparsan iktidar olabilirsin…

Kimisi “Özge Can’ın Katilerine ölüm” naraları atar kimi “Kısas” gerek naraları… Ama seçim zamanı “Özge Can’ın katilinden oy isteyen adama “hoop ne oluyor yahu” demez kimse, demek aklına gelmez, diyemez… Kanıksamıştır çünkü “oyunun kuralını”…

Nasıl desin “onlar bana oy vermesin” diye, “altı oyla” iktidar olabiliyor, hatta bir oyla.

Bir kişi -kim olduğu önemli olmaksızın- bir milletvekilinin seçimine o bir milletvekili de bir partinin hükümet olup olmamasına etki edebiliyor. Düşünsenize bir katilin caninin toplumun tamamının hakkında hem fikir olacağı bir “kötü”nün bir sembol kişinin oyu ile kurulmuş bir hükümet tarafından yönetildiğinizi ondan sonra “ama hırsızlar”, “ama soysuzlar” şikâyetlerinde kim haklılık iddiasında buluna bilir?

“Demokrasi” niçin var?

“Guardian’ın Türkiye başyazısının kilit cümlesi şuydu:

Tam Batılılaşmamış, yoksul Müslümanların kendi ülkelerini yönetmelerine izin verilemez.”

Demek ki “demokrasi” Müslüman ülkelerde “tam Batılılaşmış” insan tipinin oluşmasını sağlamak için gerekli bir araçtan öte kıymeti olan bir şey değilmiş. Kendi olmaya yöneliverince bir araya gelivermiş olan aykırı uçların bir araya gelivermiş olmalarını iyi okumakta hala zorlanıyor muyuz?

Demokrasi, bu bir araya geliveren, güya birbirinin muhalifi ihanet çetesinin Anadolu Çocuğunu güdülen koyun olarak tutabilmek için sarıldıkları bir araç olmaktan öte bir şey değildir.


“Oyunu kuralına göre oynayacağız diye Ayasofya’yı açma altı yüz fidanın cezaevinde yatmasını görmezden gel, Medreselerin önünü açma (vs) hükümeti kurarlarsa oyunun kuralı nasılmış gösterirler. 28 Şubat’ta gördük, umarız bir daha görmeyiz.” Tek Parti dönemlerinin, 28 Şubat’ın memlekete ve hassaten de “Ümmete” reva gördükleri demokrasilerini onlara “reva görmezsin” öyle mi?

Anla ki “Demokrasi” hiçbir zaman senin için olmadı yalnızca “Batılılaşmış insan tipi”nin doğması için var oldu. Onun için silah zoruyla götürülüyor birçok yere.


Muhasebe

“Sayın Davutoğlu’nun dikkat etmesi gereken, kanaatimizce diyelim, ahbap çavuş ilişkisiyle hatır gönül ilişkisiyle, amca dayı ilişkisiyle dava teşkilatı kurulamaz olduğu gerçeğidir…”

“Hayır. Hiç kimse ‘ama Guardian, ama New York Times, ama paralel’ falan diye söze başlayıp mazeret aramaya kalkmasın. Geçtiğimiz seçimlerin tamamına yakınında bunlara benzer bir dünya zorluk vardı ve millet, iradesini net şekilde ortaya koymuş; tehlikelerin tamamını bertaraf edecek desteği vermişti. Şimdi aynı millet, geçtiğimiz genel seçime nazaran %9 daha düşük oy verdi AK Parti’ye. Eldeki sonuç budur. ”


Gerçek bir “Hâk ve Halk nizamı” talebi olan bütün çevrelerle beraber “bizim” cenahtan diyelim, ağzı laf yapan, eli kalem tutan az çok mürekkep yalamış seni “davan” hatırına destekleyen ve seven insanlarla bir araya gelmek gerekir.  Onlarla mutad ve geniş yelpazeli toplantılar düzenle sonra yine başkaları ile oturup konuşabilirsin ama temelini bu insanlarla oluştur ve gereğini yap yoksa yok olmayı göze al…  Bu ümmet başka Ak partiler çıkarabilmenin yoluna bakacaktır.

“Davası davan, davan davaları olan gerçek dostlarını, özellikle de şöhret olmayanlarını dinle. Onların seslerini duymana mani olan etrafında etten duvar örenlerin duvarlarını yık.”

Uçak, helikopter, oto yol yetmiyor görmüyor musun? Bunlar iyi hoş elbette ama insan için mutlak ihtiyaç değil bunu anla… Davanın olmadığı, “Mutlak Hakikat”in ideal bilinmediği yerde, oto yol uçak helikopter olsaydı insanların beklentisi gider “İngiliz vatandaşı” olur işi bitirirlerdi…


“İcraat AK Parti’den, Oylar HDP’ye!..

Şahsen ben, bu “tenakuz”un sebebini hâlâ çözebilmiş değilim!..” Hasan Karakaya böyle yazmış köşesinde.

HDP’ye oy vermiş Medreselerle konuşmaya daha iyisi onları dinlemeye cesaretin var mı?

İnsan için mutlak ihtiyaç demek ki yol hava alanı değilmiş?

Sen “Kemalizm”den vazgeçme cesaretini gösteremedin, top çevirmekle kaldın, onların “Apoizm”den vazgeçmesini bekliyor olabilir misin?

Neticede AK Parti’nin hükümet kuramayacak seviyeye inmiş olmasının kutlamasını “Kamal”ın askerleriyle “Apo”nun askerleri beraberce kutladı. Bunun görüntüleri düştü medyaya…

Sen “Kamalizm”in de “Apoizm”in de dışında olan hangi seçeneksin? Tamam, bir fark var; bir şeyler var ama tam olarak neyi teklif ediyorsun?.. Bu iki “izm”den başka bir dünya talebi olan insanların ümidi misin?

Bugüne kadar “baskı düzeniyle” mücadele ettin doğru, ama sonra?.. Demokrasi dediğin ikisinin de ucu köreltilmiş, sivri tarafları atılmış halinin içine “sivri tarafları” budanmış Müslüman tipini de eklemiş olmaktan başka nedir? Oysa Ümmetin talebi elbette bundan fazlasıdır. Olanı böyle  okuyabilmek!..

Artık Sana Selahattin Eyyubi Olmaktan Aşağısı Az Gelir

“İtalyan gazetesi La Repubblica: Erdoğanın bir mitinginde Kudüse İslam bayrağı dikip, büyük komutan Selahaddin Eyyübi`ye yaptığı gönderme hatırlatıldı.

Adriano Sofri imzasıyla yayınlanan yorumda “Yeni bin yılın Selahaddin Eyyübi`si son metroda durduruldu” başlığı kullanıldı.

Dostun düşmanın beklediği o dur “Selahattin’i Eyyubi” olmak!

Fransız gazete Liberation, AK Parti’nin oy kaybı üzerine Erdoğan fotoğrafıyla “Osmanlı’nın düşüşü” manşetini attı.

Düşmanın ne olmanı istemediğine bak. Hani bu Ulu Hakan Abdülhamit’in taktiğiydi ya…


Temelde Sayın Erdoğan’ın ve Sayın Davutoğlu’nun karşısına çıkan yeni bir Selahattin Eyyubi, yeni bir Abdülhamit görmek istemeyenlerin organize etmiş olduğu ve veya maniplasyonuna gelmişlerin oluşturduğu İttihatçı ittifaktır. Onların karşısına ancak Abdülhamit olarak çıkılabilir, Selahattin Eyyubi olarak…  Muhafazakâr demokrat bilmem ne ile değil…

İttihatçı ittifak bunu bilerek taammüden yaptı, ama “Mehmet Akif Ersoy” tipliler, “Elmalılı Hamdi Yazır” tipliler bunu anlayamadı? Onlar anlayamadı, ama sen de çok net değildin. Bir de şöyle düşün belki de mevcut durumun temelinde bugüne kadar yüklenmiş olduğun misyonun bugün itibariyle vakti dolmuş olduğu ilan edilmiştir millet tarafından. Artık “yeni şeyler söylemek vakti” gelmiştir. Ve bu kaybetmeyi göze almadan, teşkilatı budamadan, fazlalıklarını atmadan olmaz, yeniden gürleşsin diye ağacın budandığı gibi…


İkinci Yarı Söyleminin Altı Doldurulamadı

Büyük işler başarmış olan AK Parti elbette adını tarihe büyük harflerle yazdırmıştır. Bunu kimse inkâr edemez, ama Anadolu için süreç tamamlanmamıştır. Sayın Davutoğlu’nun “ikinci yarı” söylemi çok hoştur ancak ne yazık ki bugüne kadar slogan olarak kalmış; teşkilata, programa yansımamış ancak geçmişin devamı olarak kalmıştır.

Lafı evirip çevirmeye gerek yok, sen lafı evirir çevirirsin amma millet anlamaz sanma, millet senin mazeretini de ihmalini, istismarını da gözünün içine bakarak okur. Yeni Türkiye talebin net olmamıştır. Kadrona programına ve yansımamış ve yalnızca senin dilindeki bir slogan olarak kalmıştır.

Ayrıca bir ihtimal Sayın Davutoğlu’nun, teşkilata ve programa yansımamış, dilinde kalmış gibi görünen “Yeniden Büyük Türkiye” kavramı ile Ümmetin kafasındaki “Yeniden Büyük Türkiye” kavramı örtüşmemiş olabilir mi?

Açıkçası ümmetin talebi Yeniden Büyük Türkiye’nin bütün insanlığa kol kanat gerebilen “Ümmetin” devleti olmasıdır…

Sayın Davutoğlu dilindekini büyük ihtimalle kalbindekini teşkilata ve programa yansıtamamış olabilir mi?

Teşkilat Sayın Davutoğlu’nun ve Sayın Erdoğan’ın gerisinde kalmış olabilir mi?


Şu anda Ak Parti kendisini hizaya çekmek için muhalefeti organize eden üst akıl ile aslında belki de Sayın Erdoğan’ın “Dünya beşten büyük” ifadesine emperyal güçlerin verdikleri “cevap” ile karşı karşıya…

Terbiye olmayı kabul edip yoluna devam mı edecek yoksa “Yeni Türkiye” ideal ve iddiasının arkasında duracak mı?

“Muhalefette kalabilmek cesaretine sahip olmak… Vatan görev bekliyor pişkinliğine tenezzül etmemek ve Yeni bir seçime yep yeni olarak hazırlanmak…

Davana sahip çıkmak, inanmak ve böylece başkalarının da inanmasının önünü açmak… Yahut kaybetme korkusu içerisine girip kaybolup gitmek…”

Millete sorumluluktan kaçtı mesajı veremez lakin iddialarından vazgeçti durumuna da düşemezsin…

Dolayısı ile koalisyona kapını tamamen kapatamaz ama terbiye olmayı da kabul edemezsin?

Bu şartlarda koalisyona “Yeni Türkiye” şartıyla mı evet denilecek yoksa ne yapalım şartlar ve milletin oyu bunu gerektirdi denilip iddialardan vazgeçilip maslahatçılık mı yapılacak? Emperyal güçlerin mesajı kabul mü edilecek? En az yüzde kırk Başkanlık Sistemini istemiştir, diğerleri istemediklerinden değil senin “yanlışlarından” dolayı uzaklaşmıştır… Millet BAŞKANLIĞI onaylamıştır.

“Başkanlık” ve “Yeni Türkiye Anayasası”ndan vazgeçmek Emperyal güçlerin mesajını kabul etmiş olmak “terbiye olmuş olmak” manasına gelecektir ki “ANAP” olma yoluna girdin demektir…

Göreceğiz…

Bu süreçte yaslanılması gereken kendilerine konjonktürel destek verenler, hareket etmiş trene sonradan bin bir sebeple binmiş olanlar, dağdan gelip bağcıyı hor görmüşler değil onun “Yeni Türkiye” ideal ve iddiasına gönülden destek veren “Anadolu Halkı”dır, olmalıdır…

Su gider kum kalır… Seni birinci parti yapan irade senden “Yeni Türkiye” idealinin davasını gütmeni beklemektedir. Sen ondan vazgeçersen o da senden vazgeçmek hakkına sahiptir. O yüzde kırkı koruyamamakta var?

Konjonktürel olarak destek verenlerde elbette önemli olmakla beraber kendisinin ideal ve iddiasına gönül verenlerle arasında oluşmuş “mesafe”yi kapatabilirse “Dava” hareketi olmayı seçer ve gereğini yaparsa bu şarkı burada bitmez… Sayın Erdoğan vaktiyle Sayın Davutoğlu’nu seçerek “Dava” hareketi olmayı seçmiştir. Sayın Davutoğlu bunun gereğini yapabilmelidir…

Olan bitenin özü “Tek Parti” dönemi ve 28 Şubat dönemi mağduru olan çevrelerin “bizde bu hayatta var olalım” talebi onay almış, kabul edilmese de tolere edilebilinir bulunmuş ama “hayatı biz de tanzim edelim” talebi Emperyal güçlerin top yekûn bir karşı koyması ve saldırısı ile engellenmiştir. Karşı cevap ne olacaktır mesele budur.

“DEVRİM” TALEBİYLE GERİ DÖNMEK

Zor bir sürece girildiği doğrudur Seçim diye diretmenin de koalisyonu tercih etmeninde riskleri vardır elbette ama bu dönemi bir yandan en az zararla atlatmanın yollarına bakılırken bizce en mühim husus bu süreçte alttan ve temel bir “yeni oluşum” haline gelmenin yoluna bakılmasıdır.

Oluş zorluklarını sıçrama tahtası bilmek” şiarına yapışır ve daha büyük bir “devrim” talebiyle gelinirse gün o gün olacaktır. Çıkış noktasını daha büyük hamlelerde görmek… Büyük liderlere yakışan böyle bir duruş olacaktır.

Nihayete kadar daimi şiar, Mütefekkir Mirzabeyoğlu’nun 1999’daki ifadesi olan “Dik durun karşınızda leşler var” ifadesi olmalı ve bu hakikat asla unutulmamalıdır.

Eski Türk tipi politikacı refleksine sarılacak olunursa bitişin başlangıcı niyetine sayabilirler olup biteni…


Görülmelidir ki, Müslümanlar için diyelim, davası “Başyücelik” değil de “Demokrasi” olanın gidebileceği fazla bir yol kalmamıştır. Demokrasi ile varılacak yere varılmış, dünyaya silah zoruyla demokrasi götürenlerle hesapların ayrıştığı noktaya gelinmiştir. Ötesi uzatmalardır…

Ak Parti uzatmaları oynamaya başladığı anda gelmiştir milletin “kulak çekmesi”, bunun “tokat” halinde gelmemiş olmasını da iyi okumak gerekir.

Dava arkadaşlarım diye hitap tabirleri kullanıyor olmak meseleyi çözmüşlüük manasına gelmez böyle diyerek “dava partisi” olunmaz…

Kötülerin ve kötülüğün bu “helvadan put”larını yıkıp atmak ve yerine “Hak’kı Esas Alan” gerçek “Halk Nizamı” talebi, programı ve teşkilatı ile geri dönülmelidir…

“Zafer inananlarındır”

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.