Teslimiyet

Yayınlama: 15.10.2014
Düzenleme: 22.04.2015 15:46
1.474
A+
A-

VİCDAN OKULU – I. BÖLÜM

TESLİMİYET

Her insan içinde bulunduğu toplumun düşünce yapısına kendi düşüncesi kadar katılır ve bu düşüncesi kadar toplumla ilişki kurabilir.

Düşünceyi belirleyen bütün unsurlar tamamen zaman ve mekâna bağlıdır. İnsan ise sürekli olarak zamanı ve mekânı aşarak üstün bir değere ulaşmayı düşler. İnsan bu idealini gerçekleştirmek istiyorsa düşünce krizine girmeden, hiyerarşik bir arınma metodu ile sorumluluk bilincini kuşanmalıdır. Dünyanın temel taşı olan insanın hayatı, teori ve pratikten ibarettir. İnsanın hayat yolunu seçmesi evrensel planda insanın varlıkla ilgili anlayışına (varlıktaki evrensel teslimiyeti anlamaya) bağlıdır.

İnsanın, hayatının ve sorumluluk bilincinin arz dairesine kurulan zihinsel radarın perde gerisindeki kavram teslimiyettir. Teslimiyet kuvvetli bir ışıldak gibidir. İnsanın şahsiyeti teslimiyetinin anatomisinde gizlidir. Çünkü insanın en iyi bildiği şey kendi iç yüzüdür. Örneğin, bir mikrop bir insanı ele geçirmek üzereyse o insan mikroba karşı bağışıklık kazanabilmek için aynı mikroptan kendine aşılamalıdır. Kendisine yaklaşan mikroba ancak bu şekilde karşı koyabilir. Bu anlamda insan vücudundaki mikroplardan biri zehir diğeri panzehirdir. Tıpkı bu örnekteki gibi insanın iç dünyasındaki teslimiyette, açık/hak teslimiyet ve kapalı/batıl teslimiyet diye ikiye ayırabiliriz. Vicdan kavramının gölge ve esintisiyle kişilik kattığı birisi, batıl teslimiyeti kuru bir sünger gibi emerek, gönlünü hak teslimiyetin karargâhı yapacaktır. İnsanın kalbini huzurla doldurabileceği en büyük eylemi teslim olmaktır.

Teslimiyet, dinsel törenlerde giyinilen bir tören elbisesi değildir. Bu sebeple insan fıtratından getirdiği teslimiyet elbisesini çıkarıp atamaz ve bir an bile teslimiyetin dışına çıkamaz.

Modern piramitlere dönüştürülen eğitim kurumlarında kravatlarından bağlananlar, kavram kargaşasından ve anlam buharlaşmasından medet uman entelektüel zevk düşkünleri, insanlığı teslimiyet enflasyonuna sürüklemekte ve orasını burasını süngüledikleri insan hayatının hak teslimiyete dönük fıtri yüzünü bozmaktadırlar.

Teslimiyetin fıtri bir sorumluluk olduğundan ziyade kazanılmış bir hak olduğunu düşünenler “teslim olduk” demekle bu fıtri sorumluluktan sıyrılacaklarını zannetmekte, fıtri sorumluluğu kazanılmış bir hakka dayandıranlar ise “zamanı var” diye teslimiyeti ileri bir tarihe ertelemektedirler. Böylece teslimiyet tediyesi her zaman ertelenen sınırsız bir krediye dönüştürülmektedir.

Teslimiyetin doğurup emzirdiği insana “Müslüman” denir. Oysa Müslüman dünya, çoğu zaman teslimiyeti kendi aleyhine bir takoz olarak kullanmaktadır.

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.