Suriye’de olan durum ve olayları iyi analiz etmek amacıyla Suriyeyi çok yakından tanıyan 3 gazeteci-yazar ve 1 akademisyen Anadolu Günlüke çarpıcı açıklamalarda bulundular. Suriye’de Esed, İran ve Rusya terörünü, Suriye üzerinden Türkiye’nin etrafını sarma operasyonlarını ifade eden tecrübeli analistler; Suriye’nin çıkmaz sokaktan nasıl çıkacağını da ifade ettiler. Ayrıca Ortadoğu’daki diğer olayları da değerlendirdiler.
İşte o “nokta mesabesinde yaptığımız söyleyişiler”
“TÜRKİYE’DEN TERÖRLE İNTİKAM ALIYORLAR”
ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin, muhaliflere “Siz Cenevre 3 müzakerelerine rejimle pazarlık yapmaya, siyasi geçiş istemeye gitmeyeceksiniz, siz bizim belirlediğimiz anlaşmayı imzalamaya gideceksiniz” dediğini söylüyor, Suriyeli tecrübeli hukukçu ve akademisyen Cemal Mübeyyid. Mübeyyid; Söyleşi boyunca savaşın ve barışın yol haritasını çizdi adeta . Cenevre görüşmeleri, Türkiye, Suudi Arabistan, DEAŞ, Batı ve Esed her yönüyle masamızdaydı söyleşimizde… Suriye gerçeğini bir de onun gözünden değerlendirmek istedik. Hocanın en çarpıcı sözleri ise Türkiye’nin dik duruşu ile zafer ve şehadet hakkındaki söyledikleriydi…
Cemal Hocam kendinizi tanıtır mısınız? Hikayenizi dinlemek isterim.
Adım Muhammed Cemal Mübeyyid. 4 yıl önce güvenlik nedenlerinden dolayı Esed’e karşı muhalefetimizden dolayı Suriye’den Türkiye’ye hicret ettik. Halep’te İslam Hukukundan mezun oldum. İslam Hukuku üzerinden çalışmalarım oldu. Şu an İslam fıkhını, günümüzde anayasaya ve kanunlara çevirmekle alakalı bir eser yazıyorum. Bu eseri 2,3 ülkeye sunacağım. Kitabı çıkarttıktan sonra İngilizce ve Türkçeye çevireceğim inşAllah. Suriye’de de eğitim alanında ve şeri mahkemelerde görev yaptım. Türkiye’de de akademisyen olarak görev yapmaktayım.

Amerika’nın Cenevre 3 müzakereleri açısından muhaliflere karşı duruşu nedir?
Rusya, İran, Amerika Suriye’deki muhaliflere karşı birleşmiş durumda. Muhaliflere karşı bir güç olarak bulunuyorlar.
Hocam siz neye göre diyorsunuz Amerika’nın böyle bir duruş sergilediğini?
Bu açıkta belli olan bir konudur. Amerika dışişleri bakanı Suriye’nin muhalifleriyle görüştüğünde, muhaliflere Rusya ve İran’dan mesajlar getirdi. O mesajlar muhaliflere karşı tehdit içeriyordu. Kerry muhaliflere Siz Cenevre 3 müzakerelerine rejimle pazarlık yapmaya, siyasi geçiş istemeye gitmeyeceksiniz, siz bizim belirlediğimiz anlaşmayı imzalamaya gideceksiniz demiş. Siz oraya Esed ve rejimiyle birlikte milli bir hükümet kurmaya gideceksiniz.

Peki hocam tam bununla alakalı bir soru sorayım; Amerika iç savaş başladığından beri muhaliflerin yanındayım diyor, Esed ve rejimi gitsin diyor. Amerika’nın bu tavrı şunu mu gösteriyor bize; Amerika başından beri Beşar Esedin kalmasını mı istiyor?
Amerika’nın baştan beri gösterdiği tüm tavırlar göstermelik tavırlardı. Gerçekte bunun adına hiçbir faaliyette bulunmadı. Şu anda yaptığı hamleler Suriye halkına karşı gerçek düşmanlığının göstergesidir. Suriye halkıysa Amerika’ya karşı sizin bu ikiyüzlü duruşunuza ihtiyacımız yok biz gerçek olarak sergilenecek tavırları önemsiyoruz. Şu anda Kerry ve De Mistura muhaliflere, biz sizi ancak dizayn ederiz diyorlar. Riyad’da bulunan gerçek muhalifleri temsil eden Muhalif Heyet Konseyi (HCN) Cenevre 3 müzakerelerine katılmayarak şu mesajı vermiş oldu; Amerika ve uluslar arası toplum samimi davransın, Esedin saldırıları son bulsun, ablukalar kalksın bunlar gerçekleşirse biz müzakerelere katılırız dediler. Boş müzakereler yapmaya, boş sözler söylemeye gitmek istemiyoruz dediler. Muhaliflerin bu duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu muhaliflerin kararlı duruşunu gösterir. Ama muhalifler artık zayıfladı. Bu söyledikleriyle zalim ve kalleş uluslar arası güçleri pek etkilemez ama bu sözleriyle Amerika’ya karşı onurlu bir tavır sergilediler. Biz söylüyoruz söylemeye devam edeceğiz; Amerika samimi değildir.Hatta Kerry ve De Mistura şunu söylediler muhaliflere, Beşar Esed gelecek zamanda gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılma hakkına sahiptir dediler. Amerika muhaliflere Cenevre 3’e katılmaları yönünde tehditlerde bile bulundular. Müzakerelere katılmamaları halinde Amerika’yı kaybedeceklerini söylediler.

Bu noktada Suudi Arabistan ve Türkiye’nin tavrı ne olacak?
Türkiye’nin açıktaki duruşu, Amerika ile birlikte her türlü terörizm hareketlerine karşı olduğunu gösteriyor. Amma velakin Amerika Türkiye’den şunu istiyor, Amerika’ya göre terörist olan örgütlere karşı olmasını ve kendi belirlediği sınırlar içinde mücadelesini vermesini istiyor.
Buradan anladığım kadarıyla şöyle bir durum çıkıyor; Cenevre müzakereleri Suriye devrimine ve halkına hiçbir yararı olmayacak.
Doğrusunu anladınız hatta Cenevre 1 ve Cenevre 2’den daha kötü bir sonucu olacaktır. Şimdi gördüğünüz gibi Suudi Arabistan, Katar, Türkiye şu an Suriye’de yapılan oyunun farkındalar. Onu önlemek için bazı çalışmalar içindeler. Bu ülkelerde Suriye’de gerçek muhaliflerle beraber hareket ediyorlar. Şu anda açıkta görüldüğü gibi Türkiye diğer Müslüman ülkelerle beraber İslam Ordusunu kurdular. Teröre karşı adı altında bunu gerçekleştirdiler. Türkiye’nin PYD’ye karşı bir askeri müdahalede bulunup bulunmaması adına şunu söyleyebilirim; Türkiye şu anda askeri, siyasi, ekonomik olarak güçlü bir ülkedir. Türkiye’nin kendisi oraya ne zaman askeri müdahalede bulunması gerektiğini veya bulunmaması gerektiğini çok iyi bilir. Peki Türkiye diğer Müslüman ülkelerle beraber İran’ı yayılmacı politikasına karşı, Esed rejimine karşı bir müdahalede bulunması lazım mı? Çünkü haritalar yeniden çiziliyor, Sykes Picot anlaşması yeniden güncellenmeye çalışılıyor. Türkiye bölgede çok güçlü bir ülkedir. Sünni’dir. Bazı bunu kabul etmeyen odaklara rağmen. Türkiye; Batı, Amerika ve Ortadoğu gözünde lider potansiyeli olan bir ülke olarak görülüyor. Türkiye’nin son 13 yılda iç politika olsun dış politika olsun büyük bir başarı gerçekleştirmiştir. Önemli mesafeler almıştır. Onun için biz bu açılardan sıkıntıyı çözecek şekilde hamlesini gerçekleştirmeyi her zaman beklemişizdir. Şu anda Arap ülkelerinde olan sıkıntıları çözmek amacıyla güçlü Sünni ülkelerle beraber işbirliği yaparak sorunları çözmeye çalıştıkları görülüyor. Şu anda İslam ülkeleri arasında Türkiye’ye karşı büyük bir güven var. Hükümetine de halkına karşıda bu güven duyulmaktadır. Onun için Türkiye’ye karşı Amerika, Rusya, İran baskılarını görüyoruz. Çünkü onlar Türkiye’nin bir daha İslam Alemine önderlik etmesinden korkuyorlar.
Bundan korktukları için mi PKK terörünü azdırıyorlar?
Tabi ki Türkiye’ye karşı gösterdikleri baskının bir yüzü de Türkiye’de terörün artırılması, azdırılması ve bölge halkına baskı yapılması olarak önümüze net olarak ortaya çıkıyor.

DEAŞ terör örgütünün asıl amacı ne? Nasıl ortaya çıkmıştır?
DEAŞ Suriye ve Türkiye’nin aleyhine gerçekleştirilen planları hayata geçirmeye çalışıyor. 2012 yılında Suriye’de muhalifler çok güçlü bir konumdaydı. DEAŞ çıkartıldı muhalifler zayıflatılarak DEAŞ kendisini güçlendirdi. Buradan net olarak ortaya çıkan fotoğraf şudur; DEAŞ İran ve Esed rejiminin lehine çalışıyor.Türkmen dağını, Bayırbucak Bölgesinin durumunu değerlendirir misiniz?
Türkmenler zulmün en ağır ve vahşi halini yaşıyorlar. Diğer bölgelere nazaran 2 kat zulüm görüyorlar. Birinci sebebi Sünni olmalarından dolayıdır. İkinci sebebi Putin, Türkiye Rus uçağını düşürdüğünden dolayı intikam almak için o Sünni Türkmenleri de zulmederek intikamını almaya çalışıyor. Rusya’nın uçağını Türkiye düşürdüğünde Putin kısa bir suskunluk yaşadı ama o bir suskunluk değil; o zaman diliminde Türkmen dağını cehenneme çeviriyorlardı. Hem de Putin’in gizli bir politikası var Suriye’de Türkmenlerin işini bitirdikten sonra Türkiye’nin içini karıştıracak çok tehlikeli projeleri var. Türkiye’den değişik bir intikam almaya çalışacaktır.
Türkiye’den nasıl bir intikam alacaktır hocam?
İntikam çeşitli şekillerde olabilir, ekonomik açıdan intikam olabilir, askeri açıdan intikam olabilir, siyasi açıdan intikam olabilir. Türkiye’nin içinde ve dışında bulunan düşmanlarına yardım ederek intikamını alabilir.
Bunu hayata geçirmeye çalışıyor mu?
Şimdiki Suriye’de açılmış olan cephesinden dolayı öteki cephelerden dolayı bununla tam olarak ilgilenemiyor. Gördüğüm kadarıyla Türkiye’nin son 13 yılda gösterdiği başarılı siyaseti Rusya’nın siyasetinin önüne geçmiştir. Rus uçağı düşürüldükten sonra Türkiye’deki üst düzey yetkililer bu olaydan sonra toplanıp bu olaydan çıkabilecek olumsuz sonuçlara karşı sağduyulu bir plan ve hareket ortaya koydular. Rusya ise ancak bir hafta sonra Türkiye’ye karşı harekete geçti. Türkiye’de Rusya’nın alabileceği, yapabileceği tüm hamlelere karşı gerçekleştirdiği bir karşı hamlesi vardır.
Rusya’nın Türkiye’ye karşı boş durduğunu ben sanmıyorum. Şöyle bir durum var PKK terör örgütü üzerinden Türkiye’ye karşı bir intikam alabilir mi?
Kesinlikle PKK’yı intikamında kullanır. Tüm intikamını PKK üzerinden almaz. Değişik şekillerde de intikamını alabilir. Bizde düşünüyoruz ki Türkiye’nin şu anda doğru giden politikasından dolayı Allah’ın izniyle Rusya’nın yapacağı hamlelere karşı bir hamlesi bulunmaktadır. Rusya sonunda Afganistan’dan nasıl yenilerek ve dağılarak çıktıysa Suriye’den de aynı akıbeti yaşayacaktır.

Suriye’deki abluka altındaki bölgelerin ve halkın durumu nedir?
Ablukalar Tüm Suriye’ye yayılmış durumda. O abluka altındaki bölgelerdeki halk sadece ablukanın açtığı sıkıntılı durumlardan etkilendiği gibi ayrıca Rusya’nın hava bombardımanları da halka karşı uygulanan zalimce uygulamalardandır. Suriye muhalifleri Cenevre 3’teki çizilen planları kabul etmek amacıyla Amerika, Rusya ve İran’ın halka karşı uyguladığı zalim politikalardır.
Hocama özel bir soru sorayım; Hocam Suriyeli muhaliflerle bir bağlantınız var mı? Yada muhaliflerin önde gelen isimleriyle bir tanışıklığınız var mı?
Bir insan hangi ülkeye aitse illaki arkadaşları, dostları olur. Bir insanın böyle arkadaşları, dostları olması kimseden gizli değildir. Mesela dün bir muhalif grubun lideriyle telefon görüşmesi yaptım. Suriye’nin iç durumunu sordum. Şu anda Rusya’nın zulmü çok şiddetli bir şekilde devam ediyor dedi. Son beş yılda böyle bir katliamın görülmediğini söyledi. Şu an Rusya ölüm makinesi gibi çalışıyor dedi. Bana dedi ki Rusya ve İran’ın bu vahşi katliamlarının sebebi muhaliflerin silahı bırakıp Cenevre 3’teki kendilerine dayatılan planları imzalamasından dolayı bu zulmü gerçekleştiriyorlar dedi. Dedi ki siz ne yapıyorsunuz? Orada büyük katliamlar oluyor. İnsanlar açlıktan ölüyor. Dedi ki öteki grupların liderleriyle görüşmeler yapıyoruz. İletişim kuruyoruz. Biz bu devrimi başlatıp da devrimi yarıda bırakılmasını istemiyoruz. Devrimin satılmasına, bitirilmesine izin vermeyeceğiz dedi. Rusya ve İran’ın şartların kabul edersek bu devrimin bitirilmesi anlamına gelir dedi. Onun için tüm dünyadan destekler yardımlar kesilse bile devrimi tamamlamaya devam edeceğiz. Yüz yılda sürse biz bu yolda devam edeceğiz.
YA ŞEHADET YA ZAFER.
Hocam bana zaman ayırdığınız için çok çok teşekkür ederim.
Ben sizi de, Türkiye’yi de, Suriye halkı olarak teşekkürlerimi sunarım. Suriye halkına karşı gösterdiğiniz misafirperver, cömert ve tüm yaptığınız iyiliklerden dolayı teşekkür ederim. İslam dünyasına karşı pozitif duruşlarından dolayı Türkiye Cumhuriyeti hükümetine ve cumhurbaşkanına teşekkür ederim. Umut ederim ki Türkiye’nin İslam Alemine liderlik yapacağı günler gelir.

CEMAL MÜBEYYİD
“Ruslar vahşette hepsini geçti’

HÜSEYİN BOZAN
Suriye’yi ve Türkmen bölgesini yakından tanıyan Gazeteci-Yazar Hüseyin Bozan’la bölgeyi ve savaşı konu alan bir söyleşi gerçekleştirdik. Giriş kısmını bu kez çok kısa tutuyorum çünkü zaten içeriği dolu dolu. Hüseyin Bozan tam bir dava adamı ve tam bir mücahit. Rus uçaklarının saldırılarını ve vahşetini gözyaşlarıyla anlatıyor. İşte tecrübeli gazeteci ile ‘’nokta mesabesinde’’ gerçekleştirdiğimiz söyleyişi;
ŞEHİT ABDULKADİR SALİH İLE BERABER CİHAD ETTİM.
Hüseyin ağabey kendinizi tanıtır mısınız? Hikayenizi dinlemek isterim.
Adım Hüseyin Bozan. Halep’in Havahöyük Türkmen köyündenim, Halep’te üniversite okurken 2011 yılında Dera’da direnişin başlamasıyla bende yapılan zulme dur demek adına Halep’te gösterilere katıldım ve ilk gösteriye 22 Nisan 2011’de Halep’in kuzey kırsalındaki Marea’da Şehit Abdulkadir Salih’le birlikte katıldım. Temmuz 2012’de ÖSO’nun Halep’e girmesiyle bende silahlı eylemlere katıldım sonra Ağustos ayında birkaç arkadaşımla birlikte Suriye Türkmen Haber Ajansı’nı kurarak gazeteciliğe amatör olarak başladım, Kasım 2012’de Türkmen Haber Ajansı’nı kurduk ve bir sene Genel Müdürlüğünü yaptım, IŞİD’in Türkmen köylerine baskıları ve ailemi tehditleri nedeniyle ajanstan sonra istifa edip Türkiye’ye geçtim Ocak 2014’te Orhangazi Ülkü Ocakları’nın Suriye’ye yardım kampanyasıyla tekrar gazeteciliğe döndüm ve Mart 2014’te Türkmen Ajans’ı kurdum ve o günden bu yana hep iki ülke arasında gidip geldim ve Suriye’deki Türkmen ve mazlumların sesini duyurmaya çalıştım.

TÜM BATIL SURİYE HALKINA KARŞI SAVAŞIYOR
Suriye’de ki son durumu çok yakından bilen bir iolarak değerlendirir misiniz hocam?
Suriye’de durumlar gün geçtikçe kötüye gidiyor özellikle de Rusya’nın müdahalesiyle birlikte Suriye’de katliamlar arttı, her gün oluk oluk kan akıyor ve diktatör zalim Esed ilerliyor.Muhaliflerin İdlib, Cisir Şugur ve Ebuzuhur askeri havaalanı ele geçirmesi ardında Gab Vadisi üzerinden sahile ilerlemesi Esed’in müttefiklerini harekete geçirdi ve 23 Kasım 2015’te Rusya ülkeyi işgale başladı. Rusya’nın hava desteğiyle Esed ve yandaşı paralı şii terör örgütleri karadan Türkmen ve Kürt dağlarıyla Halep’te üstünlüğü sağlamış durumda, Türkmen ve Kürt dağlarının stratejik tepelerini ele geçiren rejim Halep’in kuzey kırsalıyla bağını kesmek için Rus hava desteğiyle başlattığı saldırılar sonucu kentin kuzey kırsalla bağını kesti böylede giderse kuzeyde tekrar komşusu olacaktır. Rejimin Halep’le kuzey kırsal arasındaki bağı kesmesiyle Muhaliflerin sıkıntılı durumunu fırsat bilen terör örgütü PYD ve IŞİD eşzamanlı saldırılara başladı buda Türkiye’ye yeni göç dalgasını başlattı, şuan sınır kapısında yaklaşık 50 bin sivil sınırda Türkiye’ye giriş için kapıların açılmasını bekliyor.
TÜRKİYE ACİL PYD’YE MÜDAHALE ETMELİ
Peki Türkiye PYD ve PYD kantonlarına karşı nasıl bir tavır almalı?
PYD, Suriye’de direnişin başlaması ve sonrasında Arap Pınar’ındaki Kürtlerin rejime karşı direnişe katılmasıyla El-Muhaberat destekli Suriye PKK’sı tarafından Kürtleri bastırmak için kuruldu. PKK’nın Suriye uzantısı olan örgüt Türkiye’nin güneyde Şırnak’tan Fırat’a kadar uzanan hatta komşusudur.
PYD, Türkiye’nin güneyindeki Cizre, Suruç ve Sur’daki terör eylemleriyle paralel bağlantılıdır, kantonlar ise Türkiye düşmanı batılı istihbarat elemanları ve terör örgütlerinin eğitim yatağıdır.
Türkiye güneydoğu’daki terör saldırılarını bitirmesi için IŞİD’e karşı düzenlediği saldırıların aynısını PYD’ye karşıda düzenlemelidir en azından doğudaki saldırıları durdurur karadan müdahele ederse de ki etmelidir o zamanda Halep ve Türkmen Dağı’ndaki katliamları durdurur. Türkiye acilen PYD’ye karşı karadan müdahale yapmalıdır yılanın başı küçükken ezilmelidir.

Cenevre 3 müzakerelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Buradan Suriye için bir çözüm çıkar mı?
Cenevre müzakereleri Suriye’de rejimin katliamlarını aklamak, elini güçlendirip tekrar meşruiyetini kazandırmak için yapılan bir toplantıdır,ilk iki toplantısından hiçbir sonuç çıkmayan Cenevre’nin üçüncüsünden de Suriye halkı için hiçbir şey çıkmaz.
SURİYE’DE İNSANİ DURUM ÇOK VAHİM BİR HALDE
Türkmen dağını, Bayırbucak bölgesini ve Mayada’nın son halini değerlendirir misiniz? Suriye’de ki abluka altındaki bölgelerde ki son durum ne?
Rusya’nın Suriye’ye müdahalesiyle birlikte rejimin Rus hava desteğiyle Türkmen Dağı’na başlattığı saldırılar sonucu rejim dağın stratejik tepelerini ele geçirdi ve dağın yüzde 80’i gibi bir oranına sahip oldu, Dağ’daki Türkmen, Arap ve Çeçenler, ellerinde kalan az sayıda köyü muhafaza edebilmek için Esed rejimi ve destekçilerine karşı mücadeleyi sürdürüyor.
Madaya’da Esed ve Hizbullah’ın kuşatması devam ediyor, 40 bin civarında sivilin yaşadığı ilçeye Birleşmiş Milletler tarafından gönderilen yardımların büyük bir oranı rejimin engeli nedeniyle hala girmiş değil.
Hama ve Humus’ta 150 bini Türkmen 250 bin sivil rejim ve Hizbullah kuşatması altında zor şartlarda yaşmaya çalışıyor, Şam’ın doğu ve batı kırsalında da 200 bin civarında sivil yine aynı şekilde kuşatma altında yaşıyor. Deir Ezzor’da 280 bin sivil IŞİD ve Esed kuşatması altında yaşıyor ve kuşatma bölgelerine Rus uçakları tarafından vahşice saldırılar düzenleniyor.
Hocam Suriyeli muhaliflerle bir bağlantınız var mı? Ya da muhaliflerin önde gelen isimleriyle bir tanışıklığınız var mı?
Suriye Devrim Koordinasyon Birliği’nin Türkmen temsilcisiyim ve Muhalif komutanların birçoğuyla da bağım vardır özellikle de Halep bölgesindekilerle.
MISIR’DA BİR DEVRİM KAÇINILMAZDIR
Mısır’ın son durumunu değerlendirir misiniz?
Mısır’da Mursi’yi darbeyle devirip başa gelen Sisi, iktidarında ülkede yolsuzluk ve pahalılık başını almış gidiyor, halk devriminin 5. yıl dönümünün ardından Giza, İskenderiye, Buhayra, Port Said, Şarkiyye, Minufiye, Dekahliye, Dimyat, Kefr eş-Şeyh, El-Feyyum, Beni Suveyf ve Minya’da “Katil düşsün, pahalılık son bulsun” adı altında sokaklara inerek gösteriler düzenledi.
Ülke’deki yolsuzluk ve pahalılık bu şekilde devam ederse yeni bir devrimin başlaması kaçınılmazdır.
TÜRKMENLER VE SÜNNİLERDE ÖZERK OLMAK İÇİN AYAKLANACAKLARDIR
Irak’ın genel olarak son durumunu aktarır mısınız? Orada Sünnilerin şimdiki durumu ve konumları nedir?
3’e bölünmüş durumda olan Irak’ta hükümet IŞİD’in Bağdat’a olası saldırısının önünü kesmek için şehrin çevresine hendek ve sur inşa ediyor. Ayrıca İran destekli Haşdi Şabi Şii terör örgütü sivil Sünnileri ve ülkede Sünnilere ait camiileri hedef alıyor özellikle de Suudi Arabistan’ın Ayetullah Nemr Bakır’ı idam etmesini bahane eden Şiiler Sünnilere karşı saldırılarını arttırdı. Kuzeyde ise Peşmerge bağımsız Kürt devleti kurmak için IŞİD’i bahane ederek Türkmen topraklarını ele geçirmeye çalışıyor buna karşıda Türkmen cephesi başkanı Erşat Salihi’de onlar Kürt devletini kurarsa merkezi hükümette Türkmenleri yok saymayı sürdürürse bizde Kerkük’ü federal bölge ilan ederiz dedi ki böylede giderse kuzeyde federal yada bağımsız bir devlet kurulacaktır.
Suriye’de destan yazılıyor

Suriye Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni tecrübeli gazeteci-yazar Sami Neser ile “nokta mesabesinde” bir mülakat gerçekleştirdik. Suriye’yi yakından takip eden ve tanıyan Sami Neser Yeni Haber gazetesine Suriyeli kardeşlerimizle alakalı önemli bilgiler verdi.
İşte o “nokta mesabesinde” yaptığımız söyleşi:

SAMİ NESER
SAMİ HOCAM KENDİNİZİ TANITIR MISINIZ? HİKAYENİZİ DİNLEMEK İSTERİM
1996 Yılında dünyaya geldim.
Aslen Suriyeliyim, doğma büyüme İstanbullu.
Öğretim hayatıma Üniversite ile devam etmekteyim.
2012 yılında kurduğum Suriye Haber Ajansı’nın yöneticiliğini halen sürdürmekteyim.
SURİYE’DE Kİ SON DURUMU DEĞERLENDİRİR MİSİNİZ HOCAM?
Suriye’de ki durum, Rusya’nın bölgeye girmesinin ardından daha da zora girdi. Yanı başımızdaki Türkmen Dağı’nda ve Halep’te olanlardan birçoğumuz haberdarız. Fakat maalesef Türk medyası orada olan her şeyi aktarmakta biraz yetersiz kalıyor. Türkmen Dağı’ndaki Rus katliamının yanı sıra İdlib, Halep, Şam, Deraa, Dareyya ve birçok bölgede Rus katliamı sürüyor. Direnişçilerin son zamanlarda en çok zorlandığı Lazkiye kırsalındaki Türkmen Dağı, Ekrad Dağı ve Halep cepheleri oldu. Esed çeteleri ve yandaşları özellikle bu bölgelerde tüm gücünü kullanıyor. İran, Rusya, Hizbullah, YPG, birçok ülkeden gelen Şii milisler ve Esed. Sahada en az 5 güç bir araya gelmiş tüm gücünü Direnişçilere karşı kullanıyor. Sahada olmayan ve dışardan destek veren ülkeleri saymıyorum bile. Tüm bu güçlerin bir araya gelmesine rağmen bölgede olan ilerleyişleri oldukça kısıtlı. Ellerinde kısıtlı imkanlar bulunan direnişçilerin bu güçlerin karşısında bu kadar uzun süredir dayanması ve bu günümüze kadar direnmesi bile bir başarıdır. Suriyeli direnişçilerin karşı koyamadığı tek şey hava saldırıları olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle savaşın başından beri dillendirdikleri iki seçenekte hava sahası ile ilgilidir. Malumumuz ya güvenli hava sahasının oluşturulması ya da uçaksavar talep etmekteler savaşı sonlandırabilmek için. Esed, İran ve Rusya başta olmak üzere tüm dünya bunun farkında. İran’ın bölgede zayıflaması üzerine bölgeye giren Rusya ne kadar dengeleri değiştirmiş gibi gözükse de aslında yapmayı amaçladığı planın %10’unu bile gerçekleştiremedi. Rusya’nın Suriye’ye giriş amacı sadece Esed’e destek olup Lazkiye’deki üssünü korumakmış gibi görünüyor. Fakat Rusya’nın bir diğer amacı da var olan gücünü kullanarak Suriyeli direnişçilerin umutlarını yerle bir edip Cenevre’den başka çözüm yolu bırakmamak. Cenevre aracılığı ile de Esed yerine başka bir kukla getirip her şey çözülmüş gibi göstermek. Cenevre görüşmelerine davet edilen Suriyeli muhalif heyetinin en önemli şartı, Rusya’nın hava saldırılarını durdurmaktı. Rusya’nın hava saldırılarını durdurması demek, Direnişçilerin kısa sürede birçok stratejik bölgeyi ele geçirip Esed ve İran’ı köşeye sıkıştırmak demek. Tıpkı Rusya’nın bölgeye girmeden önce olduğu gibi. Bu saldırıların durdurulması başta Suriye’ye sınır olan İsrail olmak üzere kimse istemiyor. Muhalefetin baskısı üzerine olası hava saldırılarının durdurulmasını kabul etmek zorunda kalma ihtimalini göz önünde bulunduran Rusya, son günlerde Halep’e ve Lazkiye kırsalına eşi benzeri görülmemiş bombardıman düzenlemeye başladı. Bu saldırıların asıl amacı terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’ye yol açmak ile birlikte Suriye halkının Türkiye ile olan bağlantısını kesmek. Rusya’nın hava saldırılarının durdurulmasını ABD’nin de istememesinin en büyük kanıtı, YPG’ye destek konusunda Rusya ile anlaşarak birlikte hareket etmesidir. Cenevre senaryosunun başındaki güçlerin amacı Direnişçileri daha çok köşeye sıkıştırıp siyasi çözüm olan Cenevre’de alınan kararlara uymaktan başka yol bırakmamak. Cenevre’de alınacak kararlar ise asla Suriye halkının hayrına olmayacak. Cenevre 3 görüşmelerinin Rusya’nın Suriye’ye girmesinin ve Direnişçilere darbeler vurmasının hemen ardından yapılması da az önce söylediklerimin kanıtı olacak cinsten. ABD ve Rusya ne kadar zıt gibi görünse de aslında ikisi de aynı amaca hizmet ediyor. Şer güçleri de biliyor ki, Suriye halkının hayrını isteyen kişiler, devrimin başından bu güne zulme dur demekten vazgeçmeyen kişiler olduğunu. Abdulkadir Sailh, Hasasn Abbud, Zehran Alluş ve nice şerefli büyük komutanların şehadeti asla tesadüf değildir. Bütün bu operasyonlar profesyonel bir şekilde hazırlanmış, batılıların ve İngilizlerin operasyonlarıdır. Kendilerine sorun çıkarabileceğini tespit ettikleri kişileri tek tek şehit ettikten sonra Cenevre 3 görüşmelerini başlattılar. Fakat görünen o ki, ne kadar öldürseler de yıksalar da bu davayı sahiplenecek ve taşıyacak binlerce kişi son nefesine kadar mücadele etmeye ant içmiş. Aynı zamanda YPG’nin Halep kırsalında ABD ve Rusya’nın desteği ile ilerlemesi sadece bir anlık rüyadan başka bir şey değil. Mevcut yönetimde olan Türkiye’nin bu dik duruşu var oldukça sınır bölgesinde sözde Kürtleri temsil eden bir terör devleti kurulamayacak.

PEKİ TÜRKİYE PYD VE PYD KANTONLARINA KARŞI NASIL BİR TAVIR ALMALI?
ABD ve Rusya’nın sınır bölgesinde kurmayı amaçladığı PKK/PYD terör devleti Türkiye için büyük tehlike oluşturacak cinsten. Türkiye’nin de almış olduğu net ve kesin tavırlar ise, bu tehlikeli olayın ne kadar bilincinde olduğunu gösteriyor Allah’a şükür. Bu terör devleti hepimizin bildiği gibi sadece Suriye topraklarında değil, aynı zamanda Türkiye’nin doğusunu da dahil etme peşinde. Türk obüslerinin YPG’yi vurması sadece YPG’ye verilmiş bir cevap değil, aynı zamanda dünyanın en büyük iki gücü olarak görünen ABD ve Rusya’ya verilmiş açık bir cevaptır. Orada kurulacak bir PKK/PYD terör devleti, Ortadoğu’nun kanını emen ikinci bir İran olacak. Bu nedenle Türkiye, şer güçlerinin bu projesine karşı almış olduğu bu tavrını sonuna kadar sürdürmelidir, sürdürecekte.
CENEVRE 3 MÜZAKERELERİNİ NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ? BURADAN SURİYE İÇİN BİR ÇÖZÜM ÇIKAR MI?
Cenevre 3 görüşmelerinden asla Suriye halkının hayrına olumlu bir sonuç çıkmayacak. Cenevre görüşmelerini düzenleyenlere bir dönüp bakalım. Bu güçlerin tarihinde, İslam’a hizmet eden bir şey bulabilir miyiz acaba? Bunun cevabı pekte zor değil. İslam düşmanlarının alacağı kararlar nasıl olurda Müslüman Suriye halkının hayrını isteyebilir? İran 5 yıllık Suriye savaşında akla hayale sığmayacak meblağlar harcadı. Adeta bir çöküşe doğru giden İran’ın yardımına ABD koşarak yaptırımları kaldırdı. Hatırlayalım bu yaptırımların kaldırılmasının ardından İran kaç devletle kaç milyar dolarlık anlaşmalar imzaladı. Halbuki ABD’nin açıklamalarına baktığımız zaman sanki Direnişçilerden yanaymış gibi görüyoruz. Peki Halep’te Direnişçilere karşı YPG’ye silah ve hava desteği veren yine ABD değil mi? Abluka altındaki bölgelere götürülecek yardımları Rusya’ya ve Esed’e teslim eden ve yardımlara rağmen onlarca sivilin açlıktan ölümüne neden olan Birleşmiş Milletler değil mi? Bunların oluşturduğu görüşmelerden Suriye halkının hayrına nasıl bir çözüm çıkabilir?
TÜRKMEN DAĞINI, BAYIRBUCAK BÖLGESİNİ VE MADAYA’NIN SON HALİNİ DEĞERLENDİRİR MİSİNİZ? SURİYE’DE Kİ ABLUKA ALTINDAKİ BÖLGELERDE Kİ SON DURUM NE?
Türkmen bölgesindeki Türkmenlerin zorlu direnişi halen devam ediyor. Bölgenin büyük bir kısmı Esed’in eline geçse de Direnişçiler ellerindeki kısıtlı imkanlara rağmen halen şu dakikaya kadar dünyanın en güçlü ikinci devleti olarak kabul edilen Rusya başta olmak üzere İran’a ve Esed’e karşı müthiş bir direniş sergiliyor. Suriye’nin diğer bölgelerindeki Direniş güçleri Türkmen bölgesine askeri yardım gönderdi. Fakat direniş gruplarının elindeki imkanlar, Rusya’nın hava saldırılarına karşı koymakta yetersiz kalıyor. Suriye’de abluka altındaki bölgelerde ise durum oldukça içler acısı. Sadece Madaya abluka altındaymış gibi gösteriliyor. Halbuki Suriye’nin yaklaşık dokuz farklı bölgesi abluka altında tutuluyor. Bu bölgeleri başlıca Madaya, Muddamiye, Bıkkin, Zebedani, Duma, Dareyya ve Hay El-Waar olarak sıralayabiliriz. Bu bölgelerde açlıktan hayatını kaybetmiş kişi sayısı 150’yi aştı. Fakat bu durumun çözümü için hala ciddi bir adım atılmıyor. Birleşmiş Milletler’in ne işe yaradığını açıkçası hala çözebilmiş değilim. Ölüm haberlerinin gelmesinin ardından harekete geçip geçmemeyi haftalarca tartışan Birleşmiş Milletler harekete geçtiğinde bile bir işe yaramadığı görülüyor. BM’nin harekete geçme ve Madaya’ya yardım gönderme haberlerinin ardından 50’yi aşkın sivil daha açlıktan hayatını kaybetti. Bunun nedeni ise Birleşmiş Milletler yardım yaparken bile bu yardımları Esed’e yani sivillerin katillerine teslim ediyor. Bu ölümlerin sebebi olanlara yardımları yaparak sen bu yardımları dağıt diyor. İşte Birleşmiş Milletler böyle bir zihniyete sahip. Bu insani krizi bile çözemeyen Birleşmiş Milletler ve yandaşları kalkmış Suriye savaşını Cenevre toplantıları adı altında çözecekmiş. Ne kadar absürt geliyor değil mi?

HOCAM SURİYELİ MUHALİFLERLE BİR BAĞLANTINIZ VAR MI? YA DA MUHALİFLERİN ÖNDE GELEN İSİMLERİYLE BİR TANIŞIKLIĞINIZ VAR MI?
Bir gazeteci olarak bölgeden gelen haberlerin doğruluğundan emin olmak ve bilgi almak mesleğimin ana kuralıdır. Bu nedenle Suriyeli direniş grupları ve önde gelen bazı direnişçi isimler ile bağlantım elbette mevcuttur.
“Batı bataklığa sürükleniyor”

İSMAİL YAŞA
Tarihinin en sıkıntılı, en karışık ve en kanlı zamanlarını yaşayan Ortadoğu’daki gelişmeleri Gazeteci Yazar İsmail Yaşa’ya da sorduk. İşte Yaşa’nın gözünden Ortadoğu, Ortadoğu üzerindeki kirli hesaplar ve Ortadoğu’daki Türkiye…
Daha bugünlerde görüyoruz Halep’te İran generalleri, subayları öldürülüyor. Dolayısıyla bunlar için Suriye bir bataklığa dönüştü. Ben Suriye’yi bir bataklık olarak değerlendirmiyorum. Ortadoğu batağı, Suriye batağı kullanımlarını çok doğru bulmuyorum. Çünkü burası bizim memleketimizdir. Kardeşlerimizin memleketidir. İnşAllah cennet bahçelerinden bir bahçe gibi olsun oralar. Bataklık olarak nitelemek çok doğru bir şey değil. Ama onlar açısından doğru. Rusya Afganistan içerisine girdikçe bataklık onları çekti, sonunda geri çekilmek zorunda kaldılar. Şimdi Rusya yanlış yaptı. Döner mi yanlışından, belki dönebilir. Bunun için diplomatik ülkelerin çabaları, baskıları illaki siyasi kazançları masaya getirebilir. Rusya Esedi düşündüğü için değil, oradaki askeri üslerinin geleceğini düşünüyor. Diye gazetemize açıklama yapan tecrübeli gazeteci yazar İsmail Yaşa ‘Şu var tabi olay artık Suriye boyutundan Arap Baharındaki özgürlük mücadelesini nasıl bastırabiliriz boyutuna geldi. Bu istikametten sapmamalıyız. Bu devrimler oradan çıktı. Artık insanlar özgür iradeleriyle seçilmek istiyorlar, yönetime katılmak istiyorlar. Yani en azından adil bir sistemin olmasını istiyorlar. Yöneticiler adil olsun. Kula kul olmaktan bıkmış durumdalar. Dolayısıyla ben Arap Baharı sürecini dışarıdan karıştırma, komplo olarak görmüyorum’’ şeklinde konuştu. İşte İsmail Yaşa’nın sorunları ve çözüm önerilerine karşı gösterdiği yerinde tespitlerinin bulunduğu o mülakatımız;
SURİYE RUSYA’YA BATAKLIK OLACAK.
ARTIK ORTADOĞU HALKLARI ÖZGÜRLÜK VE ADALET İSTİYOR.
Şimdi hocam Suriye 400 yıldır Osmanlı devleti bakiyesi altındaydı. Osmanlı devleti hoşgörülü bir devlet sistemi olduğu için tıpkı gayrimüslimlere uyguladığı hoşgörüyü Suriyeli kardeşlerimize de uyguladı. Sykes Pıcot anlaşmasından sonra gönül bağımız olan Müslüman kardeşlerimizle aramıza sınırlar koydular. Müslüman beldelerle aramıza sınırlar koydular. Suriye’de sözde bir bağımsızlık olduktan sonra bir istikrarsızlık süreci başladı. Birbirleriyle çekişen yöneticiler sayesinde Suriye’de istikrar olmadı. 1970’de Hafız Esed darbe yaparak Nusayri azınlığı Sünni çoğunluğa hakim kıldı. Hafız Esed bunu baskıyla, katliamlarla, işkencelerle yaptı. Tıpkı 1980 Halep katliamı, 1982 Hama katliamı ve tüm hapishanedeki işkenceler….. 2000 yılına geldiğimizde Beşar Esed iktidara geldiğinde reformlar yapacağını söyledi. Türkiye’de o reformlar hayata geçirilmesi adına, yani şöyle diyebiliriz Kürtler ve Sünniler adına Beşar Esed ile ilk zamanlarda ilişkiye girdi. Reform sözlerini tutmadı. Arap Baharı başladığından sonra Suriye’de de bir isyan dalgası başlayıp, bu isyan dalgasının akabinde savaş çıktı. İlk önce muhalifler Suriye’nin % 80’nini ele geçirmişken, 2013 yılının mayıs ayında tam esed devriliyor derken İran Devrim Muhafızları, Hizbuşşeytan, Şii milisler Suriye’ye girerek devrimi sabote etti. Ama devrimi bastıramayan o İran ve Şii milislerin ardından şimdi Rusya hava saldırılarına başladı. Soracağım soru şu: Bugünlerde Esedli geçiş süreci konuşuluyor. İddia ediliyor ki Türkiye de bu esedli geçiş sürecini kabul ettiği yönünde. Suriye’de acayip karışık bir denklem ortaya çıktı. Suriye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Türkiye nasıl bir tavır almalı?
Yani Türkiye’nin baştan beri aldığı tavır doğruydu. Yani zaman zaman benim hükümetin yaptıklarını eleştirdiğim oldu. Şu yönde eleştirdiğim oldu, Suriye rejimine karşı daha çabuk bir tavır almasını istedik. Fakat birilerinin iddia ettiği gibi Beşar Esedi ikna edebilir miyiz? Reformları gerçekleştirme adına Esed ile ilişkiye girip reformları gerçekleştirebilir miyiz? Davutoğlu gitti 6 saat görüştü. Fakat olmadı, şundan dolayı eleştiriyorduk olmayacağını biliyorduk. Suriye rejiminin yapısını, Beşar Esedi, oradaki denklemleri bilen kişiler Türkiye’nin Esedi ikna edemeyeceğini biliyordu. Sonunda ne oldu, Türkiye açısından, hükümet açısından şu oldu, daha sonra işte siz hiçbir çaba sarf etmediniz, barış yoluyla da Esed gidebilir, diyemez artık kimse. Türkiye bunu sonuna kadar zorladı. Biraz önce senin de anlattığın gibi geçmişten bugüne bu süreç böyle geldi. Artık bundan sonra ne olacak, Rusya tamamen bu olayın içine girdi. Rusya’nın girmesi dengeleri değiştirir. Rusya bir İran gibi değil Rusya’nın bölgedeki ağırlığının artması bölge ülkelerini biraz daha fazla rahatsız eder. Batı ve Amerika’yı rahatsız eder. Ayrıca şu var orada artık insanların acısı büyüyor. Devrim o noktaya geldi ki karar verecek olan unsurlar sahadaki gruplardır. Yani Suriye’de bugüne kadar yapılmadık bir şey kalmadı. Katliamlar yapıldı, kimyasal silahlar kullanıldı, az önce söylediğin gibi işkenceler yapıldı. Milyonlarca mülteci ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Artık denenmedik bir şey kalmadı. Rusya’nın hava saldırıları diyoruz da zaten rejim hava saldırılarını kendi uçaklarıyla yapıyorlardı. Zaten bunlar yapılıyor, katliam devam ediyor ama bunların devrim sürecini geriye döndürmesi, zaman kazanması mümkün değil. Daha bugünlerde görüyoruz Halep’te İran generalleri, subayları öldürülüyor. Dolayısıyla bunlar için Suriye bir bataklığa dönüştü. Ben Suriye’yi bir bataklık olarak değerlendirmiyorum. Ortadoğu batağı, Suriye batağı kullanımlarını çok doğru bulmuyorum. Çünkü burası bizim memleketimizdir. Kardeşlerimizin memleketidir. İnşAllah cennet bahçelerinden bir bahçe gibi olsun oralar. Bataklık olarak nitelemek çok doğru bir şey değil. Ama onlar açısından doğru. Rusya Afganistan içerisine girdikçe bataklık onları çekti, sonunda geri çekilmek zorunda kaldılar. Şimdi Rusya yanlış yaptı. Döner mi yanılışından, belki dönebilir. Bunun için diplomatik ülkelerin çabaları, baskıları illaki siyasi kazançları masaya getirebilir. Rusya Esedi düşündüğü için değil, oradaki askeri üslerinin geleceğini düşünüyor. Rusya biraz daha fazla kar elde etmeye çalışıyor. Çünkü Beşarın gideceği anlaşıldı. Biraz daha fazla siyasi kazanç elde etmek, bir üs daha fazla kurmak adına, daha fazla nüfuz sahibi olmak için Rusya bu operasyonları gerçekleştiriyor. En son masada bir karar çıkmadan önce, pazarlık sürerken benim payım yüksek olsun diye herkes bastırıyor. Pazarlık sonucu beş adım ileri gidersen pazarlık halinde iki adım geri gelirsen üç adım kazanç sağlamış olursun. Üç adım ileri gidersen pazarlık sonucu iki adım geri gelirsen bir adım kazanç sağlamış olursun. Bunu yapmak için uğraşıyorlar. Herkes pazarlık halinde siyasi kazanç elde etmek adına saldırıyor. Suriye’nin nihayetinde Suriye’deki gruplar, Suriye halkı karar verecek. Şu var tabi olay artık Suriye boyutundan Arap Baharındaki özgürlük mücadelesini nasıl bastırabiliriz boyutuna geldi. Bu istikametten sapmamalıyız. Bu devrimler oradan çıktı. Artık insanlar özgür iradeleriyle seçilmek istiyorlar, yönetime katılmak istiyorlar. Yani en azından adil bir sistemin olmasını istiyorlar. Yöneticiler adil olsun. Kula kul olmaktan bıkmış durumdalar. Dolayısıyla ben Arap Baharı sürecini dışarıdan karıştırma, komplo olarak görmüyorum. Ben Ortadoğu’da yaşadım. Arap halkları içinde yaşadım. Nasıl biz Türkiye’de kendi yöneticimizi, belediye başkanımızı, Başbakanımızı, Cumhurbaşkanımızı seçmek istiyorsak, ayrıca onların başarısızlıkları sonucunda sandıkta devirebiliyorsak, onların yerine daha uygun bir yönetici seçmek istiyorsak onlar da aynısını istiyor. Onların da hakkı. Dolayısıyla onlara kendi yöneticilerini seçemezler, demokrasiyle yönetilemezler anlayışı Oryantalist bir bakış. Araplara beyaz Türk denilen bir bakışla maalesef İslami kesimde de bakma hastalığı var. Bu doğru değil. Onların da hakkı.Onlar da okuyor, Avrupa’ya gidiyor Avrupa’da demokrasiye, falanca bakan işine bisikletle gidiyor, bir bakan otobüse binmiş, bir bakan yolsuzluktan dolayı devrilmiş, bunların hepsinin kendi ülkesinde olmasını istiyor. Biz bir petrol ülkesiyiz, yağmur yağıyor sel oluyor, alt yapı sıfır, bu tür sorgulamalar yapıyor. Arap Baharı bunun ortaya çıkardığı bir süreç. Bundan sonra böyle bir süreç ortaya çıktımı kendi lehine çevirmek isteyen çevreler, ülkeler olacaktır. Arap Baharı, Suriye’de bunun parçası özgürlük ve onur mücadelesidir. Bu insanlar bu mücadeleye devam edecektir. Ben Türkiye’nin de Beşar Esedli bir geçiş sürecini kabul ettiğini düşünmüyorum. Bu da açıklandı zaten. Bu söylense de yetkililer tarafından yalanlandı. Böyle bir şey kabul edilse bile Türkiye ve Suudi Arabistan siz Beşar Esedli bir geçiş süreci diyorsunuz, tamam somut net bir şey ortaya koyun, şu kadar süre içerisinde gideceği garantisini verin. Türkiye en azından bu bahaneyi ellerinden almak için bunu söylemiş olabilir. Beşar Esedi Suriye’de kimse kolay kolay kabul etmez. Çünkü Suriye’de Beşar Esed diye bir şey kalmadı. Suriye ordusu diye bir şey kalmadı. Savaşanlar İran ve Hizbullah. Şu anda da Rusya. Suriye halkı da kalmadı Beşar Esed kime başkanlık yapacak.

DEVRİMCİ GRUPLARA GÜÇLÜ DESTEK VERİLİYOR
Sizce bir hamle var mı?
Hamle var yardım şeklinde oluyor. Yani bu üç devlet müdahalesini doğrudan bir askeri müdahale değil buradaki devrimci grupları destekleme şeklinde yapıyor. Zaten bunu yaptığı için de sahaya yansıyor.
AMERİKA İKİYÜZLÜ BİR TAVIR İÇİNDE
Suriye’de Olanlar İsrail’e Yarıyor. İsrail Devrimci Grupların Kazanmasını İstemiyor.Karşı Devrim Başladı. Rusya ve İran Kesinlikle Kaybedecek. Peki direk bir askeri müdahale olur mu?
Askeri müdahale yok karşısına Rusya çıkabilir. Suriye’de sorun şu: Ben Amerika’nın tavrını çok kötü buluyorum. Amerika baştan beri Beşar Esedin meşruluğu kalmadı, rejimin meşruiyeti kalmadı şeklinde açıklamalar yapıyor ama Amerika baştan beri Beşar Esedi örtülü olarak destekliyor. Oradaki çatışmanın, katliamın süresini uzatıyor. Bu da tabi İsrail’in işine geliyor. İsrail’in istediği şey. Suriye ne kadar yakılırsa, yıkılırsa, kan dökülürse, ne kadar gücü yok olursa yeniden bir Suriye’yi inşa etmek ülkenin tekrar kendisine gelmesini sağlamak daha zor olur. Şu anda devrimcilerin savaşı kazanamayacağı, savaşın uzayacağı bir şeyi istiyordu İsrail. Amerika’nın tavrı da bu yönde oldu. Mesela helikopterlerin, uçakların varil bombasını atmasını engelleyeceği silah olan uçaksavar verilecekti Amerika engelledi. Amerika’ya rağmen Türkiye bir adım atamıyor. Uluslar arası alanda, ülkede Türkiye’ye çok büyük baskı var. Cumhurbaşkanına karşı iftira, yalan ve algı operasyonlarının yapılmasının sebebi arkasındaki bu uluslar arası güçlerin olmasından dolayıdır. Amerika şu anda rejimin ayakta kalmasını, kurtarılmasını istiyor. Beşar değişse bile rejim kalsın anlayışı var. Ortak bir noktada bulaşabilirler mi, muhalifler istemiyor. Bu Suriye konusu Filistin sorununa benzedi. Suriye’deki olay geçen Cumhurbaşkanı da dile getirdi, Suriye’de İran işgali var. Rus işgali bulunmakta. Dolayısıyla orada rejime karşı savaşanlar orada rejime karşı değil işgal güçlerine karşı savaşıyorlar. İşgal var, katliam var, işkence var, Filistinlilerin nasıl mültecileri varsa, Suriyelilerin mültecileri var, Filistin’de gruplar var Suriye’de de gruplar var. Burada benzeşiyorlar. Ama tabi daha önce dediğim gibi bunları daha geniş bir perspektifte okumak lazım. Yazımda şuna değinmiştim. Ortadoğu’da bir karşı devrim yaşanmıştı. Bunu Arap Baharı rüzgarından korkan ülkeler BAE, Ürdün, Suudi Arabistan gibi ülkeler Mısır, Yemen, Tunus’ta karşı devrim yaptılar. Bu karşı devrim halen yaşanıyor. Arap Baharını yaşayan ülkelerin hepsi birbirine bağlandı. Hatta Nasreddin Hocanın fıkrasını örnek vermiştim. Fıkrada yumurtaları yeni çıkan civcivleri kartal yada bir yırtıcı kuş gelip kapmasın diye ayaklarını birbirine bağlamış hoca. Yırtıcı kuşun teki birini kaptığında civcivlerin hepsi gitmiş. Şimdi burada da birbirine bağlandılar. Mısır’da, Suriye’de artık değişim kaçınılmaz. Suları geriye akıtmaya çalışıyorlar ama akmaz. Zaman geriye dönmez.
Yani her ne kadar bir miktar engellemeye çalışsalar da engelleyemezler. Mısır’da görüyoruz, ne kadar engelleyebilirler, kesinlikle engelleyemezler. Ne kadar baskı yaparsa yapsınlar daha sert patlayacak Mısır halkı. Akan suyun önüne set çekerseniz dolar dolar hem seti yıkar hem de önüne gelen her şeyi siler. Bu Arap Baharı barışçıl yollarla değişimin yaşanması için bir fırsattı. Fakat diktatörler kolay kolay koltuklarını, çıkarlarını terk etmezler. Yani bu bir süreç yaşanacak. Ama sonuçta Suriye’de olsun, diğer yerlerde olsun, sınırlar değişecek. Belki Suriye diye bir şey kalmayacak. Fakat Rusya’nın, İran’ın kazanacağını düşünmüyorum. Kazanmaları tabiatın kurallarına aykırı.
TÜRKİYE ÇIKARLARINI KORUMAK ZORUNDA
Peki Türkiye PYD kantonlarına karşı nasıl bir tavır almalı?
Türkiye bir çok konuda kırmızı çizgimizdir, yaptırmayacağız, ettirmeyeceğiz demesi Cumhurbaşkanının Başbakan olduğu dönemde ikinci Hama’ya izin vermeyeceğiz açıklamaları olmuştu. Bu tür açıklamalar maalesef antipati yaratıyor. Çünkü yapmayacağız, etmeyeceğiz, izin vermeyeceğiz diyorsunuz, özellikle izin vermeyeceğiz şeklinde kesin bir şey söylüyorsunuz. Ama dediğiniz şey sonuçta yapılıyor. Dolayısıyla Türkiye için Ortadoğu çok konuşuyor pratikte bir şey yapmıyor algısı oluştu. Buna izin verilmemesi lazım bu doğru değil. Türkiye çıkarlarını korumak zorunda. Amerika’nın çıkarları Türkiye’nin çıkarları çeliştiği zaman burnumuzun dibinde ülke çıkarlarını kendimiz korumak zorundayız. Çaresi yok. Orada PYD yapılanması ülkemizin çıkarlarına ters. Milli çıkarlarına, milli güvenliğine ters . Vurguluyorlar, vurgulamak yetmiyor. Amerika oraya silah yardımı yapıyor, oraya her türlü desteği veriyor. Geçenlerde PYD’nin iki botunun vurulduğu haberi medyaya yansıdı. İnşAllah doğrudur. İnşAllah kararlı şekilde sözlerle, açıklamalarla değil sahada gösterilir. Siz taviz verdikçe, göz yumdukça orada oluşan şey gerçeklik halini alıyor. Az önce söylediğim gibi beş adım atıyor siz baskıda yapsanız iki adım geriye atıp siyasi olarak üç adım kazanç sağlıyor. Bu şekilde bir emri vaki yapma peşindeler Suriye’de. Değişik çevrelerde bunlardan biri de PYD. PYD’nin destekçileri. Dolayısıyla Türkiye’nin buna kesinlikle izin vermemesi gerekir. PYD’nin batıya doğru uzanmasına kesinlikle izin vermeyeceğiz denildi. Hava saldırısıyla bu net şekilde ortaya konuldu, bu mesaj verildi. Bu kararlılık devam etmeli. Çünkü bir emrivaki olduğu zaman, bir oldu bittiye getirildiği zaman telafisi mümkün olmuyor maalesef. Ben dilerdim Türkiye’nin Suriye devrimine daha aktif bir şekilde destek vermesini, baştan beri müdahale edebilmesini, İran’ın yaptığının yarısını yapsaydı bugün Suriye bu durumda olmazdı. Şu var Türkiyede maalesef halkta hiç bulaşmayalım gibi bir düşünce de söz konusu. Bu doğru bir düşünce değil. Burnunun dibinde din kardeşliği, İslam kardeşliği söz konusu iken haydi o dediklerimi ve her şeyi bir tarafa bırakın olayın kendisi bile sizin müdahalenizi gerektiriyor. Apartmanız da alt komşunuzda bir yangın çıktığında o kişinin Yahudi, Hristiyan, Müslüman, Sünni, Şii olması önemli değil. O yangın size mutlaka geliyor. Kokusu geliyor,dumanı geliyor, alevi geliyor. Dolayısıyla Suriye’de o insanları Türkiye kışkırtmadı. O insanlar özgürlük için mücadele etti. Haklılarda yani. Bizim Türkiye halkı olarak, hükümet olarak, halk ve hükümet beraber olarak onlara siz Beşara sabredin, Beşarın zulmüne ses çıkarmayın,her şey devam etsin deme hakkımız yok. Bu kaçınılmaz bir durumdu. Burada Türkiye az önce söylediğim gibi dini,ahlaki gerekçeleri bir tarafa bıraksak bile, bırakmamamız gerekir. Mesela bıraksak bile Türkiye’nin milli çıkarları Suriye’ye daha aktif bir şekilde müdahale etmesini gerektiriyordu. Türkiye son dönemde Ortadoğu’da yumuşak güç sayesinde Türkiye’nin etkinliği, rolü arttı. Siz o yumuşak gücünüzü sert güçle koruyamazsanız birileri gelir sert güç kullanır sizi kovar. Bir pazara girerseniz biri gelir sizden haraç isterse, çık git buradan derse sizi kovmaya kalkarsa ona karşılık mutlaka kendinizi savunmak zorundasınız. Ülke çıkarlarını savunmak zorundasınız. Türkiye maalesef çıkarlarını sert askeri güçle savunabilecek durumda değil. Bu planlanmadı. Böyle bir düşüncede yoktu. Şöyle bir yanlış kanaat de var yumuşak güçle her şeyi hallederiz. Bir yanlışta şuydu, İran’ın bu derece müdahale edeceğini düşünmüyordu. Ne olursa olsun bizim İslami kesimde hükümeti oluşturan parti çevrelerinde falan bir kardeş ülke yaklaşımı vardı. Ben şunu görüyorum İran’ın gerçek yüzü ortaya çıktıktan sonra yaşanılan şoku görüyorum. Biz İran’ı eleştirirken, gerçek yüzünü geçmişte ortaya koyarken bizi mezhepçilikle falan eleştirenler şimdi bizim söylediklerimizin on katını söylüyorlar. Mesela HAS parti çevresinde şöyle bir söylem vardı, İran Türkiye masaya otursun Suriye’yi çözsün diyorlardı. Şimdi HAS partililer AK Partiye geçti. Ne oldu bu söylem. Suudi Arabistan, Katar, Türkiye Sünni hilali, Şİİ hilaline karşı bundan sakındırıyorlardı. Böyle bir şey yok, hilal milal yok ülkelerin çıkarları var. Şu an Türkiye’nin çıkarlarını destekleyen ülkeler bunlar. Suriye devrimi, Arap baharı sürecinde Türkiye’de ki partiler İslami kesim açısından da öğretici oluyor. İnsanlar Ortadoğu’dan, İslam aleminden kopuktu. Ama artık insanların ilgisi buraya yöneldi. Dolayısıyla insanlar oradaki durumu dikkatle takip ediyor. Türkiye açısından birde şu var Türkiye krallıkla yönetilmiyor, Türkiye demokrasiyle yönetiliyor. İçeride hükümetin elini kolunu bağlıyorlar. İnşAllah seçimde tek başına AK Partinin bir çoğunluğu kazanır ve ülke biraz rahatlar. Maalesef diğer partiler Türkiye’yi anlamış değiller. Özellikle dışarıdan baktığımız zaman, ben ülke dışında yaşadım, şimdi Türkiye’de olay AK Parti Erdoğan meselesi değil, iktidarda MHP olsa başbakan Bahçeli olsa, CHP olsa, Kılıçdaroğlu olsa Türkiye’yi kırk bölgeden yükseltecek, güçlendirecek politika izlese aynı saldırılar onlara da yapılırdı. Olay kişisel değil. Bu hükümetin, milli ordu, milli silah, silahlarını kendisinin üretmeye kalkışması, dev projeler, daha aktif bir rol üstlenmesi… Bu korkutuyor, bu endişeye sevk ediyor. Şu an Amerika İran’la anlaşmış durumda. İran’ın kuyrukları ne dersen de Hizbullah gibi diğer Şii milisler gibi. Amerika İran’a Ortadoğu’da kendisinin jandarmalığını yapma görevi verdi. Bugün Batı mesela sürekli Sünni radikalizmden bahseder IŞİD’dir, El Kaide’dir ve diğer örgütler. Ama mesela Irak’ta aynı IŞİD’in yaptığını yapan Şii örgütler olan Haşdi Şabi ve buna benzer onlarca örgüt var. Ama bunların hiç birinden bahsedilmedi. Şii fanatizminden bahseden yok neden, bu kasıtlı olarak yapılıyor. Bunların katliamları kasıtlı olarak örtülüyor, görmezden geliniyor. Türkiye yapabileceğini sonuna kadar yapmalı. Türkiye açısından hayat memat meselesi. Suriye bölünmeyecek dedik. Nusayri devleti kurulmasına izin verilmeyecek. Bir çok şeyde izin verilmeyecek diyoruz, bu izin verilmeyecek olayını çok kullandık. Pratiğe dökülmesi gerekiyor. Birde şu var bölgede ülkeler birbirleriyle örgütler üzerinden savaşıyor. İran’la savaşa girmeye gerek yok. Rusya’nın Amerika ile savaşa girmesine gerek yok. Ama siz size yakın olan grupları destekleyeceksiniz. İran bugün kendi savaşa girmese de, Yemen olsun, Irak olsun, Lübnan olsun, zaten Suriye’de var, kendine göbekten bağlı grupları sonuna kadar destekliyor. Para, silah, siyasi destek de bulunuyor bu gruplara. Türkiye savaşa girmesi gerekmez, ama Türkiye’ye gönül vermiş, yönünü Türkiye’ye çevirmiş grupları, bu Suriye’de olur, Lübnan’da olur,Yemen’de olur, başka bölgelerde olur, buna benzer grupları desteklemesi lazım. Siz desteklemezseniz, sahip çıkmazsanız, ortada bırakırsanız artık yarın dost bulamazsınız. Zor günde onların yanında olmazsanız, ağabey olarak sahip çıkmazsanız Türkiye yalnız kalır.

MİLLİ İRADE KESİNLİKLE KAZANACAK
Mısır’da firavunlar bitmiyor. Cemal Abdunnasr,Enver Sedat ve en son 40 yıl demir yumrukla yöneten Hüsnü Mübarek. Hüsnü Mübarek Arap Baharında devrildi. Ocak 2011’de. O sürecin akabinde parlamento seçimleri oldu. En son bir cumhurbaşkanlığı seçimi oldu. Muhammed Mursi tamamen meşruiyet kazanarak % 52 ile Cumhurbaşkanı seçildi. 2013 yılının temmuz ayında Sisi bir darbe gerçekleştirdi. Bu darbenin akabinde Müslüman Kardeşlerin baskı altına alınması, katliamlar yapılması ve daha nice zulümler. En son Muhammed Mursi ve yol arkadaşlarına idam cezası verilmesi. Mısır’da göstermelik parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri oldu. Mısır’ın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir çıkış olur mu?
Mısır’da az önce söylediğim gibi bir karşı devrim yaşandı. Mısır güçlü bir ülke. Mısır Arap Baharında örnek oldu. Bunu kimse inkar edemez. Halende örnek olmaya devam ediyor. Demokrasiyle, seçimleri başarıyla yapmasıyla örnek oldu. Türkiye gibi bir ülkenin yanına Mısır’ı koyarsanız, Arap ülkelerinde bir başarının ortaya çıkması, Mursi’nin başarılı olması ciddi şekilde birilerini sarstı. Arap Baharını tökezlemek adına Mısır’a müdahale edildi. Mısır’a müdahale etseniz de işler iyi gitmiyor, ekonomi iyi gitmiyor. Ne kadar askerle baskı yapıp halkı bastırırsanız da dökme suyla değirmen dönmez. Verilen paralarla Mısır ayakta kalmaz. Mısır bir Bahreyn değil, bir Katar değil, bir Umman değil, Mısır Körfezden gelen paraları kara delik gibi yutuyor.Körfezinde petrol fiyatlarının düşüşünden dolayı sermayesi azaldı. Bu paralarla istikrar sağlanmıyor, seçimlerin ilk turunda katılım yoktu. Ne kadar katılımı %35, 40 göstermeye çalışıyorlarsa da, ne kadar katılım yüksek diyorlarsa da, katılım öyle değil herkes gördü, halk gördü. Fakat şu var Sisi ile bastırıyorlar, askerle bastırıyorlar. Mısır’da Batı tamamen darbeyi destekledi. Bize her zaman demokrasi nutukları atan, insan hakları raporları yayınlayan Batı Mısır’da darbeyi destekledi. İnsan hakları ihlallerini destekledi. Sisi’ye Fransa’da altına kırmızı halılar serildi, şimdi İngiltere’ye gidecek İngiliz halkı gelmesin diye hükümetine baskı yapıyor. Yani Batı yine ikiyüzlülüğünü gösterdi. Mısır’da ne olur, az önce dediğimiz noktaya geliyoruz. Arap Baharı ülkeleri birbirine bağlandı. Libya, Mısır vs. bu böyle gitmez. Bugün Arap Baharı devrimleri hiç beklenmedik şekilde patladı. Yarın kimsenin beklemediği bir anda aç insanların devrimi yada başka bir şey adına ayaklanacaklar, bu sefer kanlı olabilir Allah korusun. Yani şimdiki durum sürdürülebilir bir durum değil. Körfezden de şu an Suudi Arabistan eskisi gibi desteklemiyor. Suudi Arabistan tamamen desteklemekten çekilmedi, tamamen destekten çekilse bu sefer kendisinin hata yaptığını kabullenecek. Bunu yapmak istemiyor en azından bir farklılaşma var. Eskisi gibi değil. Şimdi BAE, Ürdün, Mısır bloğu var Arap dünyasında. Mısır bir müddet daha böyle istikrarsızlıkla, kaosla böyle devam eder. Mısır’da şöyle bir şey var, Müslüman Kardeşler şiddete başvurmadı, Mısır’da Müslüman Kardeşlerden bir silahlı mücadele beklememek lazım. Müslüman Kardeşlerde zaten buna karşı. Silahlı bir mücadelenin ülkeyi yıkıma götüreceğini söyleyenler daha fazla. Mısır’da sabretme, bekleme süreci söz konusu. Yani darbe yönetimi çıldırmış durumda. Yağmur yağdı, sel oldu ölenler oldu, elektrik telleri düştü, dediler ki İhvan logarleri tıkadı ondan sel oldu. Dolar yükseldi, İhvan piyasadan doları çekti ondan yükseldi dediler. Yani İhvana karşı kafayı yemiş durumdalar. Yıldırım düşse, deprem olsa İhvan yaptı diyecekler. Tabi halk buna inanmıyor. Halkın yapacağı bir şey yok. Mesela Türkiye tank yapıyor, uçak yapıyor, İHA yapıyor ve her türlü askeri sanayiyi gerçekleştiriyor. Ama Mısır ordusu makarna üretiyor, her türlü ekonomik işlerle uğraşıyor. Yani ekonomi ordunun elinde olduğu için, siz bu hortumu keserseniz ordu ayağa kalkar.

MISIR ORDUSUNUN DEĞER DİYE BİR ANLAYIŞI YOK
İSLAM UMURLARINDA DEĞİL
Hocam Suriye’deki ordu Nusayri. Nusayri ağırlıklı olduğu için, şebbihalar ağırlıklı olduğu için, Suriye’leri öldürmeleri daha rahat oluyor. Halkını katletmeleri kendi açılarından bir rahatsızlık teşkil etmiyor. Onların gözünde bu yaptıkları meşru. Hristiyanlar Müslümanları öldürmesi rahat oluyor. Amerika Irak’ta 1,5 milyon Müslüman’ı öldürmesinde kendi açılarından bir sakınca görmüyor. Diyorum ki Mısır ordusu, Mısır halkı tamamen Sünni olduğu için Mısır askerleri kendi halkını nasıl öldürebiliyor? Mısır ordusu içinde darbeye karşı generaller yok mu?
Ordu aralarında anlaşmazlıklarda olsa, ortak çıkarları olarak görüyor. Çünkü demokrasi yerleşirse kendi çıkarlarını kaybedecekler. Böyle bir şey olursa topluca kaybederler. Generallerin hepsi etkinliğini kaybeder. Muhalif olan generallerde iç ve dış dengeleri gözetirler. Ordunun arkasında Amerika ve İsrail’in olduğunu biliyorlar. Karşı darbe kolay değil. Bu işin sonunda kelleyi vermekte var. Dışarıdan destek alması gerekir. Olan darbeye Amerika yeşil ışık yakmamış olsaydı, darbe gerçekleşmezdi. Ordu içerisinde muhalif bir subayın bölgesel destek olmadan, uluslar arası gücü elde etmeden darbe gerçekleşemez. Birde onlar uzun yıllar kendilerine değişik bir eğitim veriliyor. Bu eğitimden dolayı Müslümanlık, Sünnilik inançları kayboluyor. Sözde Müslüman, Sünni dediğiniz o kişilerde o zulmü yapabiliyor. Mısır’da Nusayri yok ama Mısır’da Kıpti Hristiyanlar var. Dolayısıyla bu baltacı dediğimiz zalim milislerin çoğu bu Kıptilerden oluşuyor. Kıptiler darbeye gayet net bir şekilde destek verdi. Suç işleyenler, caniler, katiller baltacılardır. Onlar için adam öldürmek, katliam yapmak gayet normal. Yani Kıptilerin milisleri baltacılar var.
TÜRKİYE KENDİSİNE GÖNÜL VERMİŞ HER GRUPLA İLETİŞİME GEÇİP DESTEK VERMELİ
Mısır’daki darbeye destek veren Selefiler de pişman oldu hocam. Bunun hakkında ne dersiniz?
Selefiler tek değil. Baştan beri Mısır’da Selefiler darbeye destek verdi şeklinde haberler çıkıyordu. Nur partisindeki selefiler istihbarat Selefileriydi. Bunun dışında Selefilerin çok farklı grupları var. Selefilerin El Kaide’ye, IŞİD’e giden, yakın olan grupları da var. Demokrasiyi kabul edip, parti kurup seçime giren grupları da var. Mesela Selefilerin Cumhurbaşkanı adayı veto edilmişti. Hazım Ebu İsmail, Mursi ile beraber hapiste. Selefilerin hepsi darbeye destek vermedi. Nur partisi de darbeye destek verdikten sonra çok büyük kopuşlar yaşadı. Zaten son seçimlerde sıfır çekti. Nur partisi pişman oldu mu olsa ne yazar, olmasa ne yazar. Pişmanlıkları, yaptıkları suçu temizlemez. Onların çizgisi pişman olsalar da hayır bir çizgi değil az önce söyledim onlar istihbarat Selefisi. Onlara bir görev verildi o görevi yaptılar. Onlar kenara atıldı şu anda. Mısır’da Selefiler göz ardı edilmeyecek bir vakıadır. Türkiye Müslüman Kardeşlerle kurduğu ilişki gibi, demokrasiyi benimsemiş, Türkiye’yi seven, destek olan, istihbarat Selefi’si olmayan gruplarla mutlaka diyalog geliştirmesi lazım, Türkiye’ye yöneltilen bir eleştiri var Türkiye Ortadoğu’da sadece İhvanı görüyor. Bu çok doğru bir şey değil ama İhvanın varlığını ne kadar kabul edersek edelim bu tip gruplarda var. Filistin’de bile sadece HAMAS yok El Fetih var, Selefiler var. Türkiye kendisine yakın olan gruplarla mutlaka iletişime geçmelidir.

BÖLGEDE HALK İRADESİ KAZANACAK
Sonuç olarak Mısır’da milli irade kazanacak mı?
Kazanacak. Sadece Mısır’da değil, bölgede halk iradesi Allah’ın izniyle kazanacak. Ama bu ne kadar sürede gerçekleşir Allah bilir.
Asıl Sorun İran’ı Bölgede Jandarması Olarak Kullanan Amerika’dır.
Amerika Husilerin Kaybetmesini İstemiyor. Suudi Arabistan, Türkiye, Katar Amerika’yı Umursamadan Kendilerine Ait Politikalar Uyguluyor.
Suudi Arabistan’ın en büyük hatası şuydu: Kral Abdullah döneminde tek hedef tahtasına oturdukları Müslüman Kardeşlerdi. Sünnileri ve Türkiye’deki AK Partiyi hedef alıyordu. Tüm enerjisini buna harcıyordu.Mısır’daki darbeye 20 milyar dolar destek verdi. Sisi’ye tamamen arka çıkması. Arap Baharını bastırmaya çalışması. Ama bir şeyi gözden kaçırdı hocam. İran’ın yükselişi. Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta, Yemen’deki yükselişini göz ardı etti. Kral Selman Suudi Arabistan’ın başına geçtiği zaman bu İran’ın yükselişine karşı ilk yaptığı hamle Yemen’de Husilere karşı hava saldırılarına, operasyonlara kurduğu koalisyonla beraber başladı. Muhaliflere daha fazla destek verdi. Fetih ordusuna desteğini arttırdı. Soracağım soru şu: Yemen’de Husilerin gücü kırıldı mı? İran artık durdurulabiliyor mu?
Elbette İran sadece Yemen’de değil bölgede İran’ın gücü kırılmaya başlandı. Asıl sorun İran değil. İran’ı bölgede jandarması olarak kullanan Amerika’dır. Yemen’de Husilerin arkasında Ali Abdullah Salihi var. Husilerin bu kadar gücü yoktu, bu kadar hızlı ilerleyemezdi, Husilerin arkasında Ali Abdullah Salihi, onun cumhuriyet muhafızları vardı. Husiler ayrıca ne kadar Amerika kahrolsun, İsrail kahrolsun dese de, Amerika, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Husilere nihai darbeyi vurmasını istemez. Yemen barış görüşmelerinde Husileri de masaya oturtup onları da bu denklemin içine aldı. Amerika kesinlikle Husileri koruyor.
Amerika Lübnan’daki Hizbuşşeytan’a da 35 milyar dolar silah yardımı yapmıştı bu medyaya da yansımıştı.

Şimdi Yemen’de durum bu. Çok güzel ifade ettiğin gibi Kral Abdullah döneminde Suudi Arabistan kendi ayağına sıkmıştı. Kral Abdullah döneminde Suudi Arabistan, BAE’nin kuyruğuna takılmış gidiyordu. Suudi Arabistan’ı BAE sürüklüyordu her tarafa. Kral Abdullah dönemindeki o yönetimdeki ekibi Kral Selman tasfiye etmişti. Bu ekip tamamen BAE’nin adamları olup, BAE Suudi Arabistan’ı kalkan olarak kullanıyordu. BAE’nin gücü yok. Hem nüfus olarak, hem ekonomi olarak yani Suudi Arabistan BAE ülkesiyle kıyaslanamayacak bir güce sahipti. Körfez ülkeleri içerisinde ağabey özelliğine sahip. BAE özellikle veliaht Muhammed Bin Zayed döneminde Suudi Arabistan’ın boynuna halka takmış sürüklüyordu adeta. Kral Selman ile bitti o dönem. Yemen’de Suudi Arabistan’la BAE aynı koalisyon içinde savaşırken, ayrıca Suudi Arabistan artık Yemen’deki Müslüman Kardeşleri terörist olarak görmüyor. Yemen Müslüman Kardeşleri lideri Abdulmecit Dendani BAE’nde barış görüşmelerine katılıyor. Ama BAE Müslüman Kardeşleri terörist olarak görüyor. Ama Ali Abdullah Salihi’nin Yemen’de halkın paralarını çalarak BAE’ne yatırıp burada BAE ile beraber yatırım aracı olarak kullanıyor. Yani koalisyonun içinde büyük fikir ayrılıkları var. Batı ise hep çözüm diye diye çözümsüzlüğü ortaya çıkardı. Sonuç olarak İran’ın bölgedeki gücü kırılıyor. Sadece Yemen’de değil, Suriye’de de bu gücü kırılmaya başladı. Batı ile Nükleer anlaşmadan sonra baya mevzi kaybetmeye başladı. Bölge ülkeleri şunu anladı, sadece Amerika’ya güvenmek siyasi olarak bir kazanç elde etmediği gibi tam tersine zararlarına olduğunu gördü. Özellikle Suudi Arabistan bunu gördü. Bunun üzerine bölge ülkeleri kendileri adım atmaya başladı. Yemen’e düzenlenen operasyonlar, Suriye’de Suudi Arabistan, Katar, Türkiye ve öbür bazı ülkeler muhaliflere desteğini artırarak, Amerika’ya rağmen kendileri de bir politikanın içerisine girdiler. Ama ne ölçüde başarılı olabilirler, ne ölçüde ilerleyebilirler şimdiden söylemek erken olur.
IRAK’TA EN BÜYÜK SIKINTI SÜNNİLERE AİT GÜÇLÜ BİR ORDUNUN OLMAMASI
SÜNNİLER IŞİD İLE Şİİ MİLİSLERİN ARASINA SIKIŞMIŞ DURUMDA
Irak’ta Saddam rejimi vardı. Amerika Saddam’ı tabiri caizse gaza getirip Kuveyt’e girdikten sonra 1.Körfez savaşı dedikleri müdahaleyi yaptı. Saddam rejiminin kimyasal silahı var, kimyasal silah üretiyor bahanesiyle, El Kaide bahanesiyle 2003 yılında Amerika Irak’ı işgal etti. Akabinde Saddam’ı devirdiler. 1,5 milyon Müslüman’ı öldürdüler. Irak’ın son geldiği noktayı şöyle yorumluyorum, Irak fiilen üçe bölünmüş durumda. Şiiler, DEAŞ, Kürdistan diye bölünmüş bir hali var. Büyük bir istikrarsızlık var. Irak nereye doğru gidiyor?
Artık Ortadoğu’da sınırlar değişiyor. Sykes Pıcot antlaşmasını sürdürebilmek mümkün olmuyor. Türkiye’nin de böyle bir hedefi olmamalı. Elin oğlunun çizdiği sınırların bekçisi olmamalıyız. Irak’ı İran’a teslim etti Batı ve Amerika. Irak’ta artık Şiiler ve Sünniler her ne kadar beraber namaz kılsalar da, barış olması ve beraber hareket etmeleri artık mümkün değildir. Çözüm bölünmemi olur o da kolay değil. Bölünmede kolay bir durum değil. Ayrıca şimdi Kuzeyde de ciddi bir şekilde kriz yaşanıyor. İran’ın doğrudan müdahalesi var şu an. Artık bölge sadece Suriye değil, Irak değil karşıt grupların, farklı grupların burada sadece a grubu b grubu değil. Çoklu bir denklem söz konusu. Güç mücadelesi var bu her olan mücadeleyle gösteriliyor’e k. Irak’ta şöyle bir şey var, Kürtlerin siyasi gücü var, askeri gücüde var Peşmerge, bu oturmuş bir halde. Şiiler arkalarında İran desteği var, Batı desteği var, hükümet onların elinde, ordu onlara teslim edildi. Haşdi Şabi milisleri var, onlarca Şii milis grupları var ve her şeyleri var. Sünnilerin elinde maalesef bir IŞİD var, başka bir şeyleri yok. Suriye’de, Suriyeli muhalifler bunu başardı. Eğer Suriye devrimcileri IŞİD’e teslim olsalardı başka hiçbir mücadele alanı olmazdı. Irak halkı bunu kabul etmeseler de IŞİD’e karşı mücadele edecek güçleri yok. Irak Sünnilerinin IŞİD’e karşı savaşın demek haksızlık olur. IŞİD’e karşı savaşsalar IŞİD gider , Haşdi Şabi milisleri gelir. IŞİD’de Sünnilere katliam yapıyor, Şii milislerde Sünnilere katliam yapıyor. Sünnilerin en büyük kaybı, kendilerin özgü, sistemli, güçlü bir orduları yok. Suriye’de böyle değil, orada Ahraru Şam var, Ceyşul İslam var, Özgür Suriye Ordusu var, Tevhit Tugayları var, İslami Cephe var, ortaklaşa kurdukları Fetih Ordusu var ve daha bir çok grupları var. Suriye’de gerektiğinde onlar IŞİD’e posta koyup IŞİD’e karşı savaşıyorlar, ağır darbeler indiriyorlar. Irak’ta böyle bir şey yok. Irak’ta Halid ed dari’nin oğlu Müsenna Haris ed dari Irak Müslüman Alimleri Birliği başkanı oldu. Onlar geçen Irak için çözüm önerileri sunmuşlar. Ben bunu yazdım da Diriliş Postasında. Yani siz çözüm önerisi de getirseniz ona sözüm yok ama sizi kim dinler ki?

YANİ IRAK’TA SÜNNİLERİN GÜÇLÜ BİR ORDUSU YOK.
Yok. Güçlü bir yapılanmanız olmazsa siyasi kazanç elde etmezsiniz. Türkiye Suriye’de ÖSO, Ahraru Şam gibi muhalif örgütleri destekliyor. Bunlar IŞİD’le de alakası yok. El Kaide ile de alakası yok. Ama Irak’ta durum böyle değil.
SÜNNİLER IŞİD’LE Şİİ MİLİSLERİN ARASINA SIKIŞMIŞ DURUMDA.
Evet halk sıkışmış durumda. Halkın bu sıkışmışlığı çözecek bir gücü yok. Maalesef bu sıkışmışlık Irak’ta halkın bir kısmının IŞİD’e kaymasına sebep oldu. IŞİD’e destek vermelerine yol açtı. Şiiler o kadar zulüm edince, baskı yapınca, bu bir kısım halk Şiilere karşı IŞİD’in yanına kaymalarına, yaptıklarına destek vermelerine yol açmış durumda. Bu Irak’taki IŞİD’e destek vermelerinden dolayı, Suudi Arabistan kendi ülkesine karşı canlı bomba olan, askerlerini öldüren bu örgütten dolayı Sünnilere destek vermez. Türkiye’ye karşı canlı bomba olan, Türkiye’ye düşmanlığını ilan eden ve askerlerini öldüren IŞİD’den dolayı acaba bu yapacağım yardım IŞİD’in eline geçmesin dediği için bir kısım kesim yüzünden Sünnilere yardım etmiyor. Irak’ın sıkıntısı şu: Türkiye’nin, Suudi Arabistan’ın, Katar’ın destekleyebileceği bir örgüt yada bir ordu yok. Şu olabilir Suriye’de dengeler değişirse muhalifler lehine o zaman Irak’ta bu saydığım üç ülke bir yapılanma içerisine girebilir.
BARZANİ BÖLGEDEKİ OYUNLARI BOZDU
Barzani Türkiye’ye Yakınlaşıp İran’a Teslim Olmadı
Barzani’ye karşı rahatsızlıkları Türkiye’ye yakınlaşmasından dolayımıdır?
Türkiye’ye yakınlaşması, orada olan güçlerin oyunlarına izin vermemesi, Esed rejimini desteklememesi, petrolü Türkiye üzerinden ihraç etmesi, İran PKK’yı Türkiye’ye karşı kullanıyor. Barzani ‘de Türkiye lehine bir politika izliyor. Barzani Türkiye’nin istikrarlı yapısını destekliyor, petrolü Türkiye üzerinden ihraç ediyor. İran’ın Kürtleri blok halinde Türkiye’ye karşı kışkırtma planını bozuyor. Barzani Suriye’nin kuzeyindeki denklemi de bozuyor. Başından beri PYD’’ye karşı bir rahatsızlığı var. PYD’nin dindar Kürtleri memleketlerinden sürüp Kuzey Irak’a yollaması Barzani’yi son derece rahatsız etti. Hatta Suriye ile olan sınırına hendek kazdı. Dolayısıyla Barzani’nin hedef alınmasının sebepleri bunlar.
LİBYA’DA DEVRİMCİLER DEVRİMİ SİLAHLARIYLA KORUDU
Devrimin En Temizini Ve Sağlamını Libya Yaptı. Batı Libya’da İstikrarsızlık İstemiyor. Hafter Tamamen Denklem Dışı Kaldı.
Libya’da yaklaşık kırk yıl ülkeyi yöneten Kaddafi rejimi 2011 yılında devrildi. En son 2014 yılında Halife Hafter’in darbe girişimini devrimciler engelledi. Hafter ancak Tobruk’ta tutunabildi. İki hükümetli bir yapı ortaya çıktı.İki hükümetin Fas’taki barış görüşmeleri. Libya’da bir istikrar olur mu?
Libya’da şu oldu, devrimin en temizini Libya yaptı. Devrim mahkemesiyle anında Kaddafi’yi yargılayıp infaz ettiler. Hatta Libyalılar oğlunu da aynı şekilde infaz edilmesini istiyor. Libyalı devrimciler devrimi silahlarıyla korudu. Korumakta gerekiyordu. Dolayısıyla Hafter’in başarısız olmasının bir nedeni de bu.Libya’da istikrarsızlığı Batı istemiyor. Batı Hafter’i desteklemedi. Hafter’i karşı devrim ülkeleri destekledi. Suudi Arabistan, BAE, Ürdün, Sisi ve körfez ülkeleri diyebileceğimiz blok destekledi. Batı neden desteklemedi, çünkü Libya halkı Mısır gibi silahsız değil, bir darbe gerçekleşirse çok feci bir iç savaş çıkar. Libya’da Avrupa’nın hemen karşı kıyısında. Avrupa’ya mülteci akını olur. Avrupa da mülteci akınından çok korkuyor. Ayrıca Libya onlara petrol sağlıyor. Petrol ihraç ediyor. Bu saydıklarımdan dolayı Batı Libya’da istikrar istiyor. Dolayısıyla o iki tarafı barıştırmak istiyor, ortak hükümet kurmalarını istiyor. Tarafların anlaşmasından şu çıktı, Hafter’e artık bir rol yok. Hafter silindi. Birde Türkiye Libya’da sağlam durdu. Türkiye’nin duruşu takdire şayan. Devrimin en başarılı olduğu ülke Libya’dır.
Kral Selman Gitse Bile Muhammed Bin Nayif Gelir. Nayif de Selman Gibi Milli Ve Türkiye’ye Yakın Bir İsim
Hükümete Yakın Medya Bile Suriye Konusunda Ve Ortadoğu’daki Bazı Konularda Hükümete Ters Haber Ve Yorumlar Gerçekleştirdi.
Kral Selman’a ve Suudi Arabistan’a niye algı operasyonları yapılıyor? Hatta Türkiye’deki bir kısım İslami medyada buna alet oldu. Mossad güdümlü haberi kendi siteleri ve gazetelerinde yayınladılar.
Kral Selman’da Erdoğan gibi bölgede kendi ülkesinin çıkarlarının üst aklın çıkarlarına ters olduğunu görünce, milli politika takip etme çabasına girdiği için bu politikalardan vazgeçirmek için algı operasyonları yapılıyor. Bu algı operasyonlarının arkasında BAE’nin olduğunu unutmamak gerekiyor. BAE’nin İsrail’le ciddi bağlantıları var, İngiltere ile ciddi bağlantıları var, geçenlerde medyaya yansıdı İngiltere’de Katar’ı karalamak için İngiliz medyasına para teklif ettiği ortaya çıktı. Türkiye’deki medya da İran’ın etkisi var. İrancılar dediğimiz o grup Suriye devriminin başından beri değişik bir tavır ortaya koyuyor. Hatta Türkiye’de hükümete yakın olan medyada bu algı operasyonlarına alet oluyor. Hükümetin Suriye politikasına karşı tam ters istikamette haberler, yorumlar yapıldı. Suriye devrimine karşı karalama operasyonları sürdürdüler. Yani Türkiye’de biz Hüsnü Mahalli’nin Yeni Şafakta, TRT’de çalıştığı dönemlerden geldik. Hala aynı hastalıkları olanlar var. Zaman zaman depreşiyor işte. Kral Selman’a karşı yapılan o haberlerin doğru olduğunu düşünmüyorum. Kral Selman G20 dolayısıyla Türkiye’ye gelecek. Aklı başında, yerinde. Kral Selman gitse bile ikinci adam Muhammed Bin Nayif Türkiye’ye yakın, Erdoğan’la ilişkileri yerinde. Güçlü bir isim. İçişleri bakanı, bakanlar kurulu başkanı, veliaht prens. Hem hanedan içerisinde güçlüdür, hem de ordu içerisinde güçlüdür. Savunma bakanlığı Kral Selman’ın oğluna bağlı. Şimdi Türkiye’de komplo teorilerine bizim medya bayılıyor. İsrail Türkiye aleyhine bir haber yaptığında ona sert çıkarlar. Ama aynı İsrail başka bir ülke ile alakalı bir haber yaptığında üzerine atlarlar. Böyle bir tezat söz konusu. Algı operasyonları yapılıyor ama Suudi Arabistan bu haberleri pek taktığı yok. Suudi Arabistan imajını çok ciddiye alan bir ülke değil. Yapılan haberler Türkiye’de sanki kıyamet kopmuş gibi medyaya yansıdı ama Arap medyasında hiç böyle haberlere yer verilmedi bile.
Son dört yıldır Türkiye’ye karşı yapılan operasyonların sebebi nedir?
Özetle söylemek gerekirse Türkiye milli ve bağımsız bir politika izlediği için, bölgede halkların özgürlük mücadelesine destek verdiği için hedefte. Silahlanmada milli sanayiye ağırlık vermeye başlaması ve dev projelere imza atması Türkiye’yi kendine rakip olarak gören Avrupa ve bölge ülkelerini korkutuyor. Şunu da unutmamalıyız. Türkiye, kim ne derse desin Osmanlı İmparatorluğu’nun varisi. Selçuklu Devleti’nin varisi. Yani sıradan bir ülke değil. Köklü bir geçmişi var. Operasyonların temelinde işte hâlâ unutulamayan Osmanlı korkusu var.
SAİD BULUT/ANADOLU GÜNLÜK