Türkiye adeta seçim atmosferine girildiği andan bu yana perde gerisinde kimi mahfiller tarafından yazıldığı belli olan oyunların sahnelendiği tiyatro alanına döndü. Halkın huzuruna çıkanlar “iyi adam” rolüne uygun maskelerini birer birer giydiler. Her renge bürünebiliyor her telden çalıyorlar. Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığında sınır tanımıyorlar. Ellerinden gelse hükümet yetkililerini ve hatta AK Parti’ye destek veren kitleleri bir kaşık suda boğacaklar.
Bu aşamada Fethullah Gülen faktörü çok önemli. Amerikan istihbarat başkanı çuvalcı generalin zamanın başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, “Siz İsrail ile olan ilişkilerinizi düzeltin, biz de cemaatle aranızı iyileştirelim” yolu konuşması ile iplerinin kimlerin elinde olduğu açıkça ilan edilen paralel yapı, bu günlerde HADEP’ten CHP’ye uzanan siyasi hareketin üçüncü ortağı konumunda. Kendilerine verilen emrin gereği için hareket ediyorlar. Saadet Büyük birlik ittifakı da cabası…
MHP’nin hali malum. Ekmeleddin İhsanoğlu adayları. Bunda ne var ki denilebilir. CHP’nin C. Başkanı adayı ilan ettiği adamı MHP ve önceden bir araya gelmesi mümkün görünmeyen bir sürü gurup desteklemişti. Bu destek için bütün diğer unsurları aynı gaye etrafında toplayabilen İRADE kimin iradesidir? Mansur Yavaş hikayesi deyip geçelim. Ama olayların arka planı anlaşılıyor ki göründüğü gibi basit değil.
Bütün Türkiye ve Dünya sathında başlatılan AK Parti ve Erdoğan düşmanlığının arkasında yatan sebepler iyi değerlendirilmeli. Türkiye, Mısır darbecilerine karşı çıkan ülke, İsrail vahşetini bütün dünya nezdinde dile getiren, Beşşar Esed katilinin zulmüne sessiz kalıp seyirci olmayan, kendi ülkesi ve milleti için gece gündüz çalışan ülke… Tabi bu sıraladıklarımızın yanına ilave edilecek başka şeyler de var… Ama onların düşmanlığının asıl sebebi daha başka.
Düşmanlığın gerçek sebebi, Salih Mirzabeyoğlu’nun ” Şartlar Türkiye’yi tarihi misyonunu üstlenmeye zorluyor.” tespitinin hakikat olmasıdır. İşte onlar bu hakikatin gerçekleşmemesi için var güçleriyle TÜRKİYE’nin misyonunu çökertmeye harcıyorlar. Türkiye TİKA aracılığıyla bütün dünyada geleceğin inşasında rol alacak insanların ayağına gidiyor ve onlara hizmet veriyor. Kendi teb’asının sınırlarını Asya’dan Afrika’ya hemen hemen bütün dünyaya doğru açılarak genişletiyor. Bosna, Afrika, Somali… Şura ya da bura fark etmez… Oralarda yaşayan kardeşlerimize el uzatıyor. Sömürgeci batı emperyalist devletlerinin etkilerini kırıyor. Birleşmiş milletler hakkında “Dünya beşten büyüktür.” tezini zihinlere kazıyor. Kendi halkını ayağa kaldırma teşebbüsünde muvaffak oldukça başkalarının da ayağa kalkmalarına öncülük ediyor. Öyleyse Amerika, İngiltere, İsrail ve batı için bu gidişe dur diyecek çalışmalar içerisine girmelerinden normal bir şey olamaz.
Gelecek seçimler o yüzden sadece Türkiye’nin değil dünyanın seçimidir. Türkiye’de yıkacakları iktidarın yerine kurmayı hayal ettikleri rejim, kendi halkına MISIR’da olduğu gibi kan kusturacak bir rejim olacaktır.
Şartların Türkiye’yi tarihi misyonuna hazırladığı bir ortamda bu misyonu zedeleyecek yalpalamalara geçit vermek, içine düşürülmesi muhtemel tuzağa kapılmamız manasına gelir.